Index arrow Düşünce Gündem arrow Sayı 5

AFRİKA: 2005 Afrika kıtasına açılım yılı PDF Yazdır E-posta
Yazar Hatice Babavatan Uğur   
Türk dış politikasında daha önceki yıllarda da zaman zaman esip geçen Afrika rüzgarına, 2005 Afrika yılından itibaren sürekli esen bir rüzgâr özelliği kazandırılmalıdır.
Bilindiği gibi Türkiye 2005 yılının Afrika yılı ilan etti. Aslına bakılırsa Dışişleri Bakanlığı 1990’lı yıllardan beri özellikle Sahra-altı Afrika’sına açılma konseptini benimsemiştir. Ancak Afrika kıtasını dünyanın en fakir, en az gelişmiş, en istikrarsız ve en acılı kıta olarak gören zihniyetler nedeniyle kıta  ile olan ilişkiler karşılıklı birkaç ziyaret ile sınırlı kalmıştır. Oysa dünya topraklarının %24’ünü oluşturan ve dünyanın ikinci büyük kıtası olan Afrika, İkinci Dünya Savaşı sonrasında bağımsızlığını kazanmış ve ekonomik olarak da gittikçe güçlenen birçok ülkesiyle, Türkiye’nin gündeminde yer almayı fazlasıyla hak etmektedir. Kaldı ki Türkiye, Osmanlı Devleti’nin tarihte kıtanın dört bir yanı ile kurmuş olduğu siyasi, askeri ve sosyo-kültürel ilişkiler nedeniyle, kıta ile sadece sömürge ilişkisi kurmuş olan birçok Batılı devlete göre oldukça avantajlı durumdadır.

Afrika ülkeleri ile ilişkilerin güçlendirilmesi öncelikli olarak Türkiye’nin siyasal anlamda güç kazanmasına yardımcı olacaktır. Birçok üyesi ile Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda ağırlık sahibi olan Afrika kıtası, Türkiye’nin burada yaşadığı yalnızlığı aşmasına yardımcı olabilecek niteliktedir. Ayrıca, kıta önemli yeraltı zenginlikleriyle Türkiye için önemli bir ticaret potansiyeli olabilir. Dünya petrol ihtiyacının %15’ini karşılayan kıta, zengin altın, gümüş, bakır ve platin yataklarıyla da Türkiye için ekonomik açılımlar sağlayabilecek durumdadır. Tarım alanında yabancı yatırımcıyı çekmek için çeşitli kolaylıklar sağlayan ülkeler de, Türkiye’nin gündeminden kaçmamalıdır.

İslam Konferansı Örgütü’nün  (İKÖ) başkanlığını yürüten Türkiye, bu örgüte üye olan Afrika ülkeleri ile daha yakın ilişkiler geliştirerek Afrika politikasına katkı sağlamalıdır. Ayrıca 1963 yılında kurulmuş olan Afrika Birliği, ekonomik ve siyasi alandaki kalkınma planları ile gelecekte önemli bir siyasi birlik olacağı sinyallerini vermektedir. Türkiye özellikle uzun vadede kendisine yeni açılımlar getirebilecek bu kıta ile olan ilişkilerinde “devamlılık” ilkesini benimsemelidir. Türk dış politikasında daha önceki yıllarda da zaman zaman esip geçen Afrika rüzgarına, 2005 Afrika yılından itibaren sürekli esen bir rüzgâr özelliği kazandırılmalıdır.
 

Sayı 45

DÜNYA GÜNDEMİ; Kosova anayasası ilan edildi: Peki ülkeyi kim yönetecek?
BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un teklifi, mevcut Avrupa Birliği Kosova misyonun (EULEX) BM bünyesinde ve kontrolünde çalışmalarına devam etmesi yönünde. Bu durumsa, K...

DÜNYA GÜNDEMİ; Patani: Müslümanca yaşamanın mücadelesi
Patani’deki en büyük direniş grubu olan PULO lideri Kebir Abdurrahman Tenvira, Suriye’de 4 Temmuz 2008’de vefat etti....

İSLAM COĞRAFYASI: Sömürgeden bağımsızlığa Cezayir

Cezayir halkı, tam 130 sene Fransa’ya her ne pahasına olursa olsun boyun eğmemekte direndi ve sonunda 1962 yılında bağımsızlığını elde etti. ...

ROPÖRTAJ; Irak'ın cesur kadınları

İHH İnsani Yardım Vakfı olarak Irak Türkmen Kadınları Derneği Başkanı Yüsra Ömer’i, bir grup Iraklı hanımla beraber temmuz ayında Türkiye’de ağırladık. İstanb...

45. Sayı Sunuş
Değerli Okuyucularımız,
Geçtiğimiz temmuz ayında, 1995 yılında Srebrenitsa’da katledilen Müslümanları anma merasimi için bölgedeydik. BM Barış ...

İKTİBAS; Afrika'da tarım nasıl yok edilir?

Afrika’da tarımın bugün içinde bulunduğu durum, büyük şirketlerin çıkarlarına hizmet eden, doktrinlere sıkı sıkıya bağlı ekonomi modellerinin koca bir kıtanın ...

ADANMIŞ HAYATLAR: İlim ve mücadele ile taçlanmış bir yaşam, işgalle sonlanan bir ses: Dr. Isam el-Ra
İslam dünyasının 20. yüzyılda yetiştirdiği entelektüellerden, Iraklı Alimler Birliği Başkanı Dr. Isam el-Ravi, 2006 yılında Bağdat Üniversitesi’ne gitmek üzere evinden a...