Index arrow Düşünce Gündem arrow Sayı 38

Röportaj: Dhoruba el-Mücahid bin Vahad; Kapitalizme tek çare Afrika Birliği PDF Yazdır E-posta
Yazar Amine Tuna   
Röportaj: Dhoruba el-Mücahid bin Vahad; Kapitalizme tek çare Afrika BirliğiGeçtiğimiz ay Pan-Afrikanist entelektüel ve aktivist Dhoruba el-Mücahid Bin Vahad (Richard Moore), İHH’nın misafiri olarak İstanbul’a geldi. Kaldığı süre zarfında basın toplantısı, konferans ve röportajlarla Afrikalı halkların bağımsızlığı ve medeni hakları için verdiği mücadeleyi anlattı.

Sayın Dhoruba, bize kendinizden bahseder misiniz?
1944 yılında, siyah-beyaz ırkçılığının en keskin dönemlerini yaşayan ABD’de dünyaya geldim. Benim çocukluğum ve gençliğim, çeteler arası savaşlar, uyuşturucu ticareti, yüksek suç oranı ve polis baskınlarıyla anılan Bronx ve Harlem’de geçti. 1968’de, Malcolm X’in öldürülmesiyle, siyahi halk üzerinde gittikçe artan siyasi baskı ve ayrımcılık ortamında ben de  safımı belirledim.
Afro-Amerikalıların medeni hakları için mücadele eden ve siyahi gençlik için yeni bir açılım sağlayan Kara Panterler hareketine katıldım. Bir süre mali işlerinden sorumlu olarak görev yaptım. İdeolojik anlamda partinin düşünsel yapısının gelişmesinde de katkılarımız oldu.  

Kara Panterler Partisi’nin yapmak istediği neydi?
Kara Panterler Partisi, ABD hükümetinin siyah-beyaz ayrımcılığını gizli bir iç politika anlayışı olarak sürdürmesine, siyasi ve toplumsal elitlerin siyahların yaşama alanlarını adeta rezervasyonlara dönüştürmesine tahammülü kalmayan bir grup siyahi genç tarafından kuruldu. Öncelikle siyahi toplumun acil ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik ücretsiz yemek ve giysi dağıtımları, sağlık kontrolleri, eğitim hizmetleri gibi sosyal faaliyetlerde bulunan Parti, uyuşturucuyla ve uyuşturucu işine karışan siyahi çetelerle de mücadele etti ve kısa sürede büyük destek topladı. Irkçılık ve hükümetin ayrımcı politikalarına karşı harekete geçmek için de her zaman hazır olmaya çalıştı. Üye sayımız arttı, yeni şehirlerde yeni şubeler açıldı, Kara Panterler’in sesi daha çok duyulmaya başladı. Ve Parti nihayi olarak siyahi halkı harekete geçirecek bir eylem merkezi haline dönüştü.

Peki, sizler bu şekilde çalışırken Amerika hükümeti sizin faaliyetlerinizden ve yaptıklarınızdan hiç rahatsızlık duymadı mı?
Elbette. 1970’te FBI, Kara Panterler’i "ABD’yi tehdit eden en tehlikeli ve radikal grup" olarak ilan etti. Daha sonra başlatılan operasyonlarla Kara Panter şubeleri ve üyelerinin evleri, arama izni almaya gerek duyulmaksızın basıldı, yüzlerce kişi tutuklandı, çıkan çatışmalarda öldürüldü. Panter 21 adını verdikleri bu operasyonlarla, şehirde bombalama, soygun gibi olaylara karıştıkları iddiasıyla, benim de içinde bulunduğum Parti liderlerinden 21 kişiyi tutukladılar.

Ne kadar süre hapiste kaldınız?
İki sene hapiste tutulduk, sonunda hakkımızdaki bütün suçlamalardan aklandık. Ancak Amerikan polisi, Kara Panterler’in sonunu getirmek istiyordu. İki polisi öldürdüğümüz iddiasıyla beni ve arkadaşlarımı tekrar tutukladılar. 19 seneyi bulan hukuk mücadelemizden sonra suçsuzluğum ispat edildi ve 1990’da serbest bırakıldım.

Geçmiş olsun, bu oldukça uzun bir süre. Serbest bırakıldıktan sonra aynı heyecanla mücadelenize devam ediyorsunuz. Bize söyler misiniz, bu kadar olumsuz tecrübelerden sonra yaşadığınız Amerika’yı nasıl tanımlıyorsunuz?
Kolonileşme sürecini, köle ticaretini ve "beyaz" olanın hükümranlığına dayalı emperyal düşünceyi anlamadan, ABD’nin kuruluşunu değerlendirebilmek mümkün değildir. Bana göre ABD, "beyaz kibir"i temsil eden bir imparatorluk; siyahi kölelerin bedenleri üzerinde yükselmiş "beyaz" bir medeniyet. Ne zaman ki, sömürge topraklarında Afrikalı köle nüfus, efendilerinin sayısını geçtiği zaman kontrol altına alınması gereken bir güruh haline dönüştü; işte o zaman Amerika Birleşik Devletleri bu ihtiyaç üzerinden doğmuş ve bu ideoloji üzerine inşa edilmiş oldu. 20 senelik tecrübeme dayanarak, ABD’nin Guantanamo’dan önce de benzer yapıda hapishane ve işkence kampları olduğunu belirtmeliyim. Mesela Attica, Illinois gibi pek çok hapishane, halihazırda mahkumlara çok ağır baskı ve işkencelerin yapıldığı yerler. Amerika’daki diğer hapishaneler gibi buralarda da mahkumların çoğunluğunu siyahlar oluşturuyor. Amerika’da kişiler siyasi suçlardan yargılanamadığı için muhalif grupların mensupları, özellikle siyahi özgürlük hareketleri ve sol örgütlerin liderleri, polis öldürmek, devletin memuruna hakarette bulunmak, hırsızlık yapmak gibi asılsız adi suçlar isnat edilerek hapse atılıyor.

Amerika’daki bütün azınlık ve etnik grupların hapiste temsilcileri bulunuyor, bu şekilde hükümetin muhaliflerine karşı adeta gizli bir savaş yürütülüyor. Amerikan medyası da hükümetle yakın ilişkiler içerisindeki medya patronlarının güdümünde olduğu için, Amerikan hükümetinin ve polisinin itibarını sarsacak hiçbir olay ekranlara yansıtılmıyor.

Amerika’nın mevcut saldırgan dış politikaları için ne düşünüyorsunuz?  
Küreselleşme sürecinde Amerika’nın başını çektiği savaş ve baskı iktidarı büyük bir endüstri haline geldi. Savaşlar ve devlet terörünün, bunları finanse eden Amerika’daki Bush iktidarı gibi ulusal elitleri ve oligarşileri palazlandırıyor. Bence tüm Afrika ülkelerinin bir araya gelerek ekonomik bir birlik oluşturması ve Batı’yla olan ticari ilişkilerde inisiyatifi kendi eline alması halinde, Batı kapitalizminin ve onun en büyük finansörleri olan Amerikalı savaş lordlarının hakkından gelmek mümkündür.

Hala Amerika’da mı yaşıyorsunuz?
Hapiste geçirdiğim süre içerisinde İslamiyet’i kabul ettim, 1990’da tahliye edildikten sonra atalarımın toprakları ve Pan-Afrikanizm düşüncesini savunan pek çok arkadaşımın bulunduğu
Gana’ya yerleştim.

Sayın Dhoruba, bizlere son olarak neler söylemek istersiniz?  
Afrikalı halkların haklarını savunmaya ve özellikle Amerikan ırkçılığına karşı mücadeleye devam ediyorum. Batı kapitalizmine rakip olacak ekonomi eksenli bir Afrika birliği üzerine çalışmalarım var. Son olarak Türkiye’de beni misafir eden İHH’ya ve kendimi anlatma fırsatı verdiğiniz için sizlere teşekkür ederim.

 

Sayı 45

ROPÖRTAJ; Irak'ın cesur kadınları

İHH İnsani Yardım Vakfı olarak Irak Türkmen Kadınları Derneği Başkanı Yüsra Ömer’i, bir grup Iraklı hanımla beraber temmuz ayında Türkiye’de ağırladık. İstanb...

Kısa kısa
Avrupa, göç politikalarını sertleştiriyor
Her yıl ortalama iki milyondan fazla göçmenin giriş yaptığı Avrupa ülkeleri, göçmen sorunu ile ...

DOSYA; Irak'ın Sessiz Çığlığı: Sonuç ve öneriler
2003 yılından bu yana Irak’ın içinde bulunduğu koşullar, olumsuz ambargo mirası üzerine bindiğinden çok büyük bir yıkıma neden olmuştur. İşgal sonrası uygulanan yanl...

45. Sayı Sunuş
Değerli Okuyucularımız,
Geçtiğimiz temmuz ayında, 1995 yılında Srebrenitsa’da katledilen Müslümanları anma merasimi için bölgedeydik. BM Barış ...

DÜNYA GÜNDEMİ; Kosova anayasası ilan edildi: Peki ülkeyi kim yönetecek?
BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un teklifi, mevcut Avrupa Birliği Kosova misyonun (EULEX) BM bünyesinde ve kontrolünde çalışmalarına devam etmesi yönünde. Bu durumsa, K...

DOSYA; Irak'ın Sessiz Çığlığı: Irak'a farklı bakmak

Eski düzen-yeni düzen tartışmaları arasında siyasi polemiklere, stratejik analizlere ve uluslararası güçlerin global pazarlıklarına pek konu olmayan Irak’taki insani ...

DÜNYA GÜNDEMİ; Patani: Müslümanca yaşamanın mücadelesi
Patani’deki en büyük direniş grubu olan PULO lideri Kebir Abdurrahman Tenvira, Suriye’de 4 Temmuz 2008’de vefat etti....