|
ORTADOĞU: Ortadoğu yeniden dizayna direniyor |
|
|
|
|
Yazar Ahmet Emin Dağ
|
Ortadoğu’nun 1916 Sykes-Picot paylaşımından sonraki bu ilk ciddi Batı hamlesine karşı bölgeden yükselecek tepkiler önümüzdeki dönemde Ortadoğu siyasetinin yönünü belirleyecek temel gelişmeler olacak.
Irak’ta Şiilerin, büyük bir çoğunlukla iktidarı garantilemeleri, Afganistan’dan güney Lübnan’a, yani İsrail’in kuzeyine kadar, İran nüfuzuna açık büyük bir Şii kuşağı ortaya çıkardı. İran, Irak, Suriye ve Lübnan’ı içine alan bu hattın, giderek ısınması bir rastlantıdan öte, bölgeye dönük hesapları çatışan güçlerin hamlelerinin sıklaşmasından kaynaklanıyor. Bölgede yaşananların büyük bir yeniden dizayn operasyonu olduğu artık tüm çıplaklığı ile görülebiliyor. İki yıl önce Irak işgal edildi. İşgal ve kaos ardından Ortadoğu bölgesinde yükselen tansiyon, Suriye’nin Lübnan’dan çekilmesi yönündeki BM kararı, İran’la Atom Enerji Ajansı arasındaki görüşmelerin tıkanması, Suriye’nin Lübnan’dan çekilmesini isteyen ve büyük ihtimalle önümüzdeki Mayıs ayı seçiminde başbakan olmasına kesin gözüyle bakılan Refik Hariri’nin öldürülmesi, ABD’nin Suriye’ye yönelik ambargo kararı ve elçisini çağırması, İran ile Suriye’nin ABD saldırganlığına karşı ortak bir cephe kurduklarını açıklamaları, Rusya’nın İran’la nükleer işbirliğini sürdüreceğini açıklaması gibi birbiriyle bağlantılı gelişmeler Ortadoğu’daki yeni bir paylaşım döneminin sancıları aslında. İsrail tarafından uygulanmaları beklenen onlarca BM kararı dururken ve bu hiçbir şekilde baskı aracı haline getirilmezken, Suriye’nin sadece bir BM kararını (1559) uygulamadığı gerekçesiyle ambargo tehdidi görmesi izahı çok zor bir durum. Suriye, akıllıca bir adım atarak bu adaletsiz karara karşı çıkmak yerine, İsrail’le ilgili BM kararlarının da uygulanması halinde kendisinin derhal askerlerini Lübnan’dan çekmesini gerektiren bu kararı uygulayacağını açıkladı. Yine, ABD işgal güçleri “istikrar getirme” adına Irak’ta varlığını devam ettirirken, “istikrar” gerekçesiyle yıllardır Lübnan’da bulunan Suriye’nin çekilmesi için söz birliği yapmak Batıya özgü bir çifte standart olsa gerek. ABD, Irak’ta içine girmiş olduğu çıkmazdan kurtulabilmek için Batı’nın ciddi anlamda desteğine ihtiyaç duyduğunu anlamış görünüyor. Önce ABD Dışişleri Bakanı Rise, ardından bizzat ABD Başkanı Bush’un Avrupa’ya yaptıkları ziyaretler Batı cephesini tahkim etmeye dönük adımlar. NATO’nun Irak’ta daha aktif kılınması konusundaki uzlaşı, bölgedeki işgalin meşrulaşması açısından ABD’ni hanesine yazılacak artılardan biri oldu. Ama bundan daha çok ABD ile Avrupa ve özellikle de Fransa arasında başlayan yeniden yakınlaşma sürecinin en fazla Suriye ve Lübnan’ı, dolayısıyla bu iki ülke merkezli İsrail karşıtı direnişi etkileyeceğini söylemek zor değil. Tam da böyle bir zamanda gerçekleşen Hariri suikastının en fazla kimlerin işine yaradığı sorusu bu yönüyle oldukça anlamlı. Hariri’nin öldürülmesinden en az çıkarı olan tarafın Suriye olduğu açıkça görülüyor. Lübnan’dan çekilme baskılarının arttığı bir dönemde kendini sıkıştırılmış hisseden Şam’ın kalkıp sonucu belirsiz bir maceraya atılması, üstelik sözlü olarak ikna edebileceği kişileri ortadan kaldırması zor. Üstelik suikast, Suriye’nin Lübnan’da en istemediği şey olan seçimlerin ertelenmesi konusunda Lübnanlı muhalifleri tek yumruk haline getirdi. Yine Hariri suikastı, Suriye’nin hiç istemediği şeylerden biri olan Lübnan’daki sorunun uluslararasılaşması sürecini hızlandırmıştır. Hariri Suikastı ve ardından gelen Suriye ithamları, Şam yönetiminin Sünniler nezdindeki konumunu sarsmıştır. Böylelikle Suriye karşıtı, Sünni, Dürzi ve Hıristiyan bir cephe oluşmaktadır. Bu gelişme ise suikast öncesi gerçekleşmesi imkansız bir yakınlaşmadır. Batı cephesi, Ortadoğu’ya dönük politikalarda ciddi bir toparlanmaya şahit olurken, Avrupa angajmanının zayıflaması Rusya’nın biraz daha etkin olduğu yeni bir güç dengesini beraberinde getirebilir. Bölgesel politikalarda ne İran, ne Irak ve ne de Suriye konusunda Batı ile uzlaşma içinde olan Moskova yönetimi, İran’la nükleer ilişkilerini geliştirmeye devam edeceğini açıkladığı hafta baskı altındaki Suriye’ye kısa menzilli füze satışına onay verdi. İran ve Suriye aleyhine ABD eksenli olarak Batı’da sağlanan bu ittifakın oluştuğu sıralarda, İran ve Suriye 16 Şubat 2005’te ortak savunma paktı kurduklarını açıkladılar. Paktın amacı, ortak tehditlere karşı birlikte mücadele ve güç birliği olarak açıklandı. Bundan üç gün sonra ABD’nin önümüzdeki Haziran ayında İran’a saldırmayı planladığı yönündeki haberlerin konuşulmaya başlanması, ABD tarafının çözüm bulmak yerine, mevzilerini güçlendirmek için zaman kazanmaya çabaladığı izlenimini güçlendiriyor. |
|
|