Index arrow Düşünce Gündem arrow Sayı 11

ORTADOĞU: Aynı oyun,yeni hedef: Telafer PDF Yazdır E-posta
Yazar Ahmet Emin DAĞ   
Irak’ta 15 Ekim’de yapılacak olan anayasa referandumu öncesi Sünni kentler üzerindeki baskı giderek artıyor. Irak ordu birlikleri ile Amerikan güçleri değişik güvenlik gerekçeleri öne sürseler de, bu kentlere yönelik saldırılar aslında kapsamlı bölgesel hesapların lokal uzantıları olmaktan öte bir anlam taşımıyor. Operasyonlar, Amerikan müttefiki rejimin ve aktörlerin elini güçlendirmenin yanı sıra, bölge ülkelerinin önümüzdeki yeni döneme hazırlıkları ile doğrudan ilgili.

 

1990 yılında Kuveyt’i işgali ABD yönetimi nezdinde   Irak’ı tehlikeli ülke kategorisine getirdiğinde, ABD’nin Kürtlerle yakınlaşma süreci hız kazanmıştı. Şiiler ise İran’a yakın kabul edildiğinden, o dönemde dahi sahiplenilmemişti. Saddam Hüseyin’in Kuveyt’ten çıkarılması ve Washington’dan gelecek politikaları uygulaması için Kürt gruplar, 1990’lı yıllarda yeniden koz olarak öne sürülmüş ve binlerce Caş (peşmerge) koruma bahanesiyle ABD’ye götürülerek doktriner ve militarist eğitimden geçirilmişti.

Washington, 1991 yılındaki Körfez Savaşı’ndan sonra Kuzey Irak’taki Kürt bölgelerini Bağdat’taki rejimin denetiminden çıkararak, oluşturduğu siyasal boşluk ortamıyla özerk bir Kürt devletine kapı araladı. Söz konusu otorite boşluğunda Kürt etnik yapısının güçlenmesini sağlayan Washington yönetimi, bu konudaki inisiyatifini sadece Irak’taki rejim için değil, tüm çevre ülkelere karşı bir pazarlık kozu olarak kullanmaya çalıştı.

ABD yönetimi, 2003 yılında Saddam rejiminin yıkılması sürecinde kendisiyle beraber hareket eden Kürt gruplara Saddam sonrası merkezi yönetimin oluşmasında ayrıcalık tanımış ve diğer ülkelerin güvenlik reflekslerini yeniden harekete geçirme pahasına yeni bir dönemi başlatmıştır. Merkezi yönetimin oluşturulmasında kullanılan üslup ve izlenen yöntemler, Irak çevresindeki ülkeleri tıpkı geçmiştekine benzer şekilde karşı hamlelere zorlamaktadır. Bu ise, Irak’ta yaşanan çatışmaları sadece lokal dengelerden beslenen yerel çatışmalar olmaktan çıkarmakta ve tüm bölge ülkelerinin ve istihbarat örgütlerinin dahil olduğu karmaşık bir mücadele zeminine taşımakta.

İşgal sonrasında hedeflenen en temel strateji, Kürtlerin yaygın olarak bulundukları her üç İslam ülkesinde de güçlendirilmesi olmuştur. Bu sayede; İran, Türkiye ve Suriye’nin sürekli rahatsız edilerek, şantajla kontrol altında tutulması sağlanacaktı. Bu politikada kısmen başarı sağlandı.

ABD’nin, eğer varsa, PKK’yı bitirme hesaplarının arkasında, tüm Kürtleri Barzani’nin kontrolüne verip daha güçlü bir Kürdistan yaratma düşüncesinin olduğu artık sır değil. Hatta böylece ileride Barzani eliyle sadece Türkiye   Kürtlerini değil, tüm Ortadoğu Kürt halklarını Kuzey Irak’ı güçlendirmeye ya da burayla birleşmeye yönlendirebilecek.

Telafer operasyonu, Irak’taki Kürtlerin temel hedefi olan, 36. paralelin üzerinde Suriye, Türkiye ve İran içine dağılmış vaziyette bulunan tüm Kürt etnik unsurlarını tek bir bölge olarak birleştirme amacının bir uzantısıydı. Bu konuda Telafer tek engeldi; aşıldı. Geriye Kerkük’ün tamamen kontrol altına alınması kalıyor ki, bu konuda kararı Kürtler değil, ABD verecek. Şunu herkes biliyor ki; Kuzey Irak’taki bağımsız yapının çevre ülkelere muhtaç olmadan ayakta kalabilmesinin tek yolu, Kerkük’teki petrol zenginliğine sahip olmasıdır.

Kuzey’deki yapılanma giderek devletleştirilirken, İran’daki Kürt bölgelerinde karışıklık tırmandırılıyor. Suriye’de karışıklık içten içe kendini hissettiriyor ve son olarak Türkiye’de de ciddi bir hareketlenme gözleniyor.

Telafer’in içinde bulunduğu Kuzey Irak bölgesindeki operasyonlar Irak devletinin ‘güvenliğini’ sağlama çabalarından çok, Kürtlerin ve ABD’nin yerel hesapları ile alakalı.

Yine son operasyon iyice gün yüzüne çıkardı ki, bu bölgedeki operasyon Türkiye’nin güney ile bağlantısını tamamen kesmeyi amaçlıyor. Telafer’in düşmesinin ardından, Suriye ve   Irak’taki Kürt bölgeleri birleştiğinde, Türkiye’nin güneye geçişi tamamen Kürtlerin kontrolü altında kalacak. Türkiye’nin Habur sınır kapısını kapatıp Telafer’in bulunduğu yerde inşa ettiği sınır kapısını açma çabaları da böylece akamete uğramış oldu. Tüm tesisleri ile bitirilmiş bulunan yeni sınır kapısı, ABD’den onay gelmediğinden açılamamıştı. Artık açılsa da fazla bir anlamı bulunmuyor, zira Türkiye, bundan böyle Kürt grupların izni olmadan Sünni bölgeler ile Telafer üzerinden irtibat kuramayacak.

Türkiye, bu meselenin sadece Kürt meselesi olmadığının farkına vararak, gelişmelerin Büyük Ortadoğu Projesi’nin bir uzantısı olduğunu ve bölgesel dengelerin değiştirilmek istendiğini anlamalı. Onlarca insanın haksız yere öldürüldüğü ve göz altına alındığı Telafer, tıpkı Felluce gibi, saldırganlığın ve hukuksuzluğun sembolü olarak tarihin sayfalarında yerini alacak. Fakat korkulan o ki, saldırılar bununla sınırlı kalmayacak. Telafer, bölgesel kaosun sembol kentlerinden biri olacak.

 

 

Sayı 45

DÜNYA GÜNDEMİ; AFRİKA: Soykırım iddiaları
Sudan’da çıkarlarını bir türlü sağlayamayan küresel güçler, çözümü devlet başkanını soykırım gibi çok ciddi bir suçla yargıl...

DÜNYA GÜNDEMİ; Çok katilli ve çok ölümlü beynelmilel bir oyun: Srebrenitsa
Srebrenitsa’da yaşanan soykırımı önemli kılan hususlar; zamanlama, teorik planlamanın kusursuz işleyişi, uygulamadaki sürat ve yapılanlara BM’nin bizzat eşlik etmesidir....

ROPÖRTAJ; Irak'ın cesur kadınları

İHH İnsani Yardım Vakfı olarak Irak Türkmen Kadınları Derneği Başkanı Yüsra Ömer’i, bir grup Iraklı hanımla beraber temmuz ayında Türkiye’de ağırladık. İstanb...

İKTİBAS; Afrika'da tarım nasıl yok edilir?

Afrika’da tarımın bugün içinde bulunduğu durum, büyük şirketlerin çıkarlarına hizmet eden, doktrinlere sıkı sıkıya bağlı ekonomi modellerinin koca bir kıtanın ...

DÜNYA GÜNDEMİ; Patani: Müslümanca yaşamanın mücadelesi
Patani’deki en büyük direniş grubu olan PULO lideri Kebir Abdurrahman Tenvira, Suriye’de 4 Temmuz 2008’de vefat etti....

45. Sayı Sunuş
Değerli Okuyucularımız,
Geçtiğimiz temmuz ayında, 1995 yılında Srebrenitsa’da katledilen Müslümanları anma merasimi için bölgedeydik. BM Barış ...