Index arrow Düşünce Gündem arrow Sayı 41

DOSYA: Uluslararası hukuk açısından Irak'ta yaşam hakkı ihlalleri PDF Yazdır E-posta
Yazar Av. Elif Uzunpınar   
Özel olarak geliştirilen işkence tekniklerinin uygulandığı cezaevlerinde insan hakları kriterlerine ve uluslararası hukuka aykırı şekilde tutulan, yok edilen ve organları gasp edilen insanların durumu hiçbir şekilde izah edilememekte.
Image

Irak, yüz yıllardır zengin yeraltı kaynakları, verimli toprakları ve jeopolitik konumunun acı bedelini ödemektedir. Bu coğrafyada yer alan baskıcı rejimler ve ihlaller, ülkesel sebeplerden çok dış odaklarca beslenmiş; yaşam hakkı, mülkiyet hakkı, din ve inanç özgürlüğü, nesil hakkı başta olmak üzere birçok temel hak ihlal edilip kesintiye uğratılmıştır.
Yaşanan etnik, siyasi ve dini temelli hak ihlallerinin kökeni Irak tarihinde vücut bulmakta ve dış odaklarca tetiklenmektedir. I. Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı’dan ayrılarak İngiliz sömürgesi haline gelen Irak’ın milli kimliğindeki problemleri ve kırılganlıkları ta bu dönemlere kadar dayanmaktadır. İngilizlerin o dönemde ekmiş olduğu tohumların sonuçlarını günümüzde etnik, dini ve siyasi ayrışmalar şeklinde görmekteyiz.
Bölgede farklılıklar sürekli tetiklenmiş, neticede yüzlerce insanın yaşamını yitirmesine sebep olan çatışma, baskı ve ihlaller yaşanmıştır. Öyle ki, olaylar çoğu zaman basit çatışmalar şeklinde kalmamış, kimi zaman Kürtlere, Türkmenlere kimi zaman da Araplara yönelik etnik bir temizlik halini almıştır. Halepçe katliamı Irak’ta yaşanan kıyımlardan sadece birisidir. Yapılan Araplaştırma seferberliğinin Irak’taki bedeli de çok ağır olmuştur.
Irak-İran Savaşı, Körfez Savaşı ve sonrasında ABD’nin Irak’ı işgalinde de milyonlarca sivil hayatını kaybetmiş, yaralanmış ve topraklarından edilmiştir.

ImageBeşinci yılında Irak işgali
Irak, baskıcı bir rejime sahip olduğu ve kitle imha silahları bulundurduğu gerekçesiyle -BM Güvenlik Konseyi’nce alınmış bir zorlama tedbiri söz konusu olmadan, alınacak bir önlem olsa bile bunun silahlı kuvvet kullanılmasını gerektirecek nitelikte olduğu saptanmadan- 20 Mart 2003 tarihinde ABD ve müttefikleri İngiltere, İtalya, Polonya ve Avustralya tarafından işgal edilmiştir.
Yıllar boyu Irak’a biyolojik ve kimyasal silah satan ülkelerin, Saddam rejiminin potansiyel bir ölüm makinesine dönüşme ihtimalini düşünerek(!) Irak’a demokrasi, özgürlük, adalet ve insan hakları götürmek amacıyla(!) harekete geçmeleri manidardır. İşgalden bir süre sonra çeşitli nedenlerle Avustralya, Polonya ve İtalyan askerleri Irak topraklarından çekilirken, İngiltere ve ABD’nin bölgedeki işgali halen devam etmektedir.
Irak’ın işgalinden bu yana yaşamını kaybeden insan sayısı bir milyon civarında, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu milyonlarca insan sakat kalmış, insanlık dışı şartlarda özgürlüklerinden edilmiş, tecavüze uğramış, kaybolmuş, dört milyonu aşkın insan topraklarından edilmiş, kısacası Irak’ta bir medeniyet yok edilmiştir.
Yapılan kutuplaştırma çalışmaları ile etnik ve dini ayrışmalar körüklemiş, işgalcilerin katliamlarına bir de iç çekişmeler ve silahlı gruplar tarafından gerçekleştirilen infazlar eklenmiş, fatura hemen her gün yüzlerce sivil hayatla ödenmiştir.
Uluslararası hukuk, yalnızca “meşru askeri hedeflere yapılan saldırılarda, vurulan askeri hedefin değeriyle orantısız kalmaması şartı ile, sivil hedeflerin zarar görmesine” izin vermektedir. Irak işgalinde BM Güvenlik Konseyi vazifelerini açıkça ihmal etmiş, yüz binlerce Iraklı sivilin ölmesine ve yaralanmasına, tecavüze ve soykırıma uğramasına açıkça göz yummuştur.
Uygulanan ambargo, gıda ve ilaç başta olmak üzere en temel ihtiyaç maddelerini de kapsar nitelikte olup, yağan bombalardan yaralı olarak kurtulan insanlar da açlık ve sağlık problemleri nedeni ile hayatlarını kaybetmişlerdir.
Sivillere, kültürel zenginliklere, ibadethanelere, okul ve hastanelere yağdırılan bombalar vahşetin ve yaşanan ihlallerin boyutlarını gözler önüne sermekte; özel olarak geliştirilen işkence tekniklerinin uygulandığı cezaevlerinde insan hakları kriterlerine ve uluslararası hukuka aykırı şekilde tutulan, yok edilen ve organları gasp edilen insanların durumu da hiçbir şekilde izah edilememektedir.
Uluslararası hukuk bakımından Irak’taki ABD ve diğer ülke askerleri, Irak ceza yasalarından muaf durumdadırlar. Bu muafiyetin kötü sonuçlarının kısmen de olsa aşılabilmesi için derhal olaylara müdahale edilmesi ve suçluların adil bir mahkeme ile yargılanması gerekmektedir.

Image Uluslararası ceza mahkemesi
1 Temmuz 2002’de yargı yetkisini kullanmaya başlayan Roma Statüsü ile Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) 1 Kasım 2006 tarihinde 140 devlet tarafından imzalanmış, 100’ü aşkın devletçe de onaylanmıştır. Mahkeme savaş suçluları, soykırım ve saldırı suçluları ile insanlığa karşı suçlar işleyenleri (ve işlenmesine sebep olanları) yargılamak için Hollanda Lahey’de çalışmalarına başlamıştır.
UCM’nin yargı yetkisi sınırlamaya tabi değildir. Sözleşmeye taraf olan ülkeler mahkemenin yargılama yetkisini kabul etmişlerdir. Eğer taraf devlet zarara sebebiyet veren kişilerle ilgili yargılamayı kendi mahkemelerinde yapmaz ise UCM devreye girmelidir. Ayrıca yapılan yargılamanın hakkaniyet gözetilmeksizin yapılması da UCM’nin harekete geçmesini gerektirir. Statü yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 18 yaşını ikmal etmiş ve statüde sayılan suçları (savaş suçu, barışa karşı işlenen suçlar, soykırım suçu ve insanlığa karşı işlenen suçlar) işlemiş herkes mahkemenin yetkisi içindedir.
UCM savcılığı, mağdurlar, uluslararası insani örgütler ya da başkaca herhangi bir kaynaktan gelen bilgiler doğrultusunda soruşturma başlatma yetkisine sahiptir. Ayrıca UCM savcısının şüpheli gördüğü kişilerin yakalanıp kendisine teslimini isteme yetkisi de bulunmaktadır. Sözleşmeye taraf devletler kendi vatandaşları dahi olsa bu teslim yükümlülüğüne uygun davranmak zorundadırlar.
Bugüne kadar ne İngiltere ne de ABD, işgalde zarara sebebiyet verdikleri gerekçesi ile askerleri ve yöneticileri hakkında hakkaniyete uygun bir yargılama yapmıştır. Özellikle, UCM’nin kurulması ve ABD’nin UCM’yi tanıması konusunda yoğun çaba sarf eden İngiltere’nin, İngiliz kuvvetlerinin Irak’ta öldürdüğü sivillerle ilgili olaylarda herhangi bir soruşturma başlatmaması, başlatılan göstermelik soruşturmalarda da İngiliz Kraliyet Ordusu Polisi’nin (RMP) çalışmalarının gizlilik ilkesi içerisinde yürütüldüğüne dair beyanatlar vererek net bir açıklama yapmaması, İngiltere açısından savaş suçlusu askerlerinin ulusal mahkemelerde yargılanma olasılığını ortadan kaldırmıştır. Bu durum da UCM’nin acilen devreye girmesi gerektiğinin açık göstergesidir.
Sivil hedeflere saldırı, işkence, tecavüz ve soykırım, uluslararası toplumu ilgilendiren en önemli suçlardan olmasına rağmen ne yazık ki Irak işgali ile ilgili olarak UCM’ye şu ana kadar yapılan müracaatlar sonuçsuz kalmış ve en ağır cezayı gerektiren suç/suçlar cezasız kalmıştır.
UCM’nin amacı ve varlık sebebi, bu suçların cezasız kalmasını engellemek ve bir nebze de olsa uluslararası kamu vicdanını rahatlatıp mağdurlar için adaleti temin etmektir. UCM; devlet başkanları, hükümet yetkilileri ve üst düzey askeri yetkililere kadar yargılama yetkisine sahiptir. Irak işgalinin ve Irak’ta meydana gelen ölümlerin faillerinin George W. Bush başta olmak üzere ABD’li* üst düzey yetkililer, bürokrat ve askerler, İngiltere Krallığı, başbakanı, senatosu, üst düzey yetkilileri ve askerleri olduğu şüphesizdir. Bu suçluların cezalandırılması ise ancak uluslararası yargı yetkisine sahip mahkemenin görev ve sorumluluklarına uygun davranması ile mümkün olacaktır.
*ABD 1995-2000 yılları arası desteklediği ve 31 Aralık 2000 tarihinde imzaladığı Roma Statüsü’nden 6 Mayıs 2002 tarihinde imzasını çektiğini açıklamıştır. ABD, 2 Ağustos 2002 tarihli Amerikan Askeri Personelini Koruma Yasası (Lahey’i Basma Yasası olarak adlandırılmaktadır.) ile UCM’ye taraf ülkeleri ikili dokunulmazlık anlaşmaları imzalamaya zorlamış, aksi takdirde yapılan askeri yardımların askıya alınacağı tehdidiyle, kendini güvence altına almaya çalışmıştır.
 

Sayı 44

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Ahmet Emin Dağ*
İHH üç kıtada mültecilerin yanında
Mülteci kampları, çoğu ülkede başlangıçta mağdurların sığınağı olurken, bir süre sonra onların hayatını sınırlayan birer hapishaneye dönüşüyo...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Dr. Lami Bertan Tokuzlu*
Türk sığınma mevzuatında devletin takdir yetkisi sorunu

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, “insan haklarına saygılı devlet” ilkesi gereği sığınma hakkını Anayasa...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Fuat Özdoğru
Dünyada mülteci hareketleri, Türkiye'nin konumu ve mültecilerin karşılaştıkları sorunlar

Dünyadaki mülteci hareketleri, mültecilerin karşılaştıkları sorunlar ve Tür...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Av. Taner Kılıç*
Mültecilik mevzuatından kaynaklanan sorunlar ve çözüm önerileri

Türkiye’de geçici sığınmacı pozisyonunda tutulan Avrupa dışından gelen iltica başvurusunda buluna...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Prof. Dr. Kemal Kirişçi*
Osmanlı ve cumhuriyet Türkiye'sinde göç ve sığınma
Avrupa Birliği’nin son yıllarda mültecilere yönelik geliştirmiş olduğu mevzuatlar Türkiye’yi ve AB etrafındak...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Av. Bülent Yıldırım*
Av. Bülent Yıldırım
Mültecilik konusunun, mültecilerin yaşadıkları sorunların ve bu sorunlar için üretilecek çözüm önerilerinin tartışılacağı sempozyumumuza hoş geldiniz. Tarih...

Kısa - Kısa
150 kaçak mülteci taşıyan gemi Libya’da battı
Libya’dan İtalya’ya kaçak mülteci taşıyan bir gemi battı. Mısırlı bir diplomat tarafından yapılan açıklamada haz...