Index arrow Düşünce Gündem arrow Sayı 35

DÜNYA GÜNDEMİ: Cumhurbaşkanlığı seçimi ve Hizbullah'ın zaferi PDF Yazdır E-posta
Yazar Alptekin Dursunoğlu   
Lübnan cumhurbaşkanlığı seçimi ile yaşanan gelişmeler, sadece ülke içindeki siyasi partilerin güç ve iktidar mücadelesiyle sınırlanarak açıklanamayacak kadar bölgesel ve uluslararası boyutlar taşıyor. Dolayısıyla seçim sonuçlarının en az yerel beklentiler kadar Lübnan’la ilgili bölgesel ve uluslararası beklentiler üzerinde de belirleyici rol oynayacağı söylenebilir.

Lübnan’da son üç yıl boyunca yaşanan gelişmelerde ülkeye yönelen bölgesel ve uluslararası müdahaleler ile bu müdahalelere karşı geliştirilen yerel direnç belirleyici oldu. Binaenaleyh; 1559 sayılı Güvenlik Konseyi kararı, Temmuz Savaşı ve 1701 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararı gibi son üç yıl içinde Lübnan’ı derinden etkileyen dış müdahalelerin yarattığı gelişmeler, bu müdahaleleri destekleyen yerel aktörlerle buna direnen aktörlerin mücadelesi şeklinde tezahür etti.    

Refik Hariri cinayetinden Suriye’nin sorumlu tutulması ve Suriye ordusunun Lübnan’dan çıkarılmasıyla Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını öngören 1559 sayılı Güvenlik Konseyi kararı, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın Temmuz Savaşı sırasında açıkça dile getireceği tasarlanan “Yeni Ortadoğu”nun Lübnan’a yönelik ilk adımlarıydı.
Image
Lübnan’daki taifeciliğe dayalı siyasi sistem sayesinde ve 1559 sayılı kararın yarattığı Suriye karşıtı siyasal ve psikolojik zeminde parlamento çoğunluğunu ele geçiren 14 Martçı grup, Yeni Ortadoğu’yu tasarlayanların Beyrut’taki şövalyeleri haline geldi. Suriye karşıtlığı konusunda ulusalcı bir siyasi dil kullanan 14 Martçılar;
1. Suriye ordusunun Lübnan’dan çıkarılması,
2. Refik Hariri cinayeti konusunda uluslararası mahkeme kurulması,
3. Cumhurbaşkanı Emil Lahud’un görevden alınması,
4. Ülkenin güneyini İsrail işgalinden kurtaran Hizbullah’ın silahsızlandırılması,
5. Ülkenin güneyine ve kuzeyine (Suriye sınırına) çok uluslu güç yerleştirilmesi gibi konularda adeta ABD ve İsrail’in Beyrut’taki sözcüleri gibi davranmaya başladılar.

ABD’nin 1559 desteğine ve 14 Martçıların sahip olduğu parlamento ve iktidar gücüne rağmen Suriye ordusunun Lübnan’dan çıkarılması dışında yukarıda geçen beş hedeften hiçbiri gerçekleştirilememişti.

İsrail, ABD’nin ve 14 Martçıların 1559 sayılı karar konusunda yaşadığı tıkanıklığı, 2006 yılında giriştiği Temmuz Savaşı’yla açmaya çalıştı. Bu savaş, İsrail’in Hizbullah’ın iki askerini esir alması karşılığında sergilediği bir savunma refleksi değildi. Binaenaleyh; Hizbullah’ın “Doğru Vaat” adlı askeri operasyonunun, İsrail yönetiminin 2006 Ekim’i için planladığı savaşı 12 Temmuz’a çekmesine sebep olduğu, İsrailli yetkililer tarafından itiraf edildi.

Temmuz Savaşı’nın 1559’un uygulanmasının önündeki engelleri ortadan kaldırmak üzere yapıldığı ve 1559 sayılı kararın Lübnan’da doğuracağı sonuçların hangi büyük proje için önemli olduğu, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın savaş sırasında “Yeni Ortadoğu”dan söz etmesi sayesinde anlaşıldı.
1. Hizbullah’ın askeri kapasitesinin yok edilmesi,
2. Hizbullah güçlerinin Litani Nehri’nin kuzeyine sürülmesi,
3. Kuzey’de Suriye, güneyde de İsrail sınırına yerleştirilecek çok uluslu güçle Hizbullah’ın silahsızlandırılması ve İsrail güvenliğinin sağlanması Temmuz Savaşı’nın stratejik hedefleri olarak ortaya kondu.
Image
Bunlar, 1559 sayılı Güvenlik Konseyi kararı ile siyasi yollarla gerçekleştirilmeye çalışılan hedeflerdi ve İsrail’in bu savaştan zaferle çıkması durumunda Cumhurbaşkanı Emil Lahud’un devrilmesi ve özellikle buna payanda kılınan Refik Hariri cinayeti konusundaki uluslararası mahkeme de kendiliğinden elde edilecek kazanımlar olacaktı.

1559 sayılı kararla ortaya konan hedefler Temmuz Savaşı ile de gerçekleştirilmedi ve 1701 sayılı BM Güvenlik Konseyi Kararı “Yeni Ortadoğu” projesini oldukça gerileten bir durum yarattı. Çünkü ne Hizbullah’ın askeri kapasitesine zarar verilebildi ne Hizbullah’ı silahsızlandırma misyonuyla birçok uluslu güç yerleştirilebildi ne de Hizbullah’a silah sevkıyatının yapıldığı iddia edilen Suriye sınırı kontrol altına alınabildi.

Bu sebeplerle Hizbullah, 33 günlük savaş sonunda bu hedeflerin hiçbirinin gerçekleştirilmesine izin vermemiş olmasından hareketle zaferi kendisinin kazandığını; Winograd Komisyonu da öngördüğü hiçbir hedefi gerçekleştirememesinden, Hizbullah füzelerinden halkını koruyamamasından ve 1559’la öngörülen hedeflerin 1701’le gerçekleştirilememiş olmasından dolayı İsrail’in savaşta yenildiğini ifade etti.

Bununla birlikte gerek Hizbullah ve gerekse “Yeni Ortadoğu” projesinin mimarları, 1701’in soruna ilişkin bir nokta değil, noktalı virgül olduğunun bilinciyle yeni sürece hazırlandı. 1701’in yürürlüğe girmesinden ve UNIFIL ile Lübnan ordusunun güneye yerleştirilmesinden hemen sonra dikkatini askeri savunmadan iç politika alanına yönelten Hizbullah, ulusal birlik hükümeti konusunu söz konusu ederek bölge dışı güçlerin noktalı virgülden sonra atacağı adımları önlemeye yönelik hazırlıklara başladığını gösterdi.

Çünkü ABD tarafından desteklenen hükümetin görev süresi dolmadan önce, direnişi destekleyen Cumhurbaşkanı Emil Lahud’un görev süresi sona erecek ve yeni cumhurbaşkanı parlamentoda ve hükümette çoğunlukta bulunan 14 Martçılar tarafından seçilecekti. Lübnan ordusunun bağlı bulunduğu cumhurbaşkanının ABD tarafından desteklenen 14 Martçılar tarafından seçilmesi, 1559’la, Temmuz Savaşı’yla ve 1701’le gerçekleştirilemeyen Hizbullah’ın silahsızlandırılması hedefinin iç politikadaki manevralarla gerçekleştirilmesi gündeme gelecekti.

Hizbullah, yeni cumhurbaşkanının bu parlamento ve bu hükümetle seçilmesini önlemek için ulusal birlik hükümeti kurulmasını, seçim yasasındaki demokratik temsili önleyen maddelerin değiştirilmesini ve erken seçimlere gidilmesini isteyerek siyasi bir direniş başlattı.

ImageBuna karşın; ABD, Fransa ve Arap ülkeleri ise Beyrut’taki müttefikleri olan 14 Martçılara verdikleri destekle en azından cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar hükümeti ayakta tutmaya ve Hizbullah’ın hedeflerinin gerçekleşmesini önlemeye çalıştı.

Hizbullah, Emel ve Mişel Aun liderliğindeki Ulusal Özgürlük Hareketi’nin hükümete karşı başlattığı sivil gösterileri iç savaş zeminine çekebileceklerinin işaretini vererek sokak çatışmaları yaratan 14 Martçılar, “uluslararası güçlerin Beyrut’taki şövalyeleri” nitelemesini haklı çıkardılar ve muhaliflerin kitlesel gösterilerini Riyad es-Sulh Meydanı’ndaki protesto çadırlarına hapsetmeyi başardılar.

Yaşanan Irak tecrübesiyle sorunun bir mezhep savaşı düzlemine çekilebileceğinden endişe eden Hizbullah liderliğindeki muhaliflerin, gösterilerin düzeyini Riyad es-Sulh Meydanı’ndaki grev çadırlarında sembolik düzeye düşürmeleri; ABD’ye, Arap müttefiklere ve 14 Martçılara, cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar zaman kazandırmış oldu.

Cumhurbaşkanlığı seçim sürecine yukarıda özetlenen siyasal zeminde giren Lübnan’da bu makam her iki taraf açısından da stratejik bir kale olarak görülüyor. Muhaliflerin elinde şu silahlar bulunuyor: Halk desteği, mevcut cumhurbaşkanı, ordu, meclis başkanı. Hükümet yanlıları ise; hükümet, parlamento çoğunluğu ve uluslararası destekten oluşan silahlara sahip.

Seçimi parlamentonun yapacak olması hükümet yanlılarının güçlü yanını oluştururken; cumhurbaşkanının parlamentonun üçte ikisinin oyuyla seçileceğini belirten anayasanın 49. maddesi, güçleri eşitliyor.

Zira 128 sandalyeli Lübnan parlamentosu, 14 Martçı milletvekillerinden Antuan Ganim’in geçtiğimiz haftalarda bombalı bir saldırı sonucu öldürülmesi üzerine 127’ye düşerken; hükümet yanlıları 68, 14 sandalyeye sahip Hizbullah liderliğindeki muhalifler ise 58 milletvekiline sahip bulunuyor.

ImageMevcut parlamento aritmetiği ile anayasanın 49. maddesine uygun bir cumhurbaşkanının seçilemeyecek olması, hükümet yanlılarını anayasayı tevil yoluna götürdü ve üçte iki oranının sadece ilk turda geçerli olduğunu, diğer turlarda %51 oyun yeterli olacağını iddia etmelerine sebep olduysa da 24 Eylül’de parlamento oturumuna katılmayan muhalifler birinci turun gerçekleşmesine bile izin vermeyerek seçim sürecini kilitleyebileceklerini göstermiş oldular.

Aslında seçimler öncesinde başta usul tartışmaları olmak üzere kartlarını açarak güç gösterisinde bulunan taraflar, seçimin bu noktada kilitleneceğinin işaretlerini vermiş, rest aşamasında atacakları adımları dahi sergilemekten geri durmamışlardı.

Varsayımını bile hesaba katan hükümet yanlıları, seçimi meclis dışında bir mekanda ve %51 oyla yapacaklarını söylerken; Cumhurbaşkanı Emil Lahud, tüm kesimlerin temsilini öngören Taif Anlaşması gereği mevcut hükümetin yasadışı olduğunu belirterek yetkilerini bu hükümete devretmeyeceğini ve Ordu Komutanı Mişel Süleyman başkanlığında ikinci bir hükümet atayacağını söyleyerek 14 Martçıları uzlaşmaya zorlamıştı.

Ulusal birlik hükümeti kurmakta ve erken seçimlere gitmekte başarılı olamayan muhalifler, taraflar arası güç dengesinden kaynaklanan çözümsüzlüğü aşmak için bu kez uzlaşma çağrısı yaptılar. Meclis Başkanı Nebih Berri, hükümet yanlılarının cumhurbaşkanlığı konusunda uzlaşmaya yanaşması durumunda muhaliflerin ulusal birlik hükümeti talebini geri alacağını ve protesto gösterilerine son vereceğini açıklayarak çözüm yönünde bir zemin yarattı.
 
Hak, insana belli bir yaşa ulaştığında verilmez. Her insan, yaşına, cinsiyetine, ırkına, rengine bakılmaksızın temel insan haklarına sahiptir. Oysa bugün dünya üzerinde milyonlarca çocuk ne çocuk olduğunun ne de herhangi bir hakkı olduğunun bilincinde. Temel insan haklar...
Afganistan’da sivil ölümleri artıyor İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) tarafından eylül ayında yayımlanan raporda, 2008 yılında, Afganistan’da, ABD ve NATO’nun hava saldırıları sonucu gerçekleşen sivil kayıpların geçtiğimiz...
Cenevizli gemici Kristof Kolomb, 3 Ağustos 1492’de Santa Maria, Pinta ve Nina gemilerine aldığı 39 tayfasıyla Atlantik’in karanlık sularına doğru açıldı. Hispaniola adını verdikleri, bugün Haiti ve Dominik Cumhuriyeti’nin ortaklaşa paylaştığı ada, yerlilerle ilk karşıla...
1967 yılında işgal ettiği Kudüs’ün demografik ve fiziki yapısında aradan geçen 40 yıl içinde büyük değişiklik yapan ve kenti ebedi başkenti ilan eden İsrail, bu yöndeki çabalarında yeni bir aşamaya geçti. Bu aşama, yasal kurumları kapatmaya ...
Güneydoğu Asya’da Çin Denizi ile Büyük Okyanus arasında yer alan Mindanao, Sulu, Palavan, Basilan ve Tavi Tavi adaları, İslam’ın bölgede uzun yıllardır yaşandığı coğrafyalardır. Bölgenin Müslüman halkı için kullanılan Moro ismi, Katolik İs...
Afrika, 1980’li yıllarda kıtada yaşanan büyük kuraklık ve buna bağlı sebeplerden kaynaklanan toplu ölümlerle dünya kamuoyunun gündeminde yer almaya başladı. Bu yıllardan sonra da dönem dönem -bazen yoğun bir şekilde- kıtadaki kuraklık, açlık, bula...
Almanya, II. Dünya Savaşı’ndan sonra çok sayıda işçi göçü almasına rağmen, vatandaşlık yasasında uzun süre bir değişiklik yapmadı. Hep, gelen işçilerin bir gün geri döneceklerini varsaydı. Geri dönüşün olmayacağını &ccedi...
Tarihi ya deliler yazıyor ya da dahiler. Ama maalesef Kafkasya’nın nasibine hep deliler düşüyor. Güney Osetya’ya saldırı ile patlak veren son savaş, uluslararası düzene yeni bir şekil verme potansiyeline sahip olsa da ardındakinin dahi olduğunu düşünmek deli...
18 Ağustos 2008 günü Pervez Müşerref, televizyondan yayınlanan konuşmasında istifasını ilan etti. 1999’da kansız bir darbe ile dönemin başbakanı Nevaz Şerif’i devirmiş ve tüm dizginleri eline almıştı. ...
Çocuk hakları, dünya üzerindeki tüm çocukların doğuştan sahip olduğu eğitim, sağlık, barınma haklarının ve fiziksel, duygusal ya da cinsel sömürüye karşı korunma gibi haklarının kanunlarla korunmasıdır. ...
Çocuk istismarı konusunda çok fazla tanım yapılabilse de en kapsamlı tanım, 1985 yılında Dünya Sağlık Örgütü tarafından konunun uzmanları tarafından yapılan tanımdır: ...
Çocuk istismarı; çocuğun sağlığını, fizik gelişimini, psikososyal gelişimini olumsuz yönde etkileyen, kendisine bakmakla yükümlü kişi veya kişiler tarafından zarar verici, kaza dışı ve önlenebilir bir davranışa maruz kalmasıdır. ...
1925 yılında Bosanska Kruba şehrinde doğan Aliya İzzetbegoviç Saraybosna’da büyüdü. 1943 yılında Alman Erkek Lisesi’ni bitiren Aliya II. Dünya Savaşı boyunca faşist ideolojiye, daha sonra ise komünist ideoloji ve uygulamalarına karşı çıkarak Mladi M...
Ülkemizde çok az bilinen Moritanya, resmi adıyla Moritanya İslam Cumhuriyeti, bir Kuzeybatı Afrika ülkesidir. Batısında Atlas Okyanusu, güneybatısında Senegal, güneydoğu ve doğusunda Mali, kuzeydoğusunda Cezayir, kuzeyinde ise Batı Sahra yer alır. Yüzölç&...

Sayı 47

İSLAM COĞRAFYASI: İhtilaller ülkesi Moritanya

Ülkemizde çok az bilinen Moritanya, resmi adıyla Moritanya İslam Cumhuriyeti, bir Kuzeybatı Afrika ülkesidir. Batısında Atlas Okyanusu, güneybatısında ...

Kısa kısa
Afganistan’da sivil ölümleri artıyor
İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) tarafından eylül ayında yayımlanan ...

47. Sayı Sunuş
Hak, insana belli bir yaşa ulaştığında verilmez. Her insan, yaşına, cinsiyetine, ırkına, rengine bakılmaksızın temel insan haklarına sahiptir. Oysa bugün dünya üzer...

DÜNYA GÜNDEMİ: Kafkasya'daki savaşla kırılan fay hatları
Tarihi ya deliler yazıyor ya da dahiler. Ama maalesef Kafkasya’nın nasibine hep deliler düşüyor. Güney Osetya’ya saldırı ile patlak veren son savaş, ulu...

DÜNYA GÜNDEMİ: AVRUPA ; Almanya'da Vatandaşlığa Kabul Testi
Almanya, II. Dünya Savaşı’ndan sonra çok sayıda işçi göçü almasına rağmen, vatandaşlık yasasında uzun süre bir değişiklik yapmadı. H...

DÜNYA GÜNDEMİ: GÜNEY ASYA; Siyaset rayına oturdu, sorunlar büyüyor
18 Ağustos 2008 günü Pervez Müşerref, televizyondan yayınlanan konuşmasında istifasını ilan etti. 1999’da kansız bir darbe ile dönemin başbakanı Nevaz Şe...

DOSYA: Çocuk istismarı ve ihmali: Türkiye ve dünyada durum
Çocuk istismarı; çocuğun sağlığını, fizik gelişimini, psikososyal gelişimini olumsuz yönde etkileyen, kendisine bakmakla yükümlü kişi veya kişile...