|
DOSYA: İmparatorluk ve nükleer silahlar |
|
|
|
|
Yazar Joseph Gerson*
|
ABD, müttefiklerini yani "uydu devletler"ini ve düşmanlarını korkutma yoluyla, küresel düzen(sizlik)in parametrelerini onlara zorla kabul ettirme amacıyla nükleer silah deposunu birbiriyle ilişkili amaçlarından biri olarak kullandı.
ABD son 60 yıl boyunca, nükleer silah deposunu çoğunlukla birbiriyle ilişkili olan birçok amaç için kullandı. Bunlardan birincisi, elbette savaş alanıydı ki bu alan, Hiroşima ve Nagasaki halkını kapsayacak kadar genişti. Bu ilk atom bombalarının kullanımının Japonya’ya karşı olan savaşı durdurmak için şart olmadığı ve bunların ABD’nin nükleer cephanelik edinmesinin ABD’nin ikinci amacına hizmet ettiği yönünde, akademisyenler arasında uzun süredir görüş birliği mevcut. Bahsedilen ikinci hedef, ABD’nin, müttefiklerini yani "uydu devletler"ini ve düşmanlarını korkutma yoluyla küresel düzen(sizlik)in parametrelerini onlara zorla kabul ettirme amacıydı. İlk olarak Henry Truman tarafından 1946’da Kuzey İran’daki Azerbaycan krizi sırasında uygulanan ve Asya ile Ortadoğu’daki ABD savaşlarında, ayrıca Berlin ve Küba füze krizlerinde de başvurulan üçüncü hedef ise, muhalifleri nükleer saldırı tehdidiyle korkutarak onları sadece ABD açısından kabul edilebilir olan anlaşma koşullarında görüşmeye zorlamak ya da Irak’a karşı yapılan Bush saldırılarında olduğu gibi çaresizlik içinde kalmış hükümetlerin kendilerini kimyasal veya biyolojik silahlarla korumalarını engellemekti.
 ABD’nin nükleer silahlarının son fonksiyonu da caydırıcılıktır ki bu, Vietnam Savaşı’nın son yıllarında Sovyetler Birliği’nin ABD ile denk olmayı başarması ile gündeme geldi. Bu terim, genelde "karşılıklı kesin yok oluş"u garanti ederek ABD’ye karşı sürpriz bir ilk saldırıyı önleme şeklinde anlaşıldı. Başka bir deyişle, ABD’ye nükleer silahlarla saldıracak kadar "aptal" olan herhangi bir millet yok olacaktı. Ancak, Pentagon liderleri caydırıcılığın hiçbir zaman ABD politikası olmadığını iddia etti ve caydırıcılığı diğer ulusların ABD’nin çıkarlarına aykırı olacak biçimde harekete geçmesini engelleme olarak tanımladı. Bu harekete geçme; petrol ve su gibi kıt kaynakların dağıtımı, ABD’nin müttefiklerine ya da müşterilerine karşı nükleer olmayan saldırıları engelleme, ABD yönetimindeki küresel düzen(sizlik)in parametrelerini ve kurallarını tanımlama ve yürütme için soykırıma yol açan nükleer silahların kullanımına yönelik kararları içerebilirdi.
Ben, nükleer silahların ABD’nin kullandığı şekilde ya da bir tehdit unsuru olarak kullanılmasının her zaman başarılı olduğunu savunmuyorum. Gerçekte, Hiroşima ve Nagasaki’deki atom bombalamaları bile ABD’nin iki amacından sadece bir tanesini gerçekleştirebildi. Soğuk Savaş’ın bu ilk bombaları, Stalin’e ve Sovyet seçkinlerine, bu yeni silahların gücü ve ABD’nin bunları kullanma iradesi hakkında gözdağı verici bir mesaj gönderiyordu. Ancak bu ilk bombalamaların ardından birkaç hafta geçtikten sonra ABD, Kore’de Moskova ile nüfuz paylaşımı yapıyordu. Dört yıl sonra, ABD liderlerinin Hiroşima ve Nagasaki bombalamalarıyla kazandıklarını sandıkları Kuzey Çin ve Mançurya, Sovyet alanı olarak görülen tarafa katılıyordu. Sonuçta, ABD’nin nükleer üstünlük konusundaki kararlılığı ve gözdağı veren nükleer saldırıları, nükleer savaş tehlikesini başka bir yolla arttırdı: Nükleer silahların artışını kışkırtarak. Hiçbir millet dengesiz bir güç dağılımına uzun süre tahammül etmez. Sovyetler Birliği (şimdi Rusya), Çin, Kuzey Kore ve büyük ihtimalle İran’ın nükleer silahları tercih etmesinin birinci nedeni buydu.
Bush yönetimi, nükleer silahları ve onların çeşitli kullanımlarını ABD askeri ve dış politikasının merkezine koydu. Atom Bilimcilerin Bildirisi’nde belirtildiği gibi, "Ronald Reagan’ın ilk döneminde Soğuk Savaş’ın yeniden ortaya çıkmasından bu yana ABD savunma stratejisi nükleer silahlara hiç bu kadar vurgu yapmamıştı." İlk defa, yedi ulus özel olarak birincil nükleer hedefler olarak tespit edildi: Rusya, Çin, Irak, İran, Suriye, Libya ve Kuzey Kore. Çıkar odaklı önyargıları ile konuşan üst düzey bürokratların çağrılarına uygun olarak NPR, yeni ve daha kullanışlı nükleer silahların finanse edilmesini teşvik etti. Bu yeni silahlar arasında, bunker buster adında yeraltı sığınaklarını vuran yeni bir silah da yer alıyordu. Hiroşima atom bombasından 70 kez daha güçlü olan bunker buster, düşmanın komuta yeraltı sığınaklarını ve yerin yüzlerce metre altındaki kitle imha silahları donanımlarını yok etmek üzere tasarlanmıştı. Asya’da ABD’nin rolünü azaltmaya çalışan Çin’e ya da çok olası görünmeyen Rus ve Fransız nükleer saldırılarına karşı caydırıcılık rolü üstlenmesine ek olarak ABD’nin nükleer gücünün temel rolü, küresel egemenlik sağlamaktı. Çin, Rusya, Fransa ve Almanya’ya durmaları gereken yer hatırlatılıyor; İran ve Venezuela’ya da ABD’nin ulusal çıkarlarına zarar verebilecek petrol ve enerji politikaları uygulamamaları konusunda uyarı gönderiliyordu.
Soğuk Savaş’ın bitmesinden bu yana, ABD medyası ve ulusal siyasi söylem, "yatay yayılma"nın tehlikelerine odaklandı. Bu tehlikeler arasında nükleer silaha sahip "güvenilmez" devletler, nükleer güç tesislerine sahip devletlerin nükleer güç haline gelme ihtimali, nükleer stokların "güvenilmez" devletlere ya da el-Kaide gibi terörist gruplara sızma ihtimali de yer alıyor. Pakistan’daki Müşerref rejiminin devrilmesi ve ülkenin nükleer silah deposunun radikal İslamcıların eline geçmesi de kabus senaryolar arasında zikrediliyor. Ne var ki, bu çabalar, ABD, diğer ulusları nükleer saldırılarla tehdit ettiği ve teröre yol açan güç dengesizliğini sürdürmekte ısrar ettiği sürece bir girişim olmaktan öteye geçemeyecektir.
Nükleer silahların ortadan kaldırılması için gereken siyasi ve teknik adımlar uzun süredir biliniyor. Öncelikle ABD, nükleer silah kullanmakla ilgili "ilk saldırı" doktrinini terk etmeli. Daha sonra yeni nükleer silahların geliştirilmesi ve yayılmasını finanse etmekten vazgeçmelidir. Yamyamlık ve kölelik nasıl ortadan kaldırıldıysa, nükleer silahlar da kaldırılabilir. Mesele, biz insanların yaşamayı seçme konusunda istek ve cesaretlerinin olup olmaması meselesidir.
* Joseph Gerson, "Empire and Nuclear Weapons", 05/12/2007, Foreign Policy in Focus, www.commondreams.org. Gülbahar Çetinkaya tarafından tercüme edilmiştir. |
|
Sayı 45
DÜNYA GÜNDEMİ; Çok katilli ve çok ölümlü beynelmilel bir oyun: SrebrenitsaSrebrenitsa’da yaşanan soykırımı önemli kılan hususlar; zamanlama, teorik planlamanın kusursuz işleyişi, uygulamadaki sürat ve yapılanlara BM’nin bizzat eşlik etmesidir.... DOSYA; Irak'ın Sessiz Çığlığı: Irak'a farklı bakmakEski düzen-yeni düzen tartışmaları arasında siyasi polemiklere, stratejik analizlere ve uluslararası güçlerin global pazarlıklarına pek konu olmayan Irak’taki insani ... DÜNYA GÜNDEMİ; Kosova anayasası ilan edildi: Peki ülkeyi kim yönetecek?BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un teklifi, mevcut Avrupa Birliği Kosova misyonun (EULEX) BM bünyesinde ve kontrolünde çalışmalarına devam etmesi yönünde. Bu durumsa, K... İKTİBAS; Afrika'da tarım nasıl yok edilir?Afrika’da tarımın bugün içinde bulunduğu durum, büyük şirketlerin çıkarlarına hizmet eden, doktrinlere sıkı sıkıya bağlı ekonomi modellerinin koca bir kıtanın ... 45. Sayı SunuşDeğerli Okuyucularımız,Geçtiğimiz temmuz ayında, 1995 yılında Srebrenitsa’da katledilen Müslümanları anma merasimi için bölgedeydik. BM Barış ... DOSYA; Irak'ın Sessiz Çığlığı: Sonuç ve öneriler2003 yılından bu yana Irak’ın içinde bulunduğu koşullar, olumsuz ambargo mirası üzerine bindiğinden çok büyük bir yıkıma neden olmuştur. İşgal sonrası uygulanan yanl... ROPÖRTAJ; Irak'ın cesur kadınlarıİHH İnsani Yardım Vakfı olarak Irak Türkmen Kadınları Derneği Başkanı Yüsra Ömer’i, bir grup Iraklı hanımla beraber temmuz ayında Türkiye’de ağırladık. İstanb...
|