|
Irak’a komşu ve aynı zamanda ABD’nin başlıca destekçilerinden biri
olduğu halde bu kaostan nasibini almamış görünen Ürdün, karışmaya
başlayan ülkeler listesinde gecikmeli de olsa yerini aldı.
Irak’ta işgal sonrası yaşanan gelişmeler, kaosun Irak sınırları
içinde kalmayacağını en baştan itibaren göstermişti. Irak’ın işgalinin
ardından Türkiye’deki olayların tırmanışa geçmesi, İran’ın Kürt ve Arap
bölgelerindeki kitlesel gösteriler, Suriye’deki çatışmalar, Lübnan’daki
suikastlar dizisi bunun somut göstergeleri olarak iki yıldır gündemdeki
yerini korudu. Ancak Irak’a komşu ve aynı zamanda ABD’nin başlıca
destekçilerinden biri olduğu halde bu kaostan nasibini almamış görünen
Ürdün, karışmaya başlayan ülkeler listesinde gecikmeli de olsa yerini
aldı.
Kasım ayının başlarında, başkent Amman’daki üç lüks otelde aynı anda
meydana gelen patlamalarda 57 kişi hayatını kaybederken, 117 kişi de
yaralandı. Gerek saldırılar, gerekse saldırıyı gerçekleştiren kişiler
konusunda çok sayıda spekülasyon yapılmış olsa da, bu detaylar olayın
temel niteliğini değiştirmiyor. Ürdün yönetimine göre saldırı; intihar
komandolarının Filistinli bir ailenin düğün töreni sırasında otele
girerek fünyeyi çekmeleriyle gerçekleşti ve tek amaç kan dökmekti.
Saldırıyı gerçekleştirmekle suçlanan El-Kaide’nin Irak sorumlusu Ebu
Musab el-Zerkavi ise olayın düğünü hedeflemediğini ve sadece kan dökmek
amacıyla yapılmadığını, saldırının asıl hedefinin, o sırada otelde
toplantı yapan Amerikalı, İsrailli ve Ürdünlü istihbaratçılar olduğunu
duyurdu.
Son üç yıldır bölgede yaşanan gelişmeler göz önünde
bulundurulduğunda söz konusu patlamaların asayiş yönü, teknik detayları
ya da şahısların kimliği ilk anda fazla bir önem taşımıyor. Zira Irak
savaşının yol açtığı bölgesel kaosun giderek yayılma istidadı
göstermesi ve Irak’ta oluşan yapının geleceğe dönük olarak daha büyük
istikrarsızlıklara zemin hazırladığının anlaşılması, Ürdün’deki
patlamalardan alınması gereken mesajın özünü oluşturuyor.
Ortadoğu’daki yerel aktörlerin birbirleriyle tarihi düşmanlık olarak
nitelendirilebilecek sorunları yok aslında. Bölgede asıl sorun, Batılı
hegemonya anlayışının bölgeye biçtiği rol ve bu anlayışın 20. yüzyılda
kurulmuş siyasal dengeler çerçevesinde bölgeyi yönetmek istemesi.
Ortadoğu bölgesi bugün büyük bir dönüşüm yaşıyor. Bu dönüşümün bir
yanında ABD işgalleri ve Batı dayatmaları ile kendini gösteren
sosyo-politik gelişmeler, diğer tarafında ise yerel dinamiklerin
kışkırtılmasından doğan ve sürekli beslenen hoşnutsuzluk bulunuyor. Bu
nedenle söz konusu saldırının amacı ister Zarkavi’ye sempatisi giderek
artan Ürdün halkının bu eğilimini değiştirmek olsun, isterse ABD’ye
desteğinden dolayı krallığı cezalandırmak olsun, beslendiği asıl zemin
Batılıların, oluşmasında büyük pay sahibi olduğu istikrarsız bölgesel
siyasal yapıdır.
Geçtiğimiz Ekim ayında ziyaret ettiğimiz Ürdün’de İHH İnsani Yardım
Vakfı’nın Ramazan programını gerçekleştirmenin yanı sıra, yerel
yetkililer ve sivil toplum temsilcileri ile görüşme imkanımız oldu. Bu
görüşmelerde Ürdün’ün diken üstünde olduğunu anlamak zor olmadı. Çünkü,
ne resmi otoriteler mevcut gidişattan memnun görünüyordu, ne de halkın
kendisi. İki tarafı da memnun etmeyen ortak nokta ise Irak’taki işgalin
bölgesel dengelerde köklü değişikliklere yol açabilecek tetikleyici
etkileri idi.
Ürdün nüfusunun büyük bölümünü Filistinliler oluşturduğundan,
Irak’taki ABD ve İsrail politikaları doğrudan Ürdün’e yansıyor. Irak’ta
giderek artan ABD ve İsrail nüfuzu, Ürdün kamuoyunda Irak’taki direnişe
büyük bir sempati oluşturmuş durumda. Bu sempatinin toplumsal
yansımalarını görmek mümkün. Usame bin Ladin’in hocası Abdullah
Azzam’ın ailesine gösterilen hürmet ve saygı belki bunun küçük bir
örneği.
Diğer yandan resmi düzeydeki hoşnutsuzluk daha farklı dinamiklere
dayanıyor. Arap dünyasının bugün büyük bir liderlik sorunu yaşadığına
kuşku yok. Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in, Suud Kralı Abdullah’ın
ya da Suriye lideri Beşar Esad’ın kenara itildiği bir ortamda, Ürdün
Kralı Abdullah, ABD ile yakın durarak bu boşluğu doldurmak istiyor ve
bölgedeki yeni yapılanmalardan azami çıkar sağlamaya çalışıyor. Bunun
ötesinde ileriye dönük olarak, Ortadoğu’nun bu kaypak siyasal zemininde
kendini ve iktidarını sağlama almanın en kestirme yolunun Irak’taki
gelişmeleri iyi değerlendirmekten geçtiğini biliyor. Ancak kamuoyunun
genel eğilimlerine ters düşen bu politika ciddi bir gerilime neden
oluyor. Ürdün yönetimi bu gerilimin patlamasından korkuyordu ve
korktuğu başına geldi.
|