Index arrow Düşünce Gündem arrow Sayı 37

DOSYA: Hak mücadelesinin karakteri ve sorunları PDF Yazdır E-posta
Yazar Ahmet Mercan   
İnsan ilişkileri hiçbir dönem sorunsuz olmamıştır. Tekli ilişkiler yanında, grupların toplum ve devlet ilişkileri de bu kapsamda, hak ve sorumluluk dengesini oluşturmak için duraksamadan sürdü, sürmeye de devam edecek.
İnsan ilişkilerinin çok daha sade yüz yüze olduğu dönemlerde anlaşılır ve sade bir iletişim zemini mevcuttu. Güven ve tehlike tanımlanabilir ve anlaşılabilirdi; bu nedenle karşı mücadeleyi de aynı doğrultuda belirlemek imkan dahilindeydi.
DOSYA: Hak mücadelesinin karakteri ve sorunları

Modern dönemde, ulus devletler eliyle sürdürülen dünyayı paylaşma mücadelesi, çok kanlı ve gittikçe çözümü güçleşen bir süreç takip etti. Modern dönem, mücadelenin hızını teknolojiye yüklerken, elde edilen güç, siyaseti belirler hale geldi. Hukuk, sorun çözen bir mekanizma olmak yerine, güçlünün işini kolaylaştıran bir argüman olarak kullanılır oldu. Hukukun güçlünün bir enstrümanı olmasıyla, baş döndürücü bir karmaşa, ekonomik, kültürel ve siyasi alanda girift bir düzlemde, “küreselleşme” sürecine kadar ivmesini artırarak süregeldi.
Baskının oluştuğu her ortamda, savunma kendiliğinden oluşur. Baskıya karşı koyanlar, hukuki ve ahlaki bir tutarlılık arayarak baskıcı güce karşı taraftar oluşturma yoluna gider.
Hak mücadelesi adını verdiğimiz, hukuki ve ahlaki tutarlılık, insana yaratılıştan verilmiş bir imkandır. Kısaca vicdan adı alan insanın değerli varlığı, sözsüz, gizli bir anlaşma/kabul olarak mücadelenin odağını ve imkanını oluşturur.
Fıtratta saklı duran vicdanın kirlenmesi, aklın ve kalbin körelmesini de beraberinde getirir. İnsanın taştan daha sert hale gelme hali, şeklen insanı andırmakla birlikte, ruh olarak aşkın değerle ve fıtratındaki cevherle irtibatını kestiği için, onu değişik bir yaratık haline getirir.
Kendine yabancılaşan bu insan tipinin toplumsallaşması, devlet olması, paktlar kurması, tehlikenin bireyden başlayıp küresel ölçeğe taşınması anlamına gelir.
İnsan hakları mücadelesi, baskı ile yan yana, aynı süreçte metinlere döküldü, kurumlaştı, dolaşıma çıktı. Ancak, yazılarak kayıt altına alındıkça ne yazık ki etkisi azalan insan hakları kavramı, güç odaklarınca manüple edilmekten ve dolayısıyla ikiyüzlü olmaktan kurtulamadı.
Şu an yaşadığımız ülkede ve dünyada, hak mücadelesi veren çok sayıda sivil toplum kuruluşu ve bireysel çalışan pek çok aktivist mevcut.
Sivil toplum kuruluşlarının yapısı, amacı, siyasetle ilişkisi farklılık arz etse de, bu kurumlardaki barış ve adalet eksenli bir ana iskeletin mevcudiyetini görmezden gelemeyiz. İnsan hakları mücadelesinin en büyük problemi, ulusal ve uluslararası kararlara sivil toplumun müdahil olamamasıdır. Buna bir örnek verecek olursak; birinci tezkere döneminde Türkiye halkının %90’ı ABD’nin Irak’a girmesine ve bu çabada ona destek olunmasına karşıyken, siyasi irade, farklı nedenlerden dolayı ve güç odaklı siyasetin etki alanından kopamadığı için aynı tepkiyi ve tavrı ortaya koyamadı. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün.
Sivil toplum kuruluşları; yönetimleri, üyeleri ve halkla birlikte herhangi bir konu ve olay karşısında tepkisini ortaya koyuyor. Olayın tabiatı, ortaya konacak etkinliğin biçim ve içeriğini oluşturuyor. Burada bir örnek daha verecek olursak, Elele Yürüyüşü’nden söz edebiliriz. Yaklaşık iki milyon insanın ortaya koyduğu bu etkinlik, bir yanlışın altını çizme, hukuk ve adalet isteme gösterisiydi. Ancak bu etkinlik uygulamaya olumlu yansıyacak yerde, gözaltılar, yargılamalar ve uygulamanın daha sertçe yapılmasıyla neticelendi. Burada gücün hukuktan ve ahlaktan kopuk olarak tebarüz ettiği ve toplumun iradesinin “elitlerce” alınan kararlara etki etmediği görülmektedir.
Öte yandan, hak mücadelesi veren kurumlar ve aktivistler bir nevi gönüllü kamu hizmeti verdikleri halde, hiçbir güvenceleri olmaksızın, gözaltına alınacak, yargılanacak kurbanlar olarak seçilebilmektedirler.
Hak mücadelesi, bütün bu engellere rağmen, metot değiştirip yoluna devam etmekten imtina etmez. Kimi bireysel çıkışlar, açlık grevleri ve ilginç eylemler, toplumsal vicdana seslenmek için gerçekleştirilir. Tarih içinde, bedel ödeyerek ortaya çıkmış örnekler, günümüzde hala etkinliğini koruyor. Amerika’da zenci ayrımcılığına karşı otobüste beyazlara yer vermeyen Rosa Parks, İngilizlerin baskılarına karşı halkının değerleriyle mücehhez olarak uzun bir yürüyüşe geçen Gandhi bu çabaya gönül verenlere sürekli ilham kaynağı olmuştur. Filistinli mazlumlara destek için Amerika’dan Filistin’e giderek İsrail tanklarının paletleri altında can veren Rachell, insan hakları tarihinden günümüze seslenmeye ve zalimlerin karşısında büyümeye devam ediyorlar.
Hukuk, yapısı gereği, küçük ve büyük ölçek seçmeksizin aynı şekilde sonuca yansır. İki insan arasındaki bir sorun ile iki devlet arasındaki bir sorun arasında mantık bütünlüğü vardır/olmalıdır. En yakın çevreden küresel düzleme kadar aynı perspektifte adil bakış ve yargı gereklidir.
Devletin talepleri ve kararlarıyla, sivil toplumun talep ve kararları arasında önemli bir açı farkı mevcuttur. Halk olaylara, vicdan eksenli olarak daha adil ve barış eksenli bakarken; devlet siyaseti, tahakküm ve çıkar öncelikli olarak tebarüz eder.
Durum böyle olunca, halkın tepkileri hesaba katılmadan, talepleri karara yansımadan ve sivil toplum kurumları işlevsiz halde bırakılarak dünyamızda yerini alıyor. Hatta denebilir ki, sivil toplum kurumları, baskılar ve işgaller karşısında karşı mücadeleyi “beklenti” içerisine sokarak, belki istemeden direnci kırmakta, dolaylı olarak zulüm ve işgallerin kolaylaştırıcı unsuru olabiliyor.

İnsan hakları alanında, metinlerle uygulama arasında önemli sorunlar vardır:
• İnsan haklarının çeşitli bölgeler ve ülkeler için çifte standartlı uygulamaları vardır.
• İnsan haklarının uluslararası alanda ayrımsız dolaşım engeli bulunmaktadır.
• İnsan haklarının yurt içi ve yurt dışı güvenlik mekanizmaları bulunmamaktadır.

İnsan hakları mücadelesinin ayrımsız, her ortamda ilkeli yürüyebilmesi için, işlevsizlikten kurtulması gerekir.
Çözüm, ülke ile ilgili ve uluslararası kararlarda, oluşacak sivil iradenin kararının yansıması olacaktır. Bu, her şeyden önce, bir hedef olarak hak mücadelesinin önüne geçmesi gereken bir önceliktir.
Bu hedef belirlendiğinde STK’ların yeni yapılanma süreçleri de başlar. Ülke ölçeğinde ve küresel yapılanmada oluşacak bu değişim-dönüşüm dalgası, vicdan odaklı bir dünya öngörmek durumundadır.
Bu, önemli bir ihtiyaçtır. Çünkü gün geçtikçe, insan hakları daha cılız kalmaktadır. 11 Eylül’le birlikte Batı’nın cami avlusuna bıraktığı insan hakları sahip arıyor: Adil ve merhametli bir kucak…
 

Sayı 45

DÜNYA GÜNDEMİ; G-8 ülkeleri ve zirvenin geleceği
G-8 zirvesi, dünya sorunlarına çözüm bulma zirvesi mi, yoksa yalnızca bir fotoğraf zirvesi mi? ...

DÜNYA GÜNDEMİ; Kosova anayasası ilan edildi: Peki ülkeyi kim yönetecek?
BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un teklifi, mevcut Avrupa Birliği Kosova misyonun (EULEX) BM bünyesinde ve kontrolünde çalışmalarına devam etmesi yönünde. Bu durumsa, K...

Kısa kısa
Avrupa, göç politikalarını sertleştiriyor
Her yıl ortalama iki milyondan fazla göçmenin giriş yaptığı Avrupa ülkeleri, göçmen sorunu ile ...

DÜNYA GÜNDEMİ; Çok katilli ve çok ölümlü beynelmilel bir oyun: Srebrenitsa
Srebrenitsa’da yaşanan soykırımı önemli kılan hususlar; zamanlama, teorik planlamanın kusursuz işleyişi, uygulamadaki sürat ve yapılanlara BM’nin bizzat eşlik etmesidir....

DÜNYA GÜNDEMİ; AFRİKA: Soykırım iddiaları
Sudan’da çıkarlarını bir türlü sağlayamayan küresel güçler, çözümü devlet başkanını soykırım gibi çok ciddi bir suçla yargıl...

DOSYA; Irak'ın Sessiz Çığlığı: Irak'a farklı bakmak

Eski düzen-yeni düzen tartışmaları arasında siyasi polemiklere, stratejik analizlere ve uluslararası güçlerin global pazarlıklarına pek konu olmayan Irak’taki insani ...

DOSYA; Irak'ın Sessiz Çığlığı: Sonuç ve öneriler
2003 yılından bu yana Irak’ın içinde bulunduğu koşullar, olumsuz ambargo mirası üzerine bindiğinden çok büyük bir yıkıma neden olmuştur. İşgal sonrası uygulanan yanl...