Index arrow Düşünce Gündem arrow Sayı 43

DÜNYA GÜNDEMİ; Kasırgaya rağmen referandum, cuntaya rağmen yaşam: Myanmar gerçeği PDF Yazdır E-posta
Yazar Tuba Nur Sönmez   
Image
Önce Birmanya dedik, sonra dilimize Burma yerleşti, şimdi de Myanmar oldu Güneydoğu Asya’nın bu fakir ülkesi. Altın Buda heykelleriyle dolu tapınaklarında bir avuç pirinç için dilenen insanlar, turistlerin etrafında pervane olup alacakları bir dolar karşılığında bir dolu hediyelik döken satıcılar şimdinin değil, yılların tablosunu yansıtıyor. “Hazine üzerinde oturan dilenci” benzetmesi, doğal kaynakları düşünüldüğünde Myanmar için canlanıyor gözlerimizin önünde.

Myanmar 1962’den bu yana askeri rejim altında. Yönetim; insan hakları ihlalleri, demokrasi yanlısı kişi, hareket ve partilerin baskı altına alınması, dini ve etnik azınlıkların haklarının gaspı, çocuk asker istihdamı gibi konularda insan hakları savunucularınca yıllardır eleştiriliyor. Geçtiğimiz yıl Budist rahiplerin sokak hareketiyle başlayıp “safran yürüyüşlere” dönüşen, yıllardır ev hapsine mahkum Nobel Barış Ödüllü demokrasi yanlısı Aung San Suu Kyi’nin serbest bırakılmasını dile getirerek temelde Myanmar için köklü değişiklikler talep eden sesler, askeri rejimin bekası için hükümetçe sert bir şekilde bastırılmıştı.
Ülkede büyük bir felakete yol açan Nergis kasırgasında ölü sayısı 100 bini aşarken, kasırgadan iki gün önce Hindistan’dan gelen uyarıların dikkate alınmaması ve kendi halkının felaketine seyirci kalan bir hükümetin her şey normalmiş gibi anayasa değişikliği için referanduma gitmesi insan hayatına verilen değeri (!) gözler önüne seriyor. Mevcut rejim tarafından referandum için “demokrasiye giden yol haritası” vurgusu yapılsa da, bu denli olağanüstü bir hali bile fırsata dönüştüren cunta hükümeti, anayasal değişiklikten sonra konumunu güçlendirmiş, askeri rejimin kozlarını sağlamlaştırmış olacak. Cunta hükümetinin konumunun güçleneceği bu referandumda, demokratik çevrelerce halka referandumda “hayır” oyu vermeleri yönünde çağrılar yapılmaktaydı. Referandumdan bir ay önce açıklanan anayasa taslağının halk tarafından okunmuş ve değerlendirilmiş olmasına elbette ihtimal verilemez. Taslak metninin eğitim seviyesi düşük, çoğu kırsal bölgelerde yerleşik olan insanlara bu sürede ulaşması da imkansız. Gerçi halkın oyu ne olursa olsun, referandum sonrası milletçe kabul (!) görecek yeni anayasa ile 2010 yılında genel seçimlere gidileceği, sürecin başlangıcından bu yana askeri hükümetçe dile getiriliyor. Bu da, cunta hükümetinin referandum sonuçlarının kendi isteği yönünde olacağından emin olduğunu gösteriyor.
BM Güvenlik Konseyi, referandumun özgür ve adil bir şekilde gerçekleşmesi için uyarıda bulunmaktan öteye gidememişti. Sonunda beklenildiği gibi, referandum Nergis kasırgasının açtığı yaralara tuz biber ekercesine halka dayatıldı ve askeri bir rejime giden yolda cuntanın rahat yürümesi için %92,4 “evet” oyu ile Myanmar yeni anayasasına kavuşmuş oldu (!). Kasırganın şiddetli vurduğu şehirlerde daha sonra yapılacak olan referandum maddeleri arasında, parlamentoda ordu mensupları için %25’lik bir sandalye ayrılması, demokrasi yanlısı muhalif lider Aung San Suu Kyi’nin devlet başkanı olamaması gibi cunta rejiminin yumruğunu güçlendirecek maddeler yer alıyor. Salgın hastalık ve açlıkla mücadele eden felaketzedeler, cunta hükümetinin gelen yardımlara el koyması, uluslararası yardım ve kurtarma gönüllülerine kapıları kapatması ve basını bölgeden mümkün olduğunca uzak tutması karşısında iyiden iyiye çaresiz. Bu gelişmelerle dünya, “içişlerine karışmama” adına, üzeri örtülen bölge gerçeklerini bir kez daha bütün çıplaklığıyla görmüş oldu.
Şu günlerde ülkede yaşanan büyük felaketin acıları sarılmaya çalışılırken, İngiliz sömürgesinden çıkıldığından bu yana merkezi hükümet tarafından türlü baskılara maruz kalan Rohingya (Arakan) Müslümanları da her zamanki gibi oldukça zor şartlar altında yaşam mücadelesi vermeye devam ediyor. Rohingyalar, Myanmar’ın Bengal Körfezi’ne bakan batı kıyısındaki Arakan eyaletinde yaşayan Müslüman bir halk. Arakan Müslüman etnik azınlığı, 1982’de vatandaşlık haklarının da ellerinden alınmasıyla vatansız ilan edildiler. Bugün acımasız cunta rejiminin sistematik soykırım uygulamalarıyla yok olma tehlikesiyle karşı karşıyalar. Askeri hükümetin Arakan Müslümanlarına karşı uyguladığı insanlık dışı politikalar, bir zamanlar bu toprakların eşit unsurları olan Arakanlıların göçmen ve sığınmacı konumuna düşmelerine, zorla yerlerinden, topraklarından edilmelerine yol açmış. Din ve ırk temelli bu ayrımcılığı tetikleyen unsur ise, cunta rejiminin Arakanlıları gerçek Myanmar vatandaşı olarak tanımaması. Bunun nedeni de onların Müslüman oluşları ve bu topraklara sonradan geldiklerinin varsayılması. 1800’lerin başlarında, yani İngiliz sömürge düzeninin bölgede kuruluşuyla beraber, Bangladeş’ten göçtükleri varsayılan bu insanlara, bunca yıl sonra geçmişten gelen yabancı muamelesi yapan askeri cunta hükümeti, bir şekilde gözünün üstünde kaşın var bahanesiyle “Artık sizi burada istemiyorum, ne de olsa güç bende.” diyordu. Etnik temizliğe kadar uzanan ölçüsüz güç kullanımı sonucu cunta, Arakanlıları topraklarından, tarlalarından, evlerinden çıkartıp komşu Bangladeş’e sığınmacı olmaya zorluyor.
Tüm bu gelişmelerle dünya, Arakanlı Müslümanların ülkede demokrasi mücadelesine verdikleri desteğin ağır bir bedelle ödetilmesine ve bir cunta yönetiminin, vatandaşlarının bir kısmından vatandaşlıklarını dahi alıp onları ulus-devletlerden oluşan bir dünya düzeninde yurtsuz bırakarak intikam alışına şahit oluyordu.
1990 seçimlerinde Arakanlı Müslümanlar, Aung San Suu Kyi’nin çoğulcu yapıdaki farklı dinlere ve ırklara katılım hakkı tanıyan Demokrasi İçin Ulusal Birlik Partisi (National League for Democracy) ile koalisyon kurmuşlardı. Cuntanın gelişi ile yarıda kalan demokratikleşme süreci ve bu harekete destek verenlerin cezalandırılması kararı sonucu aslında Arakanlı Müslümanlara karşı izlenecek acımasız politikanın temelleri de atılmış oldu. Vatansız kalan Arakanlılar, sınır komşuları olan Müslüman ülke Bangladeş’e sığınmak istediler fakat zaten fakirlik, yolsuzluk, kendi nüfusuna yetemezlik gibi sorunlarla boğuşan Bangladeş, yurtsuz bırakılan misafirlerine kapılarını açmayarak onları, illegal ekonomik göçmen etiketiyle tanımlayıp çok daha zor bir durumda bırakacaktı.
Şu anda Tayland, Malezya ve Bangladeş başta olmak üzere çeşitli ülkelerde mülteci statüsünde yaşam mücadelesi veren vatansız kalmış Arakanlıların içinde bulunduğu duruma, ordunun elinde bulundurduğu güç ve bu gücü besleyen kaynaklar da dolaylı yollardan destek vermekte. Mevcut durumu değerlendirirken Tai, Hint, Çin ve Rus hükümetleriyle Myanmar askeri rejiminin ekonomik ve siyasi bağlarını da dikkate almak gerekmekte. Cuntanın insanlık dışı uygulamalarını yerine getirebilmesi için gerekli silah, kaynak ve bölge ülkelerinin, bilhassa ASEAN örgütünün, yaşananlara seyirci kalması sonucunu doğuran Çin’in siyasi desteği, kendi halkına reva gördüğü insan hakkı ihlalleri göz önüne alındığında pek de şaşırtıcı olmasa gerek.
İnsan hakları kuruluşlarının çeşitli yollardan dile getirdiği gibi silah ambargosu ile bu rejimin vahşi uygulamalarının durdurulmaya çalışılması, Myanmar hükümeti ile ekonomik ilişkilerin dondurulması ve bu sistemin can damarı olan ülkelerle sınırlı ya da şartlı iş ilişkileri içinde kalınması, değerli taşların bu ülkeden ithal edilmemesi, (Ülkede bol miktarda değerli taş rezervi olmasına rağmen halk fakirlik içinde yaşıyor. Askeri rejim bu taşların gelirini egemenliğini sürdürebilmek için kullanmakta.), bankalarca finansal ambargo uygulanması, özellikle petrol ve doğal gaz alanına yoğunlaşan yabancı yatırımın durdurulması, Myanmar için alınacak önlemler arasında sayılabilir.
 
Hak, insana belli bir yaşa ulaştığında verilmez. Her insan, yaşına, cinsiyetine, ırkına, rengine bakılmaksızın temel insan haklarına sahiptir. Oysa bugün dünya üzerinde milyonlarca çocuk ne çocuk olduğunun ne de herhangi bir hakkı olduğunun bilincinde. Temel insan haklar...
Afganistan’da sivil ölümleri artıyor İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) tarafından eylül ayında yayımlanan raporda, 2008 yılında, Afganistan’da, ABD ve NATO’nun hava saldırıları sonucu gerçekleşen sivil kayıpların geçtiğimiz...
Cenevizli gemici Kristof Kolomb, 3 Ağustos 1492’de Santa Maria, Pinta ve Nina gemilerine aldığı 39 tayfasıyla Atlantik’in karanlık sularına doğru açıldı. Hispaniola adını verdikleri, bugün Haiti ve Dominik Cumhuriyeti’nin ortaklaşa paylaştığı ada, yerlilerle ilk karşıla...
1967 yılında işgal ettiği Kudüs’ün demografik ve fiziki yapısında aradan geçen 40 yıl içinde büyük değişiklik yapan ve kenti ebedi başkenti ilan eden İsrail, bu yöndeki çabalarında yeni bir aşamaya geçti. Bu aşama, yasal kurumları kapatmaya ...
Güneydoğu Asya’da Çin Denizi ile Büyük Okyanus arasında yer alan Mindanao, Sulu, Palavan, Basilan ve Tavi Tavi adaları, İslam’ın bölgede uzun yıllardır yaşandığı coğrafyalardır. Bölgenin Müslüman halkı için kullanılan Moro ismi, Katolik İs...
Afrika, 1980’li yıllarda kıtada yaşanan büyük kuraklık ve buna bağlı sebeplerden kaynaklanan toplu ölümlerle dünya kamuoyunun gündeminde yer almaya başladı. Bu yıllardan sonra da dönem dönem -bazen yoğun bir şekilde- kıtadaki kuraklık, açlık, bula...
Almanya, II. Dünya Savaşı’ndan sonra çok sayıda işçi göçü almasına rağmen, vatandaşlık yasasında uzun süre bir değişiklik yapmadı. Hep, gelen işçilerin bir gün geri döneceklerini varsaydı. Geri dönüşün olmayacağını &ccedi...
Tarihi ya deliler yazıyor ya da dahiler. Ama maalesef Kafkasya’nın nasibine hep deliler düşüyor. Güney Osetya’ya saldırı ile patlak veren son savaş, uluslararası düzene yeni bir şekil verme potansiyeline sahip olsa da ardındakinin dahi olduğunu düşünmek deli...
18 Ağustos 2008 günü Pervez Müşerref, televizyondan yayınlanan konuşmasında istifasını ilan etti. 1999’da kansız bir darbe ile dönemin başbakanı Nevaz Şerif’i devirmiş ve tüm dizginleri eline almıştı. ...
Çocuk hakları, dünya üzerindeki tüm çocukların doğuştan sahip olduğu eğitim, sağlık, barınma haklarının ve fiziksel, duygusal ya da cinsel sömürüye karşı korunma gibi haklarının kanunlarla korunmasıdır. ...
Çocuk istismarı konusunda çok fazla tanım yapılabilse de en kapsamlı tanım, 1985 yılında Dünya Sağlık Örgütü tarafından konunun uzmanları tarafından yapılan tanımdır: ...
Çocuk istismarı; çocuğun sağlığını, fizik gelişimini, psikososyal gelişimini olumsuz yönde etkileyen, kendisine bakmakla yükümlü kişi veya kişiler tarafından zarar verici, kaza dışı ve önlenebilir bir davranışa maruz kalmasıdır. ...
1925 yılında Bosanska Kruba şehrinde doğan Aliya İzzetbegoviç Saraybosna’da büyüdü. 1943 yılında Alman Erkek Lisesi’ni bitiren Aliya II. Dünya Savaşı boyunca faşist ideolojiye, daha sonra ise komünist ideoloji ve uygulamalarına karşı çıkarak Mladi M...
Ülkemizde çok az bilinen Moritanya, resmi adıyla Moritanya İslam Cumhuriyeti, bir Kuzeybatı Afrika ülkesidir. Batısında Atlas Okyanusu, güneybatısında Senegal, güneydoğu ve doğusunda Mali, kuzeydoğusunda Cezayir, kuzeyinde ise Batı Sahra yer alır. Yüzölç&...

Sayı 47

DÜNYA GÜNDEMİ: Afrika'da kronik açlığın temel sebepleri
Afrika, 1980’li yıllarda kıtada yaşanan büyük kuraklık ve buna bağlı sebeplerden kaynaklanan toplu ölümlerle dünya kamuoyunun gündeminde yer al...

DOSYA: Çocuk istismarı ve ihmali: Türkiye ve dünyada durum
Çocuk istismarı; çocuğun sağlığını, fizik gelişimini, psikososyal gelişimini olumsuz yönde etkileyen, kendisine bakmakla yükümlü kişi veya kişile...

DÜNYA GÜNDEMİ: ORTADOĞU Kudüs'te kritik dönemeç
1967 yılında işgal ettiği Kudüs’ün demografik ve fiziki yapısında aradan geçen 40 yıl içinde büyük değişiklik yapan ve kenti ebedi başkenti...

DÜNYA GÜNDEMİ: Kafkasya'daki savaşla kırılan fay hatları
Tarihi ya deliler yazıyor ya da dahiler. Ama maalesef Kafkasya’nın nasibine hep deliler düşüyor. Güney Osetya’ya saldırı ile patlak veren son savaş, ulu...

DÜNYA GÜNDEMİ: AVRUPA ; Almanya'da Vatandaşlığa Kabul Testi
Almanya, II. Dünya Savaşı’ndan sonra çok sayıda işçi göçü almasına rağmen, vatandaşlık yasasında uzun süre bir değişiklik yapmadı. H...

İSLAM COĞRAFYASI: İhtilaller ülkesi Moritanya

Ülkemizde çok az bilinen Moritanya, resmi adıyla Moritanya İslam Cumhuriyeti, bir Kuzeybatı Afrika ülkesidir. Batısında Atlas Okyanusu, güneybatısında ...

DÜNYA GÜNDEMİ: ORTA AMERİKA: Karayip Köle Ayaklanmalarından Haiti devrimine -Başarının Başağrısı-
Cenevizli gemici Kristof Kolomb, 3 Ağustos 1492’de Santa Maria, Pinta ve Nina gemilerine aldığı 39 tayfasıyla Atlantik’in karanlık sularına doğru açıldı. Hispan...