|
DÜNYA GÜNDEMİ: İç ve dış dinamikler bağlamında Kosova seçimleri |
|
|
|
|
Yazar Yusuf Armağan
|
Yugoslavya’nın tarih sahnesinden çekilmesini müteakiben, eski Yugoslavya’yı oluşturan devletlerde bugüne kadar yapılan her referandum ve seçimin sonucu, bölgenin tümünün ilgi alanına girmiştir. Sonuçların bölgedeki genç devletleri ilgilendiriyor olması, elbette ki daha farklı coğrafyaları da etkisi altına alması anlamını ihtiva edegelmiştir. Bu, Bosna-Hersek’in referandum oylamasında bağımsızlık yönünde oy kullanmasında da böyle olmuştur; Sırbistanlı Sırpların Kosova’yı Sırbistan’ın ayrılmaz bir parçası olarak ilan ettikleri anayasa referandumunda da. Bölgedeki halkların müdahil olduğu tüm hareketlilikler, özellikle Bosna Savaşı ve Kosova tecrübesinden sonra tüm dünya üzerinde söz söyleme hakkını elinde bulunduranların ilgi alanına girmiştir. Karadağ’ın Sırbistan’dan ayrılma kararı, Bosna-Hersek’te yapılan genel seçimler ve Kosova’nın statü görüşmeleri tüm dünya tarafından dikkatle izlenmiştir.
Kosova, geçtiğimiz kasım ayının 17’sinde bir genel seçim süreci yaşadı. Seçimlerde Kosova’nın bağımsızlığı için silahlı mücadele vermiş olan Kosova Kurtuluş Ordusu (UÇK)’nun komutanlarından ve siyasi kanat sözcülerinden Haşim Taçi’nin liderliğindeki Kosova Demokrat Partisi (PDK) %34 oy ile seçimlerin galibi oldu. PDK’yı ılımlı görüşleriyle bilinen mevcut Kosova Başkanı Fatmir Seydiu’nun partisi Kosova Demokratik Birliği (LDK) %21,8 ile takip ederken, Kosovalı işadamı Behçet Patsoli’nin Yeni Kosova İttifakı (AKR) %12,1 ile üçüncü parti oldu. Seçimlere katılım oranı ise %45’ler seviyesindeydi.
 Uluslararası arenada henüz statüsünü arayan Kosova’da artık iktidarın el değiştirdiğini söyleyebiliriz. Yeni iktidar yapısının Kosova’nın statüsü bağlamında yeni bir durum ortaya koymak gibi bir misyonunun olmadığını belirtmekte fayda görüyoruz. Aksi bir bakış açısı, Kosova meselesini anlamış olmaktan hayli uzak bir noktaya düşmek demektir. Haşim Taçi önderliğindeki PDK’nın seçimi kazanması, hiç kuşkusuz bağımsızlık anlamında önceki tavırdan farklılaşmamaktadır. Ortaya çıkan bu yeni durum, daha çok, Kosova’nın ekonomik ve sosyal sorunları ışığında izah edilebilir. Arnavut nüfusun beklenenden daha alt seviyede seçime katılmış olması ise oldukça önemli bir tavırdır. Seçime katılım oranının %50’nin altında kalması, Kosovalıların -özellikle Arnavutların- siyasi partilere, mevcut iç sorunların çözümü konusunda güvenlerini kaybetmiş olduklarının bir göstergesidir. Statü görüşmeleri, iç siyasi dengelerden bağımsız olarak değerlendirilmeli ve yorumlanmalıdır. Sonuçta statü görüşmelerine katılan Arnavut liderler, halktan aldıkları destekle değil, ABD ve AB’nin ortak tavrı neticesinde masada oturmaktadırlar. Tüm bu söylediklerimiz de zaten, Kosova’da konuşlanmış olan uluslararası gücün başkanı tarafından, seçimlerden hemen evvel dünya kamuoyuna ifade edilmiştir. BM Kosova Misyonu (UNMIK) Başkanı Joakim Riker, yaptığı bir açıklamada Kosova seçimlerinin, sonuç ne olursa olsun Kosova’nın statüsü ile ilgili görüşmelere etki etmeyeceğini, seçimlerin sürece olumsuz bir etki getirmesi halinde ise seçimlerin iptalinin bile söz konusu olacağını söylemiştir. Bütün bu çıkarımlarımıza rağmen, Haşim Taçi seçim sonrasında yaptığı ilk açıklamada, Kosova’nın statüsüne ilişkin olarak 10 Aralık’ta yapılacak olan görüşmelerde, Kosova’nın bağımsızlığını ilan edeceğini duyurdu. Ancak uluslararası hakim güç unsurlarının bölgedeki çıkar çatışmalarını göz önüne aldığımızda bunun pek de mümkün olmadığını ifade edebiliriz. 10 yılı aşkın bir süredir Kosova üzerine kurulan bir tek cümle var: “Kosova, eninde sonunda bağımsız olacaktır!” Hani sıradan bir habercilik tabiriyle bile ifade edecek olursak, sokaktaki adam da bunu böyle söylüyor. Peki, ne oluyor da Kosova bağımsız olamıyor? Bunun aslında bir tek cevabı var: Kosova’nın bağımsızlığı meselesi, gücünü Kosova’nın iç dinamiklerinden alamaz hale getirilmiş durumdadır. Bağımsızlık, başkaları tarafından bahşedilecek bir unvan haline dönüşmüştür artık. Mesele, Kosova’nın bağımsızlığı meselesi olmaktan ziyade, Kosova’nın bağımsızlığının üzerinden çıkarcı unsurların yaptıkları hesaplar haline dönüşmüştür. Kosova bu koşullarda bağımsızlığını elde etmiş olsa bile ne kadar bağımsızlıktan bahsedilebilir, o da ayrı bir mesele halinde bir kenarda durmaktadır.
Gelinen nokta itibariyle, her ne pahasına olursa olsun Kosova’nın 10 Aralık’ta bağımsızlığını ilan edecek olma olasılığı, bölgeyi karıştıracak bir özellik arz etmektedir. Bu karışıklığın silahlı çatışmalara kadar gidebileceği ise hemen herkesin dillendirdiği bir husustur. Uluslararası güçlerin ortak bir tavra henüz sahip olmamaları belirsizliği tetiklemekte; belirsizlik kaosu, kaos da muhtemel çatışmaları beraberinde sürüklemektedir. Kosova’nın bağımsızlığı yönünde en net tavrı ise ABD’nin koyduğunu söyleyebiliriz. Bu, Kosova’nın ABD’nin önemli üslerinden biri haline gelmiş olmasından kaynaklanan bir durumdur. Öte yandan AB ülkeleri arasında bu konuda herhangi bir uzlaşı söz konusu değildir. Balkanlar’ın her zaman için diğer dünya bölgeleri açısından bir nevi laboratuarlık işlevi görüyor olması, AB içerisindeki ve AB’ye katılım sürecinde bulunan ülkeler açısından ciddi anlamda sorun teşkil etmektedir. Örneğin İspanya, Kıbrıs Rum Kesimi, Yunanistan, Sırbistan, Karadağ ve Bosna-Hersek, kendi iç dinamikleri açısından bağımsızlığa karşı çıkmaktadırlar. İspanya, Bask bölgesinin bağımsızlık taleplerini kabul etmediği için; Kıbrıs Rum Kesimi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin statüsünün meşrulaşmasına yanaşmadığı için; Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ halen ülke sınırları içerisinde yaşayan Arnavutların bağımsızlık rüzgarına kapılma ihtimalleri dolayısıyla bağımsızlık karşıtıdırlar. Bosna-Hersek’in durumu ise diğer ülkelerin durumlarından daha farklı bir pozisyondadır. Malum olduğu üzere Bosna-Hersek, biri Sırp Cumhuriyeti olmak üzere iki ayrı devletçikten müteşekkildir. Bosna Sırp Cumhuriyeti’nin radikal milliyetçi başbakanı Milorad Dodik, Kosova’nın Sırbistan Anayasası’ndaki “Kosova Sırbistan’ın ayrılmaz bir parçasıdır.” ibaresine rağmen bağımsızlaşması halinde kendilerinin de, Dayton Antlaşması’na ve Bosna-Hersek Anayasası’na rağmen, Bosna-Hersek’ten ayrılarak Sırbistan’a katılacaklarını söylemektedir. Doğrusu bu ifade, Bosna-Hersek açısından, savaşta kaybetmediklerini -üstelik- başka masalarda kaybetmek anlamı taşımaktadır. Öte yandan Rusya’nın da bağımsızlık karşıtı blokta yer aldığını ve bu bloğun hamiliğini yürütmekte olduğu gerçeğini söylemeden geçemeyiz. Yeri gelmişken Türkiye’nin Güneydoğu’sunda son aylarda meydana gelen terör eylemlerine dikkat çekmekte fayda görüyoruz. Dikkat edilecek olursa genelde AB’den, özelde ise bu bağımsızlık karşıtı bloktan bu terörün karşısında oldukları çağrışımını yapacak en ufak bir açıklama gelmemiştir. Bu durum, Balkanlar’da tarihi bağları sebebiyle etkin olma potansiyeline sahip olan Türkiye’de, Kosova benzeri bir bölge oluşturma gayretinin bir sonucudur. Güneydoğusunda etnik bir sorun oluşturulmuş Türkiye’nin Kosova konusunda etkinliği engellenmiş olacaktır. Her ne kadar bizce, Kosova ile Güneydoğumuz benzerlikler arz etmiyor olsa da, meseleyi anlayabilmek açısından, Güneydoğumuzda yaşanan sorunu bir de bu yönden okumamız gerekiyor. Son tahlilde, Kosova seçimlerinde ortaya çıkan sonucun dış politika anlamında aslında hiçbir şeyi değiştirmediğini söyleyebiliriz. Kosova’daki seçim süreci ve seçim sonuçları, Kosova’nın bağımsızlığı noktasında herhangi bir etki yapmamıştır. Genel çerçevede, Kosova halkı bağımsızlıklarına ilişkin kararı dış unsurların tekeline terk etmiş durumdadır. Doğrusu başkaca bir seçenekleri de yoktur. Kosovalılar emeklilik maaşlarını aylık 40 avrodan daha yukarıya çekebilmenin derdine düşürülmüştür. Ekonomik ve sosyal dönüşüm, Kosovalıların yeni iktidardan bekledikleri neredeyse tek unsur halindedir. 10 Aralık’ta Kosova’nın statüsü üzerine yapılacak görüşmelerde çıkacak sonucun, halkın tavrını nasıl tetikleyeceğini hep birlikte izleyip göreceğiz. 10 Aralık’ta bağımsızlık kararı çıkması halinde, öncelikle Sırp tarafının eylemlerine tanık olacağız. Bağımsızlık kararı çıkmaması durumunda ise Kosovalı Arnavutların, BM ve uluslararası güçler aleyhine protestoları söz konusu olacaktır. Bu ihtimallerin çatışma ortamını beraberinde getirmesi ise kaçınılmaz görünmektedir. Görünen o ki; her iki durumun da farkında olan güç dengeleri görüşmelerdeki belirsiz tavırlarını sürdürmeyi tercih ederek bölgedeki kaosu farklı bir boyutta sürdürmeye devam edeceklerdir. Ta ki, çıkarları konusunda uzlaşıncaya kadar… |
|
Sayı 44
MÜLTECİLİK SEMPOZYUMU ÇÖZÜM ÖNERİLERİUluslararası arenada mültecilik sorunu
- Dünya üzerinde çeşitli nedenlerle yer değiştiren milyonlarca kişi bulunmaktadır. İster sığınmacı, ister mülteci, isterse göçme...
SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Av. Abdulhalim Yılmaz*Türkiye’de mültecilerin hukuki sorunlarının çözülmesi ve STK’ların rolü
Günümüzde sığınma sebepleri daha çok siyasi nitelikteki “zulüm” kaynaklı olsa da; önümüz... SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Av. Taner Kılıç*Mültecilik mevzuatından kaynaklanan sorunlar ve çözüm önerileri
Türkiye’de geçici sığınmacı pozisyonunda tutulan Avrupa dışından gelen iltica başvurusunda buluna... Film Tanıtımı: In This WorldOrijinal adı: In This World (Bu dünyada)
Yönetmen: Michael Winterbottom
Senaryo: Tony Grisoni
Yapım: 2002, İngi... SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Av. Bülent Yıldırım*Av. Bülent Yıldırım
Mültecilik konusunun, mültecilerin yaşadıkları sorunların ve bu sorunlar için üretilecek çözüm önerilerinin tartışılacağı sempozyumumuza hoş geldiniz. Tarih... SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Prof. Dr. Ahmet Yamanİslam kaynaklarında ve geleneğinde mültecilik algısı
İslam geleneğine göre mülteciler, sığındıkları toplumun asli üyesi sayılırlar. Mültecilerin can ve mal dokunulmazlığı başt... SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Prof. Dr. Kemal Kirişçi*Osmanlı ve cumhuriyet Türkiye'sinde göç ve sığınma
Avrupa Birliği’nin son yıllarda mültecilere yönelik geliştirmiş olduğu mevzuatlar Türkiye’yi ve AB etrafındak...
|