|
DÜNYA GÜNDEMİ: AVRUPA: Almanya'nın kara saçlı çocukları |
|
|
|
|
Yazar Haşim Koç
|
Yabancıları potansiyel suçlu olarak gören anlayış Alman toplumunun geneline sirayet ediyor. Aşırı uçlarda bulunanlar, toplumu potansiyel suçlulardan arındırıp daha güvenli bir yaşam sağlayabileceklerini düşünüyorlar.
Şubat ayı Almanya’daki Türkler için zor geçti. Başta Ludwigshafen olmak üzere çeşitli kentlerde yaşanan yangınlar hem can kaybı hem de ciddi maddi hasarla sonuçlandı. Olayların akabinde Almanya’da yaşayan Türk topluluğu, Almanlar arasında son dönemde oldukça yayıldığı gözlenen yabancı düşmanlığını sorgulamaya başladı. Aslında aşırı sağcılık şeklinde tanımlanan bu eğilimin, 11 Eylül sonrası Avrupa’da giderek yükselişe geçtiği ve aşırı sağcı olmayanların da artık Müslümanlara belirli bir şüpheyle yaklaştığı gözle görülür bir şekilde kendini gösteriyor. Son olaylar ise Almanya’da durumun vahametini daha net bir şekilde ortaya koydu. Almanya’daki Türkler, her ulus devlette var olan, “yabancı” ve “öteki” olarak tanımlanan toplulukların başına gelebilecek türde bir ayrımcılığa maruz kalıyor. Aslında bu yeni bir şey değil. Yeni olan ve korkulması gereken, bu ayrımcılığın göstergelerinin can ve mal emniyetini de tehdit edecek boyutlarda olması. Buna evet cevabı verecek olursak, hem Alman devletinin politikalarını tekrar gözden geçirmesi gerekecek, hem de Almanya’da yaşayan Türklerin ülkedeki konumlarını ve toplumsal yaşamdaki aidiyet biçimlerini sorgulamaları gerekecek.
Tüm bu sorgulama ve gözden geçirmeler için böyle üzücü olayların yaşanmasını beklemek, işin vahim bir yanı. Maruz kalınan ayrımcılıklar arasında en basitlerinden bir tanesi ilkokul çağındaki çocukların Alman çocuklar tarafından sürekli aşağılanması. Buna karşı alınacak tedbirler de çok etkin değil, çünkü sadece bir ya da iki çocuk “Du der blöde Türke!/ Hey sen aptal Türk!” diye seslense, o zaman belki tedbir mümkün olabilir. Ama bu hitap şekli genel geçer bir ifade olarak kabul gördüğünden, Türk çocuklarının daha ilkokuldan itibaren kendi yaşıtları arasında ezik, başarısız ve kendine güvenini kaybetmiş bireyler haline dönüşmesi başarılmış oluyor. Tabi, devletin bu konudaki suçu, Almanya’daki Türk topluluğunu bir sürü sorunun yegane suçlusu olarak gösterip, olumsuz imajların yazılı ve görsel medya vasıtasıyla sürekli olarak pompalanmasının önüne geçememesidir. Sosyal yaşamdaki ayrımcılıklardan bir diğeri ise Türk gençlerinin belirli eğlence mekanlarına hiçbir gerekçe gösterilmeksizin sadece tiplerine bakarak alınmaması. Önemsiz gibi görünen bu meseledeki en korkunç boyut ise, hem Türklerin hem Almanların bu durumu kabullenmiş olması. “İsterse almaz” diyen veya yapılan bu ayrımcılığa karşı belirli ekonomik ya da güvenlik gerekçeli bahaneler üreten insanlar görebiliyorsunuz. Alman mahkemeleri de ilginç bir şekilde hizmet veren bu tip yerlerin istediğini içeri alıp almamakta özgür olduğuna dair kararlar alıp kişilerin sadece etnik kökenine bakarak belirli yerlerden dışlanmasının mümkün olabileceğine dair hükümlere imza atmakta. Giderek artan işsizlik, gençlerin zorunlu eğitimi dahi zar zor bitirebilmeleri ve toplumun gereğinden fazla bölünmüş olması gibi nedenlerden dolayı Almanya’da yaşayan Türklerin hayatları önümüzdeki dönemde daha da zorlaşacak gibi görünüyor. Şu ana kadar uygulanmaya çalışılan entegrasyon politikaları ve çok kültürlü toplum modelleri işlemedi. Buna ilaveten, Alman resmi makamlarının ellerinde bu sorunlarla etkili bir şekilde mücadele edebilecekleri bir yol haritası da yok. Türkleri potansiyel suçlu gören anlayış toplumun geneline sirayet ediyor. Bu sebeple aşırı uçlarda bulunanlar, toplumu potansiyel suçlulardan arındırıp daha güvenli bir yaşam sağlayabileceklerini düşünüyorlar. Nitekim son olaylar da bunun bir göstergesi. Başlığa gelince. Alman komşumuzun üç yaşındaki çocuğu, evlerinin önündeki kum havuzunda oynarken, yaşıtı kara saçlı bir çocuğa, “Sen aptalsın!” demiş. Kara saçlı çocuğun “Neden?” sorusuna Alman çocuğun verdiği cevap, “Çünkü kara saçlısın” olmuş. Bu anekdotu çocuğunun ağzından duyan ve dehşete kapılan annesi anlatıyor, aksi halde inanılması asla mümkün değil. İşin acı tarafı, Alman çocuğun ailesi bu hususlarda dünya vatandaşlığını savunan, solcu gelenekten gelen ve ayrımcılıklara karşı olup, evlerinde bu tür konulara dikkat etmeye çalışan bir aile. Buna rağmen çocuğun sarf ettiği bu sözler Almanya’daki genel havayı yansıtmaya yetiyor. |
|
Sayı 44
SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Av. Taner Kılıç*Mültecilik mevzuatından kaynaklanan sorunlar ve çözüm önerileri
Türkiye’de geçici sığınmacı pozisyonunda tutulan Avrupa dışından gelen iltica başvurusunda buluna... SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Prof. Dr. Ahmet Yamanİslam kaynaklarında ve geleneğinde mültecilik algısı
İslam geleneğine göre mülteciler, sığındıkları toplumun asli üyesi sayılırlar. Mültecilerin can ve mal dokunulmazlığı başt... MÜLTECİ HAYATLARDAN TANIKLIKLARBaşımızın üzerine toprak döker, paramızı çıkarırız.
“1944 yılında daha sekiz yaşımda iken Rusya’nın gerçekleştirdiği büyük sürgünde ailemle beraber Özbekistan’... 44. Sayı SunuşDeğerli okurlar,
İHH İnsani Yardım Vakfı’nın, faaliyetlerinin önemli bir kısmının hasredildiği mülteciler; yaşadığımız dünyanın karşı karşıya kaldığı en temel insani mese... MÜLTECİLİK SEMPOZYUMU ÇÖZÜM ÖNERİLERİUluslararası arenada mültecilik sorunu
- Dünya üzerinde çeşitli nedenlerle yer değiştiren milyonlarca kişi bulunmaktadır. İster sığınmacı, ister mülteci, isterse göçme...
SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Av. Bülent Yıldırım*Av. Bülent Yıldırım
Mültecilik konusunun, mültecilerin yaşadıkları sorunların ve bu sorunlar için üretilecek çözüm önerilerinin tartışılacağı sempozyumumuza hoş geldiniz. Tarih... Kısa - Kısa150 kaçak mülteci taşıyan gemi Libya’da battı
Libya’dan İtalya’ya kaçak mülteci taşıyan bir gemi battı. Mısırlı bir diplomat tarafından yapılan açıklamada haz...
|