|
Yazar Felicity Arbuthnot*
|
Saddam Hüseyin’in zulümleri oldukça meşhur fakat Irak’a uygulanan BM ambargosunun etkilerinin üstü sessiz sedasız örtülmekte.
1995’de “50 Yılın Başarısı”na işaret eden bir yayın, BM sisteminin 1945’den beri tamamladığı çalışmaların bir dökümünü sundu. Bu raporda BM’nin hayata geçirdiği çalışmalardan memnuniyetle söz ediliyor; bu çalışmalar arasında, çatışma kurbanlarına insani yardım götürme, sürekli açlıkla mücadele, temiz içme suyu sağlama ve çocuk ölümlerini azaltma konuları öne çıkıyordu.
Ancak, Irak’ı gözlemleyenlere göre ironi çırılçıplak ortadaydı. 6 Ağustos 1990’da, Hiroşima Günü’nde, BM Irak’ın Kuveyt’i işgaline karşılık, gelmiş geçmiş en acımasız ambargoyu uygulamaya soktu. Şubat 1991’de 40 gün süren Birinci Körfez Savaşı’nın sonlanmasıyla Irak Amerika’nın o zamanki Dış İşleri Bakanı James Baker tarafından tehdit edildiği gibi bombalanmış ve sanayi çağının öncesine dönmüştü. O zaman ki BM Özel Raportörü Martti Ahtisaari, “Gördüğümüz ya da okuduğumuz hiçbir şey bizi zararın kendine özgü bu biçimine hazırlayamazdı.” diye yazdı. Bu son savaş bir zamanlar kısmen organize olmuş ve şehirleşmiş bir toplumun ekonomik altyapısında neredeyse yok edici sonuçlar doğurdu. Şimdilerde ise modern hayatı destekleyecek bütün araçlar ya yok edilmiş ya da yetersiz kalmış bulunuyor. Irak neredeyse her şeyin %70’ini ithal etmekteydi. BM’nin yaptırım düzeni elektrik, su ve telefon teçhizatlarının bakımını sağlayan yedek parça ithalatını durdurdu. Diyaliz hastaları makine bakımlarının yetersizliğinden öldüler. Yanık ünitelerinde hiç rehidratasyon tuzu, ağrı kesici ya da antiseptik ilaç bulunmuyordu. “İkili kullanım” paragrafı uyarınca çalışan ameliyathanelere dezenfektan verilmesi engellendi çünkü BM’ye göre bunlar teorik olarak kimyasal silah üretiminde kullanılabilirdi. Su arıtımı için gerekli olan katkı maddeleri de aynı kategoriye koyuldu. Irak’taki musluklardan akan her şey kısa zamanda adeta öldürücü hale geldi. Çocuk ölüm oranı bir yıl içinde artış gösterdi. Bağımsız bir kuruluşun hazırladığı bir rapor, beş yaşın altındaki çocuk nüfusunun ölüm oranı ortalamasının binde 43,2’den 128,5’e yükseldiği sonucuna vardı. Çocuk felci, tifo ve kolera gibi neredeyse tamamen yok edilmiş hastalıklar geri döndü. Marazm (zayıflayıp erime hastalığı) ve açlıkla birlikte genellikle yetersiz beslenme nedeniyle çocuklarda görülen kwashiorkor (aşırı zayıflama hastalığı) ortaya çıktı. Bölgede kanser hastalıklarının hızla artması 1991’deki bombardımanda kullanılan seyreltilmiş uranyum silahlarının sonucuydu. Kanser ilaçlarının ithal edilmesi ise yine “ikili kullanım” paragrafı gereğince yasaklandı. Irak’ı Kuveyt’i terk etmeye zorlayan bir ambargo, nüfusunun yarısının 16 yaşın altında olduğu tahmin edilen bir ulusun sessiz sedasız boğazına sarıldı.
Şeker bebekleri Doktorlar 1993 yılında tamamen yeni bir hastalığı keşfettiler. Bebeklerini yetersiz beslenme yüzünden emziremeyen anneler -ki obezite bir zamanlar ülkedeki problemlerden biriydi- süt tozu da bulamadıklarından dolayı bebeklerini şekerli su ya da çay ile besliyorlardı. Bu bebeklerin hemen hemen hepsi öldü. Doktorlar bunları “şeker bebekler” diye adlandırdılar. 1990 yılında yedi yaşındaki Yasmin’e basit bir kalp hastalığı teşhisi koyuldu. Doktoru ambargo kalkar kalkmaz nispeten daha kolay bir uygulamayla hastalığı tedavi edeceklerini ve Yasmin’in iyileşeceğini söyleyerek anne-babasına moral verdi. Sonraki beş sene boyunca bu basit hastalık giderek ciddi bir hal aldı. Yasmin, benim ve Iraklı bir arkadaşımın, ikimizin gözleri önünde hayatını kaybetti. Iraklı arkadaş, Irak’ın her yerinde BM’ye duyulan nefreti gösteren bir hışımla “Umarım ölümünden önce ona BM’nin kararlarını ihlal ettiğini anlatmış olsunlar.” dedi. Amerikan ve İngiliz siyasetçiler ülkenin altyapısının üzücü konumundan Irak yönetiminin “30 yıllık ihmali”nin sorumlu olduğunu ısrarla iddia ettiler. Fakat Irak’taki BM yöneticileri gerçek sorumluları kendileri tespit etmişlerdi. Bütün olan bitenden sonra, ambargo kapsamındaki maddeler ülkeye hiç girmedi. Beşikten mezara toplu cezalandırma, Londra’dan yeni bir torun için plastik bir çantanın içinde yollanan el örgüsü bir çift patikten, okul kitaplarına; tahta, kalem gibi sadece eğitimle ilgili malzemelerden 60 tonluk kefen malzemelerine kadar ülkeye girişi kabul edilmeyen öğeler anlamına gelmekteydi. Irak Programı’nın yöneticisi Benon Sevon’a göre, 1995’de sonunda kabul edilen “petrol karşılığı gıda” programı altında, Kuzey Irak’taki BM mayın araştırma köpeklerinin her birine Iraklılarınkinden daha fazla gıda tahsis edilmişti.
Kukla Iraklılar haklı olarak, BM’nin, dünyanın arabulucusundan hiçbir itiraz gelmeksizin onları 13 yıldır hemen hemen her gün bombalayan Amerika ve İngiltere’nin bir kuklası olmaktan daha fazla bir şey olmadığını düşünmektedir. BM’nin yüzlerce not ve raporu onların görüşünü destekler niteliktedir. Örneğin, 1997’de sadece bir ayda 70’ten fazla antlaşma metni Amerika’nın isteğiyle düzenlendi; yine Hiroşima Günü’nde Amerika deniz kuvvetleri Irak kara suları içindeki çok gerekli temizlik malzemelerini taşıyan bir yük gemisinin yolunu kesti. Kofi Annan ve Amerika bu konudan ya çok az bahsetti ya da hiçbir şey söylemedi. BM çalışanları ve silah denetleyicileri hiç de sıkıntı çekiyor gibi görünmüyorlardı. Iraklı doktorlara, not kağıtları bile verilmezken, onlar en iyi otellerde kaldılar, Landcruiser’lar ve lüks otomobiller kullandılar, Canal Hotel’deki genel merkezlerinde en karmaşık iletişim sistemlerini ve bilgisayarları kullandılar ve bütün harcamalar Irak parasıyla yapıldı. Dünya 2003 Ağustos ayında, birçok insanın yanarak hayatını kaybettiği Canal Hotel’in bombalanmasına şaşırıp kalmış olabilir fakat saygın bir Ortadoğu yorumcusu benimle şu düşüncelerini paylaştı: “Iraklılar bu binayı neredeyse 13 yıllık ezici sefaletin sembolü olarak görüyor. Niçin herkes şaşırıyor?” Şimdilerde işgalle savaşan genç adamlar, ambargo yüzünden çocukluklarını yaşayamadılar; yaşlılarsa çaresizce olanları izlediler. * Felicity Arbuthnot, “Cradle to Grave”, New Internationalist Magazine, January/February 2005. Mervenur Lüleci tarafından kısaltılarak tercüme edilmiştir. |
|
Sayı 45
DÜNYA GÜNDEMİ; Patani: Müslümanca yaşamanın mücadelesiPatani’deki en büyük direniş grubu olan PULO lideri Kebir Abdurrahman Tenvira, Suriye’de 4 Temmuz 2008’de vefat etti.... İKTİBAS; Afrika'da tarım nasıl yok edilir?Afrika’da tarımın bugün içinde bulunduğu durum, büyük şirketlerin çıkarlarına hizmet eden, doktrinlere sıkı sıkıya bağlı ekonomi modellerinin koca bir kıtanın ... DOSYA; Irak'ın Sessiz Çığlığı: Irak'a farklı bakmakEski düzen-yeni düzen tartışmaları arasında siyasi polemiklere, stratejik analizlere ve uluslararası güçlerin global pazarlıklarına pek konu olmayan Irak’taki insani ... Kısa kısa Avrupa, göç politikalarını sertleştiriyorHer yıl ortalama iki milyondan fazla göçmenin giriş yaptığı Avrupa ülkeleri, göçmen sorunu ile ... ADANMIŞ HAYATLAR: İlim ve mücadele ile taçlanmış bir yaşam, işgalle sonlanan bir ses: Dr. Isam el-Raİslam dünyasının 20. yüzyılda yetiştirdiği entelektüellerden, Iraklı Alimler Birliği Başkanı Dr. Isam el-Ravi, 2006 yılında Bağdat Üniversitesi’ne gitmek üzere evinden a... ROPÖRTAJ; Irak'ın cesur kadınlarıİHH İnsani Yardım Vakfı olarak Irak Türkmen Kadınları Derneği Başkanı Yüsra Ömer’i, bir grup Iraklı hanımla beraber temmuz ayında Türkiye’de ağırladık. İstanb...
|