Index arrow Düşünce Gündem arrow Sayı 13

AVRUPA: Banliyölerdeki gençler ikinci sınıf vatandaşlığa isyan ediyor PDF Yazdır E-posta
Yazar Ali İhsan Aydın   
Avrupa’nın göbeğinde savaş alanını andıran görüntüler toplum dışına itilen nesillerin ne denli tehlikeli olabileceğini gösterdi.

Ekim ayının sonunda Paris’in ağırlıklı olarak göçmenlerin yaşadığı bölgelerinde başlayan banliyö isyanı, Avrupa ülkelerinde yaşayan göçmenlerin maruz kaldıkları ayrımcılık ve ırkçılığı tekrar gündeme taşıdı. Avrupa’nın göbeğinde savaş alanını andıran görüntüler toplum dışına itilen nesillerin ne denli tehlikeli olabileceğini gösterdi.

Fransa’yı bir anda dünya gündemine taşıyan olaylar Paris’in banliyösündeki Clichy-sous-Bois semtinde yaşayan Afrika kökenli iki çocuğun kimlik kontrolü yapmak isteyen polisten kaçmak için sığındıkları trafo merkezinde yanarak can vermesiyle başladı. Arkadaşlarının ölümünden polisi sorumlu tutan mahalleli gençler protesto için o gece çok sayıda araba yaktı. Bir kaç aydır göçmenlerin yaşadığı bölgelerle yakından ilginen ve buralarda ‘temizlik’ yapacağını saklamayan İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy ise ‘ayak takımı’ ve ‘serseri’ diye nitelediği gençlerin eylemine sert tepki göstererek bölgeye özel polis birlikleri sevk etti. Hükümet üyeleri tarafından bile gençleri tahrik etmekle suçlanan Sarkozy’nin bu tavrı polise karşı zaten öfkeli olan banliyö gençlerini ayaklandırdı. Gerilim, güvenlik güçleriyle göçmen kökenli gençler arasında gerçek mermilerin kullanıldığı bir çatışmaya dönüştü. Kısa zamanda ülkenin diğer şehirlerine sıçrayan şiddet eylemleri çok sayıda şehri savaş alanına çevirdi. İsyancı gençler iki hafta içinde 10 bine yakın araba, çok sayıda kamu binası ve işyerini ateşe verdi. Güvenlik güçlerinin çatışmaları yatıştıramaması üzerine harekete geçen Fransız hükümeti ise 1955 yılında Cezayirli göçmenler için çıkarılan olağanüstü hal yasasını yeniden yürürlüğe koydu. Şiddet olayları ancak bu şekilde bastırılabildi.

Banliyö gençlerinin bu isyanı hiç kimse için sürpriz olmadı. Buralarda araştırma yapan sosyal bilimciler çoktandır banliyölerin ‘patlamaya hazır bir bomba’ haline geldiğini belirterek yetkileri uyarıyordu. Nüfusunun çoğunluğunu göçmenlerin oluşturduğu bu mahallelerde yaşayan insanlar hayatın her kademesinde ayrımcılığa maruz kalıyor ve giderek toplumun dışına itiliyordu. Bu gençler, kibrit kutusunu andıran çok katlı konutlardan oluşan banliyölere sıkışıp kalmış durumdalar. Yeni öğretmenlerin ‘mecburi görevlerini yaptıkları okullarındaki eğitim düzeyi tabanlarda seyrediyor. Zaten okuyabilenlerin de ‘sınıf atlama’ garantisi yok. Buralardan çıkmış çok sayıda diplomalı genç adından veya renginden dolayı iş bulmakta zorlanabiliyor. Hiç bir yerde ‘adam yerine’ konmuyorlar. Fransız medyası, yabancı uyrukluların eğlence merkezlerinin kapısından dahi geri çevrildiklerini gösteriyor. Siyasetçiler, yabancıların yaşadıkları bölgeleri  ‘Cumhuriyet’in kaybedilmiş toprakları’ diye niteliyor.

Banliyö isyanı, işte bu şartlarda yaşayan gençlerin  ‘Biz de varız. Sesimizi duyun.’ diye haykırması olarak okunmalı. Kaybedecek hiç bir şeyi olmayan eğitimsiz, işsiz ve bütün bunlardan dolayı da öfkeli bir gençlik. Eylemlerinin arkasında bir düşünce, bir ideoloji veya bilinç yok. Kendilerini bu hale getirenlere kızgındılar ve patladılar. Polise kızdılar, kendi gittikleri okulları, spor salonlarını, komşularının arabalarını ve mağazalarını ateşe verdiler.

Eylemler dünya medyasında ‘göçmen isyanı’ şeklinde  işlendi. Halbuki yaşları 15 ila 25 arasında değişen bu gençlerin tamamına yakını Fransız. Bazılarının anne-babası, bazılarının ise dedeleri göçmen. Onlar ise Fransa’da doğmuşlar ve Cumhuriyet kurumlarında ‘yetişmişler’. Hepsi Fransızca’yı çok iyi konuşuyor. İsyanları da buna zaten. Fransız olmalarına rağmen hala ‘yabancı’ olarak görülüyor ve ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyorlar. Üç yaşından bu yana gittikleri her okulun girişinde okudukları Fransa Cumhuriyeti’nin sloganı haline gelen ‘özgürlük-eşitlik-kardeşlik’ ilkelerinin kendileri için de geçerli olmasını istiyorlar.

Şiddet olayları, referansı çok tartışılan olağanüstü hal yasasının yürürlüğe girmesiyle yatıştı. Fakat banliyölerde öfkenin yakın dönemde kaybolması çok zor güzüküyor. Olayların ardından göçmenlerin durumlarının iyileştirilmesi yönünde gelişmeler beklenirken, Sarkozy planladığı yeni ‘sert tedbirleri’ haber veriyor. Yani, gençlerin isyanı yine kendilerini vuracak. Yeni olayların yaşanmaması şimdiye kadar ‘kaybedilmiş’ olarak gördüğü bu bölgeleri ihmal eden Fransız hükümetlerinin buralarda uygulayacağı sosyal politikalara bağlı. Ama en önemlisi de zihniyet değişikliğine. Fransız halkı ve siyasetçileri bu kişileri ‘öteki’ veya ‘içerdeki düşman’ olarak gördükçe değişen hiç bir şey olmayacaktır. 

 

 

Sayı 45

45. Sayı Sunuş
Değerli Okuyucularımız,
Geçtiğimiz temmuz ayında, 1995 yılında Srebrenitsa’da katledilen Müslümanları anma merasimi için bölgedeydik. BM Barış ...

DÜNYA GÜNDEMİ; Kosova anayasası ilan edildi: Peki ülkeyi kim yönetecek?
BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un teklifi, mevcut Avrupa Birliği Kosova misyonun (EULEX) BM bünyesinde ve kontrolünde çalışmalarına devam etmesi yönünde. Bu durumsa, K...

DOSYA; Irak'ın Sessiz Çığlığı: Irak'a farklı bakmak

Eski düzen-yeni düzen tartışmaları arasında siyasi polemiklere, stratejik analizlere ve uluslararası güçlerin global pazarlıklarına pek konu olmayan Irak’taki insani ...

DOSYA; Irak'ın Sessiz Çığlığı: Sonuç ve öneriler
2003 yılından bu yana Irak’ın içinde bulunduğu koşullar, olumsuz ambargo mirası üzerine bindiğinden çok büyük bir yıkıma neden olmuştur. İşgal sonrası uygulanan yanl...

İSLAM COĞRAFYASI: Sömürgeden bağımsızlığa Cezayir

Cezayir halkı, tam 130 sene Fransa’ya her ne pahasına olursa olsun boyun eğmemekte direndi ve sonunda 1962 yılında bağımsızlığını elde etti. ...

DÜNYA GÜNDEMİ; Çok katilli ve çok ölümlü beynelmilel bir oyun: Srebrenitsa
Srebrenitsa’da yaşanan soykırımı önemli kılan hususlar; zamanlama, teorik planlamanın kusursuz işleyişi, uygulamadaki sürat ve yapılanlara BM’nin bizzat eşlik etmesidir....

Kısa kısa
Avrupa, göç politikalarını sertleştiriyor
Her yıl ortalama iki milyondan fazla göçmenin giriş yaptığı Avrupa ülkeleri, göçmen sorunu ile ...