Index arrow Düşünce Gündem arrow Sayı 40

ADANMIŞ HAYATLAR Güney Afrika'da bir Osmanlı elçisi PDF Yazdır E-posta
Yazar Selim Argun   
 Ebu Bekir Efendi’nin hayatı, adanmış nitelikli insan gücünün, ya da diğer bir ifadeyle misyon ve vizyon sahibi idealist bir alimin, bir toplumu nasıl değiştirebileceğinin canlı bir örneğidir.
ImageEbu Bekir Efendi El-Emcedî (1835-1880), 1863 yılında Sultan Abdülaziz tarafından gelen talep üzerine, Güney Afrika’ya, oradaki Müslümanların din eğitimine katkıda bulunması amacıyla gönderilmiştir. Aslen bugün Kuzey Irak sınırlarında kalan Şehrizor bölgesinden olan, Kürt asıllı bir alimdir ve baba tarafından da seyyiddir.  
Ebu Bekir Efendi’nin hayatı Osmanlı tarihi, Afrika’daki İslam tarihi ve nihayetinde kolonyalizm ve oryantalizm tarihleri açısından önem arz eder. Kendisinin Güney Afrika’ya gönderilmesinin ardında Hollanda sömürgesinin kanlı tarihi yatar. Hollanda, Cava bölgesindeki sömürgelerinde bastıramadığı isyanların sebebi olarak gördüğü Müslüman kanaat önderlerini ve alimleri, Doğu Hindistan Şirketi için ikmal istasyonu olarak kullandıkları Ümit Burnu kolonisine sürgüne gönderir. Bu, aynı zamanda bugün Güney Afrika Cumhuriyeti olarak bilinen bölgenin İslam’la tanışma tarihidir. O günkü adı Kap-Staad olan koloniyi 1805’te Hollandalılardan devralan İngilizler, daha sonra Hindistan alt-kıtasından ucuz işçi olarak getirecekleri Hint kökenli Müslümanları ülkenin kuzeydoğusuna yerleştirecektir. Bugün Western Cape eyaleti olarak adlandırılan bölgedeki Malay kökenli Müslümanlar ile Kwa-Zulu Natal ve Gauteng bölgelerindeki Hint kökenli müslümanların zorunlu hicretiyle Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Müslüman nüfusu oluşmuştur. Bugün halen bu demografik dağılım aynen korunmakta ve Müslümanlar, Güney Afrika Cumhuriyeti nüfusunun %2’sini teşkil etmektedir.
Ebu Bekir Efendi, imparatorluğun sürekli toprak kaybettiği ve buna bağlı olarak kaybedilen topraklarda görev yapan kadıların ve ulemanın İstanbul’da işsiz olarak atama bekledikleri bir dönemde, Bağdat’taki görev yerinden çağrılmış ve emr-i sultani kendisine tevdi edilmiştir. “Neden Ebu Bekir Efendi?” sorusunun cevabını, yedi ay içerisinde hem İngilizce’yi hem de Afrikansça’yı öğrenip Osmanlıca harflerle ama Afrikansça dilinde yerli halkın sorunlarına hitap eden bir fıkıh kitabı yazmasına, ya da Çanakkale Savaşı’na giden Anzak askerlerinin ikmal ve mola için Cape Town limanına yanaştıklarında, ahalinin kılık kıyafetlerinden şehrin Türklerin eline geçtiğini sanıp silahlarına sarılmalarına bakarak verebiliriz.
Ebu Bekir Efendi’nin hayatı, “adanmış nitelikli insan gücü”nün ya da diğer bir ifadeyle misyon ve vizyon sahibi idealist bir alimin, bir toplumu nasıl değiştirebileceğinin canlı bir örneğidir. Ancak üstadın değiştirmekte zorlandığı şeyler de olmuştur. 143 yıl boyunca Hollandalıların, İslam’a dair ne varsa yasakladıkları bir fetret döneminin ardından, ilmin ve alimlerin yok edildiği bir toplumda, cahiliye devri adetlerinin yeniden ortaya çıkması aslında çok da garipsenmemelidir. Ebu Bekir Efendi, hoca kılıklı bazı insanların, kendilerini sürekli olarak ziyafetlere davet ettirdiklerini, aslı astarı olmayan bazı uydurma adetleri fırsat bilerek haksız kazanç elde ettiklerini, verdikleri fetvaların hilaf-ı hakikat olmasına aldırmadan dini hükümler hakkında ahkam kestiklerini dile getirir ve yapmış olduğu eleştirilerden ötürü mahalli imamların tepkilerine maruz kaldığını belirtir. Bu tepkiler, menfaatleri zarar gören bazı bedbahtların, Ebu Bekir Efendi’nin geldiği ülkeye geri gönderilmesi için İngiliz koloni mahkemesine başvurmasına kadar ileri gidecektir. Ama Ebu Bekir Efendi, doğruları anlatırken kınayanaların kınamasına aldırmayacak kadar geniş yürekli ve büyük idealleri olan bir hizmet insanıdır.
Kanada kıyılarını keşfeden meşhur İngiliz kaptanı James Cook’un yeğeni ile evlenir, Tahire ismini alan bu İngiliz hanımefendisi, Ebu Bekir Efendi’ye beş erkek evlat verdiği gibi, üstadın Cape Town’daki Müslüman çocuklara ve gençlere yönelik açmış olduğu iki kolejden kızlara yönelik olanında yıllarca müdirelik yapar.
Hatıratında, büyüklüğünden ve hızından çok etkilendiğini belirttiği, Liverpool’dan kalkarak Afika kıyıları boyunca Ümit Burnu’na doğru Atlantik Okyanusu’nda yol alan buharlı gemi, aslında İngiltere’nin Afrika’da yeni sömürgeler arayan muhteris asker, tüccar, seyyah ve misyonerleri ile dolu bir gemidir. Beraberinde götürdüğü yeğeni Ömer Lütfi Efendi ve  Ebu Bekir Efendi ile geminin diğer yolcuları arasındaki fark, hızla endüstrileşen, yeni ham madde kaynakları ve pazarlar arayan, geliştirdiği silahlar ile Afrika’da, Uzakdoğu’da gittigi her coğrafyaya zulüm ve ölümden başka bir şey götürmeyen Avrupa emperyalizmi ile idaresi altına aldığı coğrafyadaki insanlara hizmet ve adalet götüren, sömürmek bir yana imar eden Osmanlı fütuhat geleneği arasındaki farktır. Ebu Bekir Efendi, merkezine adaleti ve hukuku koyan, hatasıyla sevabıyla, nomokratik bir devlet geleneğinin hukukçusunu ve din adamını temsil ederken; gemideki misyonerler, kolonyalizmin öncü kuvveti olan ve Batı’nın kanlı işgallerinde ellerinde silah tutan askerler kadar sorumlu olan, akıllarını çeldikleri yerlilere cennete girmenin yolunun efendilerine hizmet etmekten geçtiğini söyleyen oryantalist geleneği temsil eder. Bu iki dünya görüşü arasındaki fark, ölümle hayat, varlıkla yokluk arasındaki fark kadar keskin ve bir o kadar da sarsıcıdır.
Ebu Bekir Efendi’nin öncülüğünde bölge halkıyla başlayan ikili münasebetler Osmanlı’nın yıkılışına kadar devam etmiştir. 1875’te iflasını ilan etmesine rağmen İstanbul hükümeti bir yıl sonra Güney Afrikalı Müslümanlara yüklü miktarda kitap bastırıp göndermiş, bölgedeki birçok caminin yapımı için maddi destekte bulunmuş, oradaki Müslümanlara Osmanlı pasaportu vererek rahat seyahat etmelerini sağlamıştır. İngilizlerle Hollandalılar arasındaki Boer savaşlarına gözlemci göndermiş, hayatlarında silah sesi dahi duymayan Afrikalı makinali tüfeklerle katleden İngilizlere karşı, Zulu kabilesinin cesur askerlerini eğitmiş ve  maddi yardımlarda bulunmuştur. Kısaca, Osmanlı bu mazlum kıtanın sorunlarına gücü nispetince ilgili kalmaya özen göstermiştir. Buna karşılık, Güney Afrika Müslümanlarının kendilerini “Osmanlı” olarak tanımladıklarını, bu kimliği sahiplendiklerini Trablusgarb Savaşı’na gönüllü olarak yazıldıklarını, Hicaz Demiryolu inşası için ciddi miktarlarda para toplayıp İstanbul’a gönderdiklerini, bunlara mukabil olarak da Devlet-i Âli’nin onlara özel madalya bastırarak gayretlerini takdir ettiğini görüyoruz.
Image
Ebu Bekir Efendi’nin büyük oğlu, Ezher’deki eğitimini tamamladıktan sonra, Sultan II. Abdülhamid’in emri üzerine, Güney Afrika’daki milletvekili seçimlerine adaylığını koyar. Kazanmasına kesin gözüyle bakılan ve İngilizce, Afrikansça, Arapça, Farsça ve Türkçe hitabeti dillere destan Ahmet Ataullah Efendi’nin seçimleri kazanamaması için seçime çok az bir süre kala seçim kanunu değiştirilir ve böylelikle Güney Afrika’daki ilk Müslüman milletvekili adayı parlementoya giremez. Sultan Abdülhamid, bunun üzerine kendisini Singapur’a büyükelçi olarak atar ama orada da Pan-İslamizm siyasetinin güçlenmesinden korkan İngilizlerin düzenlediği bir suikastla şehid olur. Kabri bugün Singapur devlet büyüklerinin defnedildiği mezarlıktadır. Ebubekir Efendi’nin diğer evlatları ise Güney Afrika’da kalır, kimisi baba mesleğini seçer, eserler verir, eğitim faaliyetlerine devam eder. Torunlarından bir kısmı baba yurdu Türkiye’ye döner, bir kısmı ise Avustralya, Yeni Zelanda, Kanada ve Amerika’ya dağılmıştır. Efendi soy ismi ise hala Güney Afrika’da, özellikle Cape Town civarında bilinen ve yaygın olarak kullanılan bir soyisimdir.
Ama şüphesiz asıl önemlisi, Şehrizor’dan çıkan, kısa hizmet hayatına başarılı bir ihya hareketini sığdıran ve ardından hoş bir sada ile kalıcı bir iz bırakarak, 45 yaşında Cape Town’da Hakk’a yürüyen bu Osmanlı aliminin geride bıraktığı kültür mirası, hala Güney Afrika Müslümanlarının gönlünde yaşamaktadır.
 

Sayı 44

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Dr. Lami Bertan Tokuzlu*
Türk sığınma mevzuatında devletin takdir yetkisi sorunu

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, “insan haklarına saygılı devlet” ilkesi gereği sığınma hakkını Anayasa...

MÜLTECİ HAYATLARDAN TANIKLIKLAR
Başımızın üzerine toprak döker, paramızı çıkarırız.
“1944 yılında daha sekiz yaşımda iken Rusya’nın gerçekleştirdiği büyük sürgünde ailemle beraber Özbekistan’...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Av. Taner Kılıç*
Mültecilik mevzuatından kaynaklanan sorunlar ve çözüm önerileri

Türkiye’de geçici sığınmacı pozisyonunda tutulan Avrupa dışından gelen iltica başvurusunda buluna...

Film Tanıtımı: In This World
Orijinal adı: In This World (Bu dünyada)
Yönetmen: Michael Winterbottom
Senaryo: Tony Grisoni
Yapım: 2002, İngi...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Av. Bülent Yıldırım*
Av. Bülent Yıldırım
Mültecilik konusunun, mültecilerin yaşadıkları sorunların ve bu sorunlar için üretilecek çözüm önerilerinin tartışılacağı sempozyumumuza hoş geldiniz. Tarih...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Fuat Özdoğru
Dünyada mülteci hareketleri, Türkiye'nin konumu ve mültecilerin karşılaştıkları sorunlar

Dünyadaki mülteci hareketleri, mültecilerin karşılaştıkları sorunlar ve Tür...

Adanmış Hayatlar Mülteci bir çizer; Naci el-Ali
Filistin direnişinin 60 yıllık öyküsünü, işgaller ve sürgünlerin özgürlüklerine gölge düşürdüğü binlerce Filistinlinin yurtlarından edilerek ülkelerine hasret bir hayata mahkum edilişini, çizgileriyle...