Index arrow Düşünce Gündem arrow Sayı 38

DÜNYA GÜNDEMİ: ORTADOĞU; Lübnan'da Amerikan projesi kan kaybediyor PDF Yazdır E-posta
Yazar Dr. Muhammed Nureddin   
ImageBelkemiğini Hizbullah, güçlü Hıristiyan lider Michel Avn ve parlamento başkanı Şii lider Nebih Berri’nin oluşturduğu muhalefet, bütün baskılara rağmen direnmeyi başarmış ve Lübnan’ın bütünüyle Amerika, Fransa ve Suudi Arabistan yanlılarının eline geçmesine engel olmuşlardır.

Lübnan’ın durumu, bölgedeki ve dünyadaki birçok analist, hatta karar alıcılar için dahi bir "bilmece" niteliğindedir. Olaylar o kadar yoğunlaşmıştır ki, olup biteni anlayabilmek için başlangıç noktasını bulmak iyice zor hale gelmiştir. Lübnan’da ülke için verilen mücadelenin bugünkü adı "cumhurbaşkanlığı seçimleri" olsa da, kriz bundan çok daha derin ve kapsamlıdır.

Devletin mezhepçi yapısı, hemen hemen her dini ve mezhebi grubun diğerlerine karşı yabancı bir devletin himayesine sığınması nedeniyle, dış devletlerin Lübnan’ın içişlerine karışmalarına fırsat vermiştir. Böylelikle modern bir devletin oluşumu imkansız hale gelirken Lübnanlılar da gerçekten kendilerine ait bir "vatan" kurmayı başaramamışlardır. Lübnan, dışarıdan gelen rüzgarlara her zaman açık bir coğrafya olma özelliğini korumuştur. Lübnan geçmişte olduğu gibi günümüzde de iç savaşlar arasında kısa süreli barış dönemleri yaşayan bir ülke durumundadır.

Refik el-Hariri suikastı, Lübnan’daki iç dengeleri Suriye ve onun yanlısı kuvvetler aleyhine çevirmek için Amerika ve İsrail’in eline büyük bir koz vermiştir. Ne var ki bütün baskılara rağmen, belkemiğini Hizbullah, güçlü Hıristiyan lider Michel Avn ve parlamento başkanı Şii lider Nebih Berri’nin oluşturduğu muhalefet, direnmeyi başarmış ve Lübnan’ın bütünüyle Amerika, Fransa ve Suudi Arabistan yanlılarının eline geçmesine engel olmuşlardır. Lübnan’daki mevcut siyasi durumun gidişatı, bölgenin olaylarından bağımsız değildir. Ülkede iç dengenin yeniden kurulmasıyla birlikte durum yine bekle-gör aşamasına gelmiş bulunmaktadır. Şimdi gözler, Amerikan cephesinin Irak’ta yapacakları ve İran’a karşı atacağı adımlar üzerindedir.

Lübnan'da Amerikan projesi kan kaybediyorGeorge W. Bush hükümetinin Irak’ta bir krize girmesiyle birlikte şu açık hale gelmiştir ki ABD, İran’a yenilgi yaşatma kapasitesine sahip değildir. Ayrıca Suriye de, özellikle Irak ile sınırlarını daha sıkı tutarak ABD ile işbirliği sürecine girmiştir. Suriye’nin Annapolis Zirvesi’ne katılımıyla birlikte dengeler de değişmeye başlamıştır. Amerika’nın Irak’ta yaşadığı başarısızlık, İran’a yönelik saldırı ihtimalinin ortadan kalkması veya ertelenmesi, bu ülkenin Lübnan’daki projesinin de kan kaybetmeye başlamasına yol açmıştır. ABD, Lübnan’da ipleri tek başına ele geçiremeyeceğini anlamış; başta Suriye olmak üzere diğer güçlerle belli bir uzlaşma zemini bulunmasının şart olduğunu görmüştür. Bu arada Lübnan muhalefeti de, kendi desteğini almayacak bir cumhurbaşkanı seçiminin, ülkenin güvenliğini tehlikeye atacağına dair "çok güçlü" sinyaller göndermiştir. Tabi; böyle bir gelişmenin, Lübnan’ın büyük bölümünde sokaklara hakim olan muhalefet güçlerinin lehine olacağı herkesçe bilinen bir durumdur.

İşte tam bu sırada Amerika ve Fransa’nın tutumlarında radikal bir değişim gündeme geldi ve bu iki güç, Suriye ile nispeten tarafsız, hatta belki Suriye’ye biraz yakın bir cumhurbaşkanı adayı üzerinde prensipte anlaştılar. Bu aday, bilindiği üzere Genelkurmay Başkanı Michel Süleyman’dı. Fransa ve Amerika bu kararlarını Suudi Arabistan, Mısır ve 14 Mart Güçleri’ne bildirdiler. ABD ve Fransa’nın kararı onlar için sürpriz olsa da, bu karara boyun eğmekten başka çareleri yoktu.

ImageBu gelişmeden sonra 14 Mart Güçleri şiddetli bir sarsıntı yaşadı ve neredeyse dağılma aşamasına geldi. Çünkü Michel Süleyman’ın cumhurbaşkanı seçilebilmesi için anayasanın değiştirilmesi gerekiyordu. 14 Mart Güçleri buna şiddetle karşı çıkarak Michel Süleyman’ın seçilmesini desteklemeye yanaşmadılar. Aksi halde arkalarındaki kitleye karşı inandırıcılıklarını yitirmeleri anlamına gelen bir adım atmış olacaklardı. Cumhurbaşkanlığı meselesinde Michel Süleyman uzlaşmasıyla kazanan taraf olan muhalefet, kurulacak yeni hükümetin de mevcut çoğunluk ile muhalefet arasında dengeli bir yapıya sahip olmasının güvencesini istemeye başladı. Muhalefetin bir diğer isteği, yeni genelkurmay başkanının isminin ve devletin hassas koltuklarının hükümet kurulmadan önce belirlenmesiydi. Çünkü bunların cumhurbaşkanı seçimi sonrasına bırakılması, son sözü yine parlamentoda ekseriyeti temsil eden mevcut çoğunluğun söylemesine yol açacaktı. Muhalefet, işte bu endişeden hareketle temel konularda güvenceler istiyordu. Kısacası, varılacak uzlaşma, cumhurbaşkanı adayıyla birlikte yeni hükümetin yapısını ve kritik makamlara yapılacak tayinleri de kapsamalıydı.

Bu noktada belli bir çözüme varılamadığı için yeniden "suikastçe" dili konuşulmaya başladı. İlk kurban, ordunun iki numaralı ismi Fransuva el-Hac idi. Öldürülen general, ordunun yeni genelkurmay başkanı olabilecek adaylardan biriydi ve aynı zamanda Hıristiyan lider Michel Avn’a ve Hizbullah’a yakınlığıyla, İsrail’e ise düşmanlığıyla tanınıyordu. Bu sebeple, suikast eyleminde parmaklar hemen İsrail’i gösterdi. Tabi; 14 Mart Güçleri de bu olaydan istifade edecekti. Suikastın, Amerika-Fransa operasyonunu ve muhalefet ile kapsamlı bir barışı arzulamayan bu güçlere yönelik bir mesaj olma ihtimali de mevcuttur.

Bütün tarafların kendi konumlarını iyileştirmeye ve istediklerini, tamamı olmasa da büyük bölümünü almaya çalıştıkları bu süreçte mücadele bütün şiddetiyle sürüyor. Fakat hayli kuvvetlenen muhalefet güçlerinin sürekli mevzi kazanması sebebiyle14 Mart Güçleri’ndeki gerileme ve zayıflama daha da belirginleşti. Bu arada Suriye de sıkıntılarla geçen üç yıla kıyasla Lübnan’da daha iyi bir konuma sahip olmanın rahatlığını yaşıyor.
Sonuç olarak şu söylenebilir ki Amerika, İsrail ve Arap Devletleri (Suudi Arabistan/Mısır/Ürdün) ile 14 Mart Güçlerinin ortak projesi, Lübnan’da sert bir darbe almıştır. Gelecekte Suriye’nin, siyasal izolasyondan kurtularak tekrar göz ardı edilemeyen bölgesel bir oyuncu olmasıyla birlikte süreç de tamamlanacaktır.

*Stratejik Araştırmalar Merkezi, Beyrut  Muharrem Tan tarafından tercüme edilmiştir.
 

Sayı 45

DÜNYA GÜNDEMİ; G-8 ülkeleri ve zirvenin geleceği
G-8 zirvesi, dünya sorunlarına çözüm bulma zirvesi mi, yoksa yalnızca bir fotoğraf zirvesi mi? ...


ROPÖRTAJ; Irak'ın cesur kadınları

İHH İnsani Yardım Vakfı olarak Irak Türkmen Kadınları Derneği Başkanı Yüsra Ömer’i, bir grup Iraklı hanımla beraber temmuz ayında Türkiye’de ağırladık. İstanb...

Kısa kısa
Avrupa, göç politikalarını sertleştiriyor
Her yıl ortalama iki milyondan fazla göçmenin giriş yaptığı Avrupa ülkeleri, göçmen sorunu ile ...

DÜNYA GÜNDEMİ; AFRİKA: Soykırım iddiaları
Sudan’da çıkarlarını bir türlü sağlayamayan küresel güçler, çözümü devlet başkanını soykırım gibi çok ciddi bir suçla yargıl...

İKTİBAS; Afrika'da tarım nasıl yok edilir?

Afrika’da tarımın bugün içinde bulunduğu durum, büyük şirketlerin çıkarlarına hizmet eden, doktrinlere sıkı sıkıya bağlı ekonomi modellerinin koca bir kıtanın ...

İSLAM COĞRAFYASI: Sömürgeden bağımsızlığa Cezayir

Cezayir halkı, tam 130 sene Fransa’ya her ne pahasına olursa olsun boyun eğmemekte direndi ve sonunda 1962 yılında bağımsızlığını elde etti. ...