Pek çok ayrı etnik yapıyı barındıran Rusya ve Balkan ülkeleri; zencileri dışlamaları ile ABD, İskoçya’daki politikalarıyla İngiltere, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile tarihe geçen ancak sömürgesi altındakilere yaşattığı insan hakları ihlalleriyle adından söz ettiren Fransa ellerindeki hakimiyeti kaybetmeme adına ayrımcılık hareketini körüklemişlerdir.
Ayrı, ayrım, ayırma, ayrımcılık, negatif ayrımcılık, pozitif ayrımcılık gibi bir dolu terim aynı kökenden gelen ancak her haliyle farklılıkları içeren kelimelerdir. İnsanlık tarihi kadar eski olan bu kavramların dilimize bu kadar yerleşmesinin en önemli sebebi belki de pek çok milletin hatta devletin kendisini diğerlerinden belli başlı ölçülerde ayrı görmesi ya da kendisine bu ayrımın uygulanmasıdır. Ayrımla ifade edilmek istenen şey kabaca “Bir kimse veya nesnenin bir başkasıyla karıştırılmamasını sağlayan ayrılık, benzer şeyleri birbirinden ayıran özellik, başkalık, fark”tır. Son derece sade ve basit bir anlam ifade eden ayrım işi sürekli ve tekrar tekrar yapılan bir adet hükmünü alınca kendisindeki olumlu anlam da dönüşüm geçirmekte ve ayrımcılık olarak adlandırılan “bir toplulukta ırk, cinsiyet, toplumsal konum ya da dini farklılık sebebiyle bir gruba ayrımlı davranma olgusu” halini almaktadır. Günümüzde ayrımcılık kavramı pozitif ve negatif ayrımcılık olarak da kullanılmakta. Pozitif ayrımcılıkla “toplumdaki diğer kişiler ile eşit koşullarda yaşamadığı düşünülen belli gruplara çeşitli ayrıcalıklar tanıyarak onları destekleme.” kastedilmektedir. Tarihin uzun dönemlerinden beri insanların kabusu haline gelen negatif ayrımcılık ise bu durumdan çok daha farklıdır. “Bir kişi ya da gruba yaş, ırk, renk, milliyet ya da etnik köken; cinsiyet, medeni durum; özürlülük; dini inanç, toplumsal konum veya diğer kişisel özellikler nedeniyle başka kişi ya da gruplara göre farklı davranılması” durumu söz konusudur. Daha açık bir ifadeyle insanlar ya da grupların, sahip oldukları bazı özellikleri ya da kendilerine isnad edilen bazı konular nedeniyle farklı bir muameleye tabi tutulmalarıdır. Böylece bu ayrımın uygulandığı taraf “ötekileştirilmiş” ve bazı olanaklardan mahrum bırakılması “meşru görülmeye” başlanmış, bu ayrımın dayanak noktasına göre aldığı isimler de farklılık göstermiştir. Örneğin; “İnsanların sahip oldukları kültürler (din, dil vb.) dayanak gösterilerek uygulanan ayrım” kültür ayrımcılığı, “Bireylerin, toplumsal kümelerin veya toplumların ırk özelliklerinden dolayı eşit olmayan işlemler karşısında bırakılmaları, ayrı tutulmaları, dışlanmaları, sınırlandırılmaları veya üstün tutulmaları” ırk ayrımcılığı, “Karşı tarafa, cinsiyetine göre çeşitli yargılar beslenmesi ve bunun nefrete varan durumlara sebebiyet vermesi şeklinde görülen” cinsiyet ayrımcılığı olarak tanımlanmıştır. Bütün bu ifadeler “negatif ayrımcılık” ile kapsamı oldukça geniş bir terimi anlatmaktadır. Böyle bir ayrımcılık ne yazık ki beraberinde ayrımcılığı uygulayan tarafın kendisini üstün ve ayrıcalıklı, diğer tarafı ise tabiri caizse ikinci sınıf olarak görmesini, asimile etmeye çalışmasını hatta kendisini hakaret, tehdit ve küçük düşürme konularında yetkin kabul etmesini getirmiştir. Bu durumun iki taraf için en kötü sonucu birbirlerinden nefret eden insanların ortaya çıkması ve nefret boyutunun her geçen gün artmasıdır. Ayrımcılığı uygulayan insanlar ya da gruplar genel ifadeyle kendilerinin dışındakilere tahammül edememektedirler. Bu durum ise ayrımcılığa tabi tutulan insanların sözde üstün tarafa karşı dayanılmaz bir kin ve nefret beslemesine neden olmakta. Ayrımcılığın çeşitleri arasında en çok dikkati çeken ve yıllarca problem oluşturan “farklı ırk ve etnisiteye” sahip insanlara yönelik ayrımcılıktır. Dünya tarihinde bu ayrımı uygulamayan devlet hemen hemen yok gibidir. İnsanların insan olmalarından kaynaklanan evrensel haklarına doğrudan saldırı anlamı da taşıyan ırkçılık, bütün farklı renkleri, etnik nitelikleri, ulusal kökenleri hiçe sayar. Diğer ırklara karışmayan ırk ve bu ırka sahip olan insanlar kendilerini diğer insanlardan ayrı ve üstün bir konumda görürler. Diğerlerinin erişemeyecekleri haklara ve imkanlara sahip olmaları gerektiğine inanırlar, bu düşüncenin bir mantığa dayandırılmasını da gerekli görmezler. Günümüzde pek çok ayrı etnik yapıyı barındıran Rusya ve Balkan ülkeleri; zencileri dışlamaları ile ABD; İskoçya’daki politikalarıyla İngiltere; İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile tarihe geçen ancak sömürgesi altındakilere yaşattığı insan hakları ihlalleriyle adından söz ettiren Fransa, ellerindeki hakimiyeti kaybetmeme adına ayrımcılık rüzgarını estirmişlerdir. Uluslararası Af Örgütü’nün yayınladığı “Rusya Federasyonu’nda Irk Ayırımcılığı” raporu bu durumu ortaya net bir şekilde koyacak örnekleri içinde barındırmaktadır. Raporda Rusya’nın “belli grupları” polis tarafından oransız olarak kimlik kontrolünden geçirdiği ve bu grupların sıkça keyfi gözaltılara ve kötü muameleye maruz kalmaktalar. Polis tarafından sığınmacıların ve mültecilerin belgeleri kabul edilmeyerek zor durumda bırakılmakta, bazı bölgelerde yasalar, uygulamada tüm topluluğun; vatandaşlık hakları dahil, ekonomik, sivil ve siyasi haklar kapsamındaki haklarının reddedildiği gözler önüne serilmektedir. Devletler teorik olarak pek çok insan hakkının arkasında, ayrımcılığın karşısında yer almakta; ancak uygulamada ayrıma tabi tuttukları insanları ve grupları “demokratikleştirme ve ehlileştirme” adı altında küçük azınlıklar olarak hor görmekten ve baskı altına almaktan geri durmamaktadır. Devletlerin bu tutumu “elitler”inin de çıkarları uğruna ayrımcılık yapabilmelerine sebep olabilmekte. Çalışmalarının önüne taş koyabilecek herkes artık bu elitler için birer “hayattan ayrıştırılması” ya da “kendi çıkarlarına hizmet edecek terbiyenin verilmesi” gereken kişiler olarak görülmekte. Elitler kendilerine engel olacak taşları ortadan kaldırmak isterken yeni taşların oluşmasını da engellemekteler. Bunu yaparken mümkün olan her alanda ve özellikle kitle iletişim araçlarına hakimiyeti ya da hakim olanlarla iş birliği yapmayı öncelemekte. Etnisite yani ırk kriteri dayanak noktası olarak alındığında kendi ırkının dışındakileri ikinci sınıf vatandaş olarak görme kolaylaşmaktadır. Özellikle Batı ülkeleri ve Amerika bu konuda asırlardır devam eden, beraberinde sömürgecilik ve köleleştirme kültürünü getiren tutuculuğa sahiptirler. Bu durum o kadar rahatsız edici bir hal almıştır ki, vicdanların huzur bulması için sadece teoride geçerli olan “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi” gibi bildiriler yayınlamak moda haline gelmiştir. Ancak Batı’nın ikiyüzlülüğünü anlamak için çok zaman geçmemiş, artık devletler “etnik grupları kollama” maskesi altında, örneğin Afrika ülkelerinden Sudan, Kongo, Ruanda, Nijerya gibi kendileri için önemli maden yataklarına sahip ülkelerde her türlü ırk ayrımcılığını destekleyerek iç çatışmalardan nemalanmış, iyi niyet timsali gösterilen gelişmelerin ardından ırk ayrımcılığını istedikleri şekilde ilerlemektedirler. Ayrımcılığın versiyonlarından “dini ayrımcılık”, yaşayışında dini vecibelerine dikkat eden insanların toplumdan ayrıştırılması olarak açıklanabilir. Son dönemlerde -ırkçılık söylemleri gibi- bir yandan din ve vicdan özgürlüğünden sıklıkla bahsedilmekte diğer taraftan mümkün olduğunca din temalarının hayattan arındırılmasına çalışılmaktadır. Müslümanlığın terör ile bağdaştırılması da ayrımcılık yaparak ayrımcılıktan çıkar sağlamak isteyenlerin çabaları olarak görülebilir. Oysa gerek Kur’an’da gerek hadislerde her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına yönelik ifadeler bulunmakta, “Ne Arap’ın Acem’e ne de Acem’in Arap’a” hiçbir surette üstün olamayacağının altı çizilmektedir. İslam dini insanların farklı farklı yaratılışını zenginlik olarak görürken, insanların sırf birbirleriyle iletişim kursunlar, tanışıp anlaşsınlar diye farklı farklı cinsiyette, farklı farklı ırklarda, farklı farklı toplumlarda yaratılmış olduğunu vurgular. Bütün bu ayrımcılık çeşitlerinin en istenmeyen sonucu, ayrım uygulayan ve uygulanan taraflar arasında iletişimin tamamen kopmasıdır. Ayrımcılık sorunu ancak iletişim kurarken bütün maskelerden sıyrılarak doğru ve samimi iletişim yoluyla aşılabilir. Akademik çevreler, medya ve STK’lar koparılan iletişimin gelişmesinde önemli bir yere sahiptir. Ayırım yapan ile gördüğü ayrımcılık nedeniyle karşısındakine kin besleyen arasındaki soğukluğu ortadan kaldırmak gerekmektedir. Bunu gerçekleştirmek için samimi bir iletişimin tesisi, böylesine samimi bir iletişim ortamının kurulması için ise iki tarafın öncelikle birbirine karşı sahip olduğu önyargıların kırılması, yaşanan ayrımlarla nasıl nahoş bir durumun belirdiğinin, ayrımcılığın kimseye yarar getirmediğinin, insanlardaki yaratılış farklılığının birbirleriyle iletişime geçmeye olanak sağlayacak ilahi bir lütuf olduğunun her platformda, her fırsatta anlatılması, aktarılması bir görev olmalıdır. STK’lar, etkinliklerle, iletişim olanaklarını, özellikle de medyayı kullanarak, bu amaçla hareket edecek kişi ve kurumları aralarına almalı, ayrımcılığı ortadan kaldırmaya yönelik mümkün olduğunca büyük çapta bir çalışmaya var güçleriyle katılmalıdır. Böylesine bir köprü vazifesi görecek olan STK’ları, argümanlarını ayrımcılığın her türlüsünü ortadan kaldıracak şekilde düzenlemeli, insanları sınıflandıracak her türlü gelişmenin karşısında durarak bundan herhangi bir menfaatin güdülmediğini herkese hissettirmelidir. Bunu başaran bir insan topluluğu, samimiyetine binaen insanları etrafına toplayabilecek, kardeşliğin ve dostluğun hüküm sürmesine var gücüyle katkı sağlayacak, atilere olabildiğince güzel örnek teşkil edecektir.
Hak, insana belli bir yaşa ulaştığında verilmez. Her insan, yaşına, cinsiyetine, ırkına, rengine bakılmaksızın temel insan haklarına sahiptir. Oysa bugün dünya üzerinde milyonlarca çocuk ne çocuk olduğunun ne de herhangi bir hakkı olduğunun bilincinde. Temel insan haklar...
Afganistan’da sivil ölümleri artıyor İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) tarafından eylül ayında yayımlanan raporda, 2008 yılında, Afganistan’da, ABD ve NATO’nun hava saldırıları sonucu gerçekleşen sivil kayıpların geçtiğimiz...
Cenevizli gemici Kristof Kolomb, 3 Ağustos 1492’de Santa Maria, Pinta ve Nina gemilerine aldığı 39 tayfasıyla Atlantik’in karanlık sularına doğru açıldı. Hispaniola adını verdikleri, bugün Haiti ve Dominik Cumhuriyeti’nin ortaklaşa paylaştığı ada, yerlilerle ilk karşıla...
1967 yılında işgal ettiği Kudüs’ün demografik ve fiziki yapısında aradan geçen 40 yıl içinde büyük değişiklik yapan ve kenti ebedi başkenti ilan eden İsrail, bu yöndeki çabalarında yeni bir aşamaya geçti. Bu aşama, yasal kurumları kapatmaya ...
Güneydoğu Asya’da Çin Denizi ile Büyük Okyanus arasında yer alan Mindanao, Sulu, Palavan, Basilan ve Tavi Tavi adaları, İslam’ın bölgede uzun yıllardır yaşandığı coğrafyalardır. Bölgenin Müslüman halkı için kullanılan Moro ismi, Katolik İs...
Afrika, 1980’li yıllarda kıtada yaşanan büyük kuraklık ve buna bağlı sebeplerden kaynaklanan toplu ölümlerle dünya kamuoyunun gündeminde yer almaya başladı. Bu yıllardan sonra da dönem dönem -bazen yoğun bir şekilde- kıtadaki kuraklık, açlık, bula...
Almanya, II. Dünya Savaşı’ndan sonra çok sayıda işçi göçü almasına rağmen, vatandaşlık yasasında uzun süre bir değişiklik yapmadı. Hep, gelen işçilerin bir gün geri döneceklerini varsaydı. Geri dönüşün olmayacağını &ccedi...
Tarihi ya deliler yazıyor ya da dahiler. Ama maalesef Kafkasya’nın nasibine hep deliler düşüyor. Güney Osetya’ya saldırı ile patlak veren son savaş, uluslararası düzene yeni bir şekil verme potansiyeline sahip olsa da ardındakinin dahi olduğunu düşünmek deli...
18 Ağustos 2008 günü Pervez Müşerref, televizyondan yayınlanan konuşmasında istifasını ilan etti. 1999’da kansız bir darbe ile dönemin başbakanı Nevaz Şerif’i devirmiş ve tüm dizginleri eline almıştı. ...
Çocuk hakları, dünya üzerindeki tüm çocukların doğuştan sahip olduğu eğitim, sağlık, barınma haklarının ve fiziksel, duygusal ya da cinsel sömürüye karşı korunma gibi haklarının kanunlarla korunmasıdır. ...
Çocuk istismarı konusunda çok fazla tanım yapılabilse de en kapsamlı tanım, 1985 yılında Dünya Sağlık Örgütü tarafından konunun uzmanları tarafından yapılan tanımdır: ...
Çocuk istismarı; çocuğun sağlığını, fizik gelişimini, psikososyal gelişimini olumsuz yönde etkileyen, kendisine bakmakla yükümlü kişi veya kişiler tarafından zarar verici, kaza dışı ve önlenebilir bir davranışa maruz kalmasıdır. ...
1925 yılında Bosanska Kruba şehrinde doğan Aliya İzzetbegoviç Saraybosna’da büyüdü. 1943 yılında Alman Erkek Lisesi’ni bitiren Aliya II. Dünya Savaşı boyunca faşist ideolojiye, daha sonra ise komünist ideoloji ve uygulamalarına karşı çıkarak Mladi M...
Ülkemizde çok az bilinen Moritanya, resmi adıyla Moritanya İslam Cumhuriyeti, bir Kuzeybatı Afrika ülkesidir. Batısında Atlas Okyanusu, güneybatısında Senegal, güneydoğu ve doğusunda Mali, kuzeydoğusunda Cezayir, kuzeyinde ise Batı Sahra yer alır. Yüzölç&...
Ülkemizde çok az bilinen Moritanya, resmi adıyla Moritanya İslam Cumhuriyeti, bir Kuzeybatı Afrika ülkesidir. Batısında Atlas Okyanusu, güneybatısında ...
18 Ağustos 2008 günü Pervez Müşerref, televizyondan yayınlanan konuşmasında istifasını ilan etti. 1999’da kansız bir darbe ile dönemin başbakanı Nevaz Şe...