|
ROPÖRTAJ:İkinci sürgünlerinde Filistinli mülteciler |
|
|
|
|
Yazar Hamza Er
|
Etrafımıza toplanan İbrahim, Ahmed, Ömer, Neda ve Mustafa doktor, mühendis ve öğretmen olmak istiyor. “Bu kamptan çıkınca nereye gitmek istiyorsunuz?” şeklindeki sorumuza, 10 yaşındaki İbrahim Ömer’in verdiği cevap ders niteliğindeydi: “Başka neresi olabilir ki, biz Filistinliyiz ve oraya dönmek istiyoruz.”
İsrail’in Birleşmiş Milletler tarafından resmen kabul edilişinin üzerinden 60 yıl geçti. 1948 yılından beri yaşadığı toprakları terk etmek zorunda kalan Filistinlilerin sayısı 5 milyonu aştı. Filistinli mülteciler öncelikle komşu Arap ülkelerine yerleştiler. Bu ülkelerden biri olan Irak’ta yaşayan Filistinlilerin sayısı bir dönem 50 bine yaklaştı. ABD’nin Irak’ı işgaliyle değişen dengeler, Irak’ta yaşayan Filistinlileri de etkiledi. Hem ABD askerlerinin hem de işgal güçleriyle işbirliği içerisinde olan hükümete bağlı milislerin tehdit ve zorlamalarıyla karşılaşan yaklaşık 30 bin Filistinli, mülteci olarak geldikleri Irak’ı yine mülteci olarak terk etmek zorunda kaldılar. Kimliksiz, pasaportsuz ve vatansız konumunda olan bu halktan 2500 kişi Suriye sınırındaki kamplarda hayat mücadelesi veriyor. İHH İnsani Yardım Vakfı’nın 2007 Kurban Organizasyonu vesilesi ile Suriye’ye giden Hamza Er’le, Irak’tan kaçan Filistinli mültecilerin sığındığı el-Tenf ve Hol kamplarını yakından gözlemleyen Hamza Er’e Filistinli mültecileri, kamplarda günlük hayatı ve bayramı sorduk.
Öncelikle, el-Tenf Kampı’ndan söz edecek olursak, Filistinli mültecilerin oldukça güç durumda olduğunu biliyoruz. Siz neler söyleyebilirsiniz? Şam’a dört saatlik uzaklıkta bulunan el-Tenf kampı, Suriye’nin güneydoğusunda Irak sınırında bulunuyor. Bu kamp, Suriye ile Irak sınırı arasındaki serbest bölgede yer aldığından, kampa yardımların ulaşması güçlükle gerçekleşiyor. Bu durum, kamptaki Filistinlilerin iki sınır arasında açık hava hapishanesi koşullarında yaşamasına sebep oluyor.
Filistinli mülteciler bu kampa nasıl, ne sebeplerle gelmişler? Neden bu kampta misafirliğe zorlandınız dediğimde herkesten aynı cevabı aldım: “Her şey Amerika’nın Irak’ı işgali ile başladı…”. Kimlik kartına bakarak adam öldürmeye başlandığını, mevcut hükümete yakın Şii milisler tarafından ailelerinin tehditlere maruz kaldığını, zorla evlere girildiğini ve 600’e yakın Filistinlinin şehit edildiğini anlattılar. Kampın ancak canından endişe edip, eşinin ve evladının güvenliğinden emin olamayanların bir tercihi olduğu açıktı. Kurulu bir düzeni bozup çölün ortasında hapishane hayatını seçmek kolay değil. Bir mülteci, Irak’ta kurulan hükümetin, kendilerini Saddam’ın adamı olarak gördüğünü, bu sebepten tüm haklarının ellerinden alındığını, resmi kurumlardan kovulduklarını söyledi. Bir başkası ise Filistinlilerin oturduğu mahallelere baskınların yapıldığını, dükkanlarının gasp edildiğini, kendilerini iyice kuşatılmış hissettiklerinden Bağdat’ı terk etmekten başka bir çözüm yolu bulamadıklarını belirtti.
Bu kamp şartlarında çocuklar hayatlarını nasıl devam ettiriyorlar? Bu zor koşullardan her zamanki gibi en çok çocuklar etkilenmiş. Elinde kuru bir ekmekle, hassas ciltleri soğuktan çatlamış çocuklara rastladık. Çölün ortasında hapsedildikleri bu kampta, oynadıkları oyunların içeriği bile açlık, hastalık ve ölüm üzerine kurulu.
Kampta çocuklar için herhangi bir okul mevcut mu? BM tarafından çadırlardan yapılmış bir okul var. Okulun, kampta yaşayan Filistinli öğretmenlerin desteğiyle faal duruma getirilmesi, çocukları için hayata bağlanmış ailelere bir umut oluyor. Kampın sorumlusu Muhammed Bahuri’nin, Filistinlilerin kültürlü bir halk olduğunu ve çölde eğitimden bile vazgeçmeyeceklerini uzun uzun anlatmasından bunu anlayabiliyorsunuz. Etrafımıza toplanan İbrahim, Ahmed, Ömer, Neda ve Mustafa doktor, mühendis ve öğretmen olmak istiyor. Ama ilk istekleri önce bu kamptan çıkmak… Bu kamptan çıkınca nereye gitmek istiyorsunuz? şeklindeki sorumuza, 10 yaşındaki İbrahim Ömer’in verdiği cevap ders niteliğindeydi: “Başka neresi olabilir ki, biz Filistinliyiz ve orada yaşamak istiyoruz.”
Pek çok mülteci kampında alt yapının olmadığı muhakkak. el-Tenf’te durum nasıl? Mülteciler hava şartlarıyla nasıl başa çıkabiliyorlar? Çöl soğuğu oldukça sert. Akşam beşten itibaren etkisini göstermeye başlayan soğuk havadan dolayı muslukların bile patladığını öğrendik. Kamp sakinleri, çadırlarda kurulan mazot sobaları ile ısınmaya çalışıyor. Ama mazot, kamp sakinlerine yeterli miktarlarda verilmiyor. Isınmak için tek madde olan mazotun 10-15 günde bir arayla verilmesi gerekirken bunun ihmal edildiğini gözlemlemek güç değil.
Tedavi imkanları nasıl sağlanıyor? Sağlık hizmeti verilebiliyor mu? Kampta, insanların sağlık sorunları ile ilgilenecek bir sağlık ocağı bile yok. En yakın hastane kampın dışında ve iki saat uzaklıkta bulunduğundan, acil durumda olan hastalar Suriye gümrük muhafazadan izin alarak ambulansla Suriye’ye götürülüyor. Ancak bu prosedür, Usur İbrahim isimli kadının iki bebeğini kampta kaybetmesine sebep olmuş. Nitekim Usur İbrahim, kampa geldiğinde hamile olduğunu, doğum zamanında dört gün doktor ve ambulans bulamadığını ve yoğun kanamadan dolayı kendisinin de ölüm tehlikesi geçirdiğini anlatıyor. Özellikle yazın, zehirli çöl akrepleri tarafından sokulma vakalarının yaşandığı kampta, anneler geceleri evlatlarının başında gece adeta nöbet bekliyor.
Peki uluslararası yardım kuruluşları bölgede ne kadar etkin? Kampta ihtiyaçlar genelde Filistinli grupların desteğiyle sağlanıyor. Ama özellikle Hamas’ın ilk gününden itibaren kamp sakinleri ile yakından ilgilendiği, onların sıkıntı ve dertlerini dinlediği sözleri herkesten duyduğumuz ortak ifadeler. Kampın sorumlusu Muhammed Bahuri “Eğer uluslararası kuruluşları bekleseydik çoktan ölmüştük. Burada onların faaliyetleri sayılamayacak kadar azdır. Onların gönderdikleri malzemeler bir insanı iki gün anca yaşatır.” dedikten sonra, Suriye Kızılayı’nın ve Hamas’ın yardımlarının önemine işaret ediyor.
Günlük hayattan bahsedecek olursak, en acil ihtiyaçlar neler? Beklenen yardımların başında çocukların temel ihtiyacı olan süt bulunuyor. Çocuk bezi ve besleyici bebek maması da acil ihtiyaçlar arasında. Ayrıca çölün üzerinde kurulu bulunan çadırlarda yaşayan mülteciler yere serip üzerinde oturacakları, yatacakları hasır ve battaniyelere ihtiyaç duymakta. Kampta 34 adet mutfak tüpü olduğunu öğrendik. Dört aileye bir tüp düşüyor. Bu tüpler ayda sadece bir kere değiştiriliyor. Değiştirilen tüpler yarıya kadar dolu olduğundan bir hafta ancak yetiyor. Ayın geri kalan kısmında, kamp sakinleri dışarıdan yüksek fiyata tüp getirtmek zorunda kalıyorlar.
Hol Mülteci kampı tam olarak nerede bulunuyor? Şam’a 10 saatlik uzaklıkta bulunan Hol Kampı, Suriye’nin kuzeydoğusundaki Haseki şehrinin 50 km dışında bulunuyor. Bu kampın el-Tenf’den tek olumlu farkı, Suriye sınırları içerisinde kaldığından şehirle irtibatının rahat sağlanabiliyor olması. 2006 yılında Irak’tan çıkarılan Filistinlilerin yerleştirildiği kampta, 74 aile ve 380 kişi yaşıyor.
Bu kampta insani durum nasıl? 15-20 m²’lik odalarda, 8-10 kişinin yaşadığı briketten yapılan evlerde kalan kamp sakinlerinin yaşam koşulları, el-Tenf Kampı’ndan pek farklı değil. Hiçbir alt yapı çalışması bulunmadığından pis su giderlerinin barakalara yakın olması, birçok sağlık problemine sebep oluyor. Soğuk havanın daha şiddetli olduğunu gözlemlediğimiz kampta bir-iki intihar vakası meydana gelmiş.
Bu kamptaki çocukların durumu nedir? Eğitimlerine devam edebiliyorlar mı? Bu kampta çocuklar, Hol bölgesindeki okullara otobüslerle götürülerek eğitimlerini devam ettirebiliyorlar. Ayrıca kampta dört-beş yaş çocuklar için anaokulu statüsünde bir yer bulunuyor. Çocukların hayatlarının mümkün olduğunca normalleştirilmesi anne ve babaların tek ümidi. Dersleri ile meşgul olan çocuklar, en azından olumsuz düşüncelerden ve sıkıntılardan bu vesileyle uzak kalıyorlar.
El-Velid Mülteci Kampı’na giremediniz bildiğimiz kadarıyla? Evet, el-Velid Kampı Irak-Suriye sınırının Irak tarafında bulunuyor ve 400 aile toplam 1600 kişiye ev sahipliği yapıyor. el-Tenf’e yaklaşık yedi kilometre uzaklıkta olan El Velid Kampı’na Suriye sınırından yardım ulaştırılmasına müsaade edilmiyor. Yardım götürüp gözlemleyebildiğimiz kamplardaki içler acısı durumu gördüğümüzden, yardım ulaşmayan El Velid Kampı’nın hangi koşullarda olduğunu tahmin edebiliyoruz. Bir an evvel bu bürokrasinin aşılması ve kampa girilmesi gerekiyor.
Sayın Er, son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı? Kurban Bayramı’nın ikinci günü olmasına rağmen kampa ulaşan ilk ve tek yardım ekibi olmamız Filistinli kardeşlerimizi duygulandırmıştı. “Daima yanımızda olun, bize insan gözüyle bakılmasını istiyoruz.” feryatları, halen kulaklarımızdaki tazeliğini koruyor. Filistinli mülteci kardeşlerimiz, bizlerden yaşadıkları dram ülkemize döndüğümüzde anlatmamızı, gündem yapmamızı istediler. Bu ağır sorumluluk ile kamptan ayrılırken, aklımızda Türkiye’deki kardeşlerine gönderdikleri içten selamlar ve dile getirdikleri hayalleri kaldı: “Bizim rüyamız buradan çıkmak ve Filistin’e kavuşmaktır.” |
|
|