|
DOSYA: Uluslararası hukuk açısından Irak'ta yaşam hakkı ihlalleri |
|
|
|
|
Yazar Av. Elif Uzunpınar
|
Özel olarak geliştirilen işkence tekniklerinin uygulandığı cezaevlerinde insan hakları kriterlerine ve uluslararası hukuka aykırı şekilde tutulan, yok edilen ve organları gasp edilen insanların durumu hiçbir şekilde izah edilememekte.

Irak, yüz yıllardır zengin yeraltı kaynakları, verimli toprakları ve
jeopolitik konumunun acı bedelini ödemektedir. Bu coğrafyada yer alan
baskıcı rejimler ve ihlaller, ülkesel sebeplerden çok dış odaklarca
beslenmiş; yaşam hakkı, mülkiyet hakkı, din ve inanç özgürlüğü, nesil
hakkı başta olmak üzere birçok temel hak ihlal edilip kesintiye
uğratılmıştır.
Yaşanan etnik, siyasi ve dini temelli hak ihlallerinin kökeni Irak
tarihinde vücut bulmakta ve dış odaklarca tetiklenmektedir. I. Dünya
Savaşı sonrasında Osmanlı’dan ayrılarak İngiliz sömürgesi haline gelen
Irak’ın milli kimliğindeki problemleri ve kırılganlıkları ta bu
dönemlere kadar dayanmaktadır. İngilizlerin o dönemde ekmiş olduğu
tohumların sonuçlarını günümüzde etnik, dini ve siyasi ayrışmalar
şeklinde görmekteyiz.
Bölgede farklılıklar sürekli tetiklenmiş, neticede yüzlerce insanın
yaşamını yitirmesine sebep olan çatışma, baskı ve ihlaller yaşanmıştır.
Öyle ki, olaylar çoğu zaman basit çatışmalar şeklinde kalmamış, kimi
zaman Kürtlere, Türkmenlere kimi zaman da Araplara yönelik etnik bir
temizlik halini almıştır. Halepçe katliamı Irak’ta yaşanan kıyımlardan
sadece birisidir. Yapılan Araplaştırma seferberliğinin Irak’taki bedeli
de çok ağır olmuştur.
Irak-İran Savaşı, Körfez Savaşı ve sonrasında ABD’nin Irak’ı işgalinde
de milyonlarca sivil hayatını kaybetmiş, yaralanmış ve topraklarından
edilmiştir.
Beşinci yılında Irak işgali
Irak, baskıcı bir rejime sahip olduğu ve kitle imha silahları
bulundurduğu gerekçesiyle -BM Güvenlik Konseyi’nce alınmış bir zorlama
tedbiri söz konusu olmadan, alınacak bir önlem olsa bile bunun silahlı
kuvvet kullanılmasını gerektirecek nitelikte olduğu saptanmadan- 20
Mart 2003 tarihinde ABD ve müttefikleri İngiltere, İtalya, Polonya ve
Avustralya tarafından işgal edilmiştir.
Yıllar boyu Irak’a biyolojik ve kimyasal silah satan ülkelerin, Saddam
rejiminin potansiyel bir ölüm makinesine dönüşme ihtimalini
düşünerek(!) Irak’a demokrasi, özgürlük, adalet ve insan hakları
götürmek amacıyla(!) harekete geçmeleri manidardır. İşgalden bir süre
sonra çeşitli nedenlerle Avustralya, Polonya ve İtalyan askerleri Irak
topraklarından çekilirken, İngiltere ve ABD’nin bölgedeki işgali halen
devam etmektedir.
Irak’ın işgalinden bu yana yaşamını kaybeden insan sayısı bir milyon
civarında, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu milyonlarca
insan sakat kalmış, insanlık dışı şartlarda özgürlüklerinden edilmiş,
tecavüze uğramış, kaybolmuş, dört milyonu aşkın insan topraklarından
edilmiş, kısacası Irak’ta bir medeniyet yok edilmiştir.
Yapılan kutuplaştırma çalışmaları ile etnik ve dini ayrışmalar
körüklemiş, işgalcilerin katliamlarına bir de iç çekişmeler ve silahlı
gruplar tarafından gerçekleştirilen infazlar eklenmiş, fatura hemen her
gün yüzlerce sivil hayatla ödenmiştir.
Uluslararası hukuk, yalnızca “meşru askeri hedeflere yapılan
saldırılarda, vurulan askeri hedefin değeriyle orantısız kalmaması
şartı ile, sivil hedeflerin zarar görmesine” izin vermektedir. Irak
işgalinde BM Güvenlik Konseyi vazifelerini açıkça ihmal etmiş, yüz
binlerce Iraklı sivilin ölmesine ve yaralanmasına, tecavüze ve
soykırıma uğramasına açıkça göz yummuştur.
Uygulanan ambargo, gıda ve ilaç başta olmak üzere en temel ihtiyaç
maddelerini de kapsar nitelikte olup, yağan bombalardan yaralı olarak
kurtulan insanlar da açlık ve sağlık problemleri nedeni ile hayatlarını
kaybetmişlerdir.
Sivillere, kültürel zenginliklere, ibadethanelere, okul ve hastanelere
yağdırılan bombalar vahşetin ve yaşanan ihlallerin boyutlarını gözler
önüne sermekte; özel olarak geliştirilen işkence tekniklerinin
uygulandığı cezaevlerinde insan hakları kriterlerine ve uluslararası
hukuka aykırı şekilde tutulan, yok edilen ve organları gasp edilen
insanların durumu da hiçbir şekilde izah edilememektedir.
Uluslararası hukuk bakımından Irak’taki ABD ve diğer ülke askerleri,
Irak ceza yasalarından muaf durumdadırlar. Bu muafiyetin kötü
sonuçlarının kısmen de olsa aşılabilmesi için derhal olaylara müdahale
edilmesi ve suçluların adil bir mahkeme ile yargılanması gerekmektedir.
Uluslararası ceza mahkemesi
1 Temmuz 2002’de yargı yetkisini kullanmaya başlayan Roma Statüsü ile
Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) 1 Kasım 2006 tarihinde 140 devlet
tarafından imzalanmış, 100’ü aşkın devletçe de onaylanmıştır. Mahkeme
savaş suçluları, soykırım ve saldırı suçluları ile insanlığa karşı
suçlar işleyenleri (ve işlenmesine sebep olanları) yargılamak için
Hollanda Lahey’de çalışmalarına başlamıştır.
UCM’nin yargı yetkisi sınırlamaya tabi değildir. Sözleşmeye taraf olan
ülkeler mahkemenin yargılama yetkisini kabul etmişlerdir. Eğer taraf
devlet zarara sebebiyet veren kişilerle ilgili yargılamayı kendi
mahkemelerinde yapmaz ise UCM devreye girmelidir. Ayrıca yapılan
yargılamanın hakkaniyet gözetilmeksizin yapılması da UCM’nin harekete
geçmesini gerektirir. Statü yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 18
yaşını ikmal etmiş ve statüde sayılan suçları (savaş suçu, barışa karşı
işlenen suçlar, soykırım suçu ve insanlığa karşı işlenen suçlar)
işlemiş herkes mahkemenin yetkisi içindedir.
UCM savcılığı, mağdurlar, uluslararası insani örgütler ya da başkaca
herhangi bir kaynaktan gelen bilgiler doğrultusunda soruşturma başlatma
yetkisine sahiptir. Ayrıca UCM savcısının şüpheli gördüğü kişilerin
yakalanıp kendisine teslimini isteme yetkisi de bulunmaktadır.
Sözleşmeye taraf devletler kendi vatandaşları dahi olsa bu teslim
yükümlülüğüne uygun davranmak zorundadırlar.
Bugüne kadar ne İngiltere ne de ABD, işgalde zarara sebebiyet
verdikleri gerekçesi ile askerleri ve yöneticileri hakkında hakkaniyete
uygun bir yargılama yapmıştır. Özellikle, UCM’nin kurulması ve ABD’nin
UCM’yi tanıması konusunda yoğun çaba sarf eden İngiltere’nin, İngiliz
kuvvetlerinin Irak’ta öldürdüğü sivillerle ilgili olaylarda herhangi
bir soruşturma başlatmaması, başlatılan göstermelik soruşturmalarda da
İngiliz Kraliyet Ordusu Polisi’nin (RMP) çalışmalarının gizlilik ilkesi
içerisinde yürütüldüğüne dair beyanatlar vererek net bir açıklama
yapmaması, İngiltere açısından savaş suçlusu askerlerinin ulusal
mahkemelerde yargılanma olasılığını ortadan kaldırmıştır. Bu durum da
UCM’nin acilen devreye girmesi gerektiğinin açık göstergesidir.
Sivil hedeflere saldırı, işkence, tecavüz ve soykırım, uluslararası
toplumu ilgilendiren en önemli suçlardan olmasına rağmen ne yazık ki
Irak işgali ile ilgili olarak UCM’ye şu ana kadar yapılan müracaatlar
sonuçsuz kalmış ve en ağır cezayı gerektiren suç/suçlar cezasız
kalmıştır.
UCM’nin amacı ve varlık sebebi, bu suçların cezasız kalmasını
engellemek ve bir nebze de olsa uluslararası kamu vicdanını rahatlatıp
mağdurlar için adaleti temin etmektir. UCM; devlet başkanları, hükümet
yetkilileri ve üst düzey askeri yetkililere kadar yargılama yetkisine
sahiptir. Irak işgalinin ve Irak’ta meydana gelen ölümlerin faillerinin
George W. Bush başta olmak üzere ABD’li* üst düzey yetkililer, bürokrat
ve askerler, İngiltere Krallığı, başbakanı, senatosu, üst düzey
yetkilileri ve askerleri olduğu şüphesizdir. Bu suçluların
cezalandırılması ise ancak uluslararası yargı yetkisine sahip
mahkemenin görev ve sorumluluklarına uygun davranması ile mümkün
olacaktır.
*ABD 1995-2000 yılları arası desteklediği ve 31 Aralık 2000 tarihinde
imzaladığı Roma Statüsü’nden 6 Mayıs 2002 tarihinde imzasını çektiğini
açıklamıştır. ABD, 2 Ağustos 2002 tarihli Amerikan Askeri Personelini
Koruma Yasası (Lahey’i Basma Yasası olarak adlandırılmaktadır.) ile
UCM’ye taraf ülkeleri ikili dokunulmazlık anlaşmaları imzalamaya
zorlamış, aksi takdirde yapılan askeri yardımların askıya alınacağı
tehdidiyle, kendini güvence altına almaya çalışmıştır.
|
|
Sayı 44
SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Ahmet Emin Dağ*İHH üç kıtada mültecilerin yanında
Mülteci kampları, çoğu ülkede başlangıçta mağdurların sığınağı olurken, bir süre sonra onların hayatını sınırlayan birer hapishaneye dönüşüyo... SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Dr. Lami Bertan Tokuzlu*Türk sığınma mevzuatında devletin takdir yetkisi sorunu
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, “insan haklarına saygılı devlet” ilkesi gereği sığınma hakkını Anayasa... SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Fuat ÖzdoğruDünyada mülteci hareketleri, Türkiye'nin konumu ve mültecilerin karşılaştıkları sorunlar
Dünyadaki mülteci hareketleri, mültecilerin karşılaştıkları sorunlar ve Tür... SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Av. Taner Kılıç*Mültecilik mevzuatından kaynaklanan sorunlar ve çözüm önerileri
Türkiye’de geçici sığınmacı pozisyonunda tutulan Avrupa dışından gelen iltica başvurusunda buluna... SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Prof. Dr. Kemal Kirişçi*Osmanlı ve cumhuriyet Türkiye'sinde göç ve sığınma
Avrupa Birliği’nin son yıllarda mültecilere yönelik geliştirmiş olduğu mevzuatlar Türkiye’yi ve AB etrafındak... SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Av. Bülent Yıldırım*Av. Bülent Yıldırım
Mültecilik konusunun, mültecilerin yaşadıkları sorunların ve bu sorunlar için üretilecek çözüm önerilerinin tartışılacağı sempozyumumuza hoş geldiniz. Tarih... Kısa - Kısa150 kaçak mülteci taşıyan gemi Libya’da battı
Libya’dan İtalya’ya kaçak mülteci taşıyan bir gemi battı. Mısırlı bir diplomat tarafından yapılan açıklamada haz...
|