Index arrow Düşünce Gündem arrow Sayı 35

DÜNYA GÜNDEMİ: Uzaklığı artıran yakınlaşma girişimi PDF Yazdır E-posta
Yazar Mustafa Özcan   
İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın BM Genel Kurulu toplantılarına katılması genelde olaylı oluyor. Kürsüden acayip ve garaip şeyler konuştuğu ileri sürülüyor. Nur gördüğünü ve Mehdi’nin zuhur işaretlerinin kendisine yansıdığını söylediği iddia ediliyor.

Ahmedinejad, New York ziyareti esnasında Ground Zero dedikleri, 11 Eylül’de yıkılan İkiz Kuleler’in yerini ziyaret etmek istedi. Ama nedense kendisine müsaade etmek istemediler! Nejad da buna bir anlam veremedi. Bununla birlikte Columbia Üniversitesi’ndeki konuşmasında, “Amerikan halkı, 11 Eylül’ün sırlarını öğrendikçe neden Irak ve Afganistan bataklığına saplandıklarını daha iyi fark edeceklerdir.” dedi. Aslında Ground Zero’ya ulaşamasa bile oraya yönelik mesajını bırakmış, durgun suları harekete geçiren bir taş atmıştı.

Nejad’ın Columbia Üniversitesi’nde konuşması da olay oldu ve çok gürültü kopardı. Gerçekten de gönüllerini ve zihinlerini kapatmış toplumlara hitap etmenin ne gibi bir faydası olabilir? Belki, bu konuşmalar görev itibarıyla “ibrau’z-zimme” veya “ikamet’ül-hucce” (Benden günah gitti!) babında izah edilebilir. Ancak, Ahmedinejad’ın hitabında doğru üslubu seçip seçmediği de ayrı bir tartışma konusu. Diğer yandan, Amerikan tarafı hem Ahmedinejad’ın konuşmasına müsaade etti hem de adeta konuşmanın etkisini sıfıra indirmek istenircesine konuşmadan önce bir hakaret faslı yaşanmasına göz yumdu. Rektör Lee Bollinger, muhatabına ve mihmanına karşı neredeyse bir hakaret tiradında bulundu. “Sayın başkan! Dar kafalı ve gaddar bir diktatörün sahip olduğu bütün özelliklere sahipsiniz!” diye girdiği sözü şöyle noktaladı: “Utanmaz bir kışkırtıcısınız ya da şaşırtıcı derecede eğitimsizsiniz!”

Nejad’a bu görülmemiş hoş amedi, bu hakaret yağmurundan ibaret değildi elbet. Bunun ötesinde Amerikan basını da koroya eşlik etti. Daily News gazetesi “The evil has landed / Şeytan buraya ayak bastı.” ifadelerine yer verirken, Newsday ise “Whack! / Şamar!” ifadesini kullanmıştı. “Cehenneme git şeytan!”, “Küçük Hitler” gibi karşılamalar da basına yansıyan diğer başlıklar arasındaydı.

Dolayısıyla Nejad’ın, Amerikan kamuoyunda kalpleri ve beyinleri kazanma çabası ve planı suya düşmüş ve maksadın aksiyle netice vermiştir. Bu çabanın bir faydası varsa o da belki Amerikan azgınlığını ve arsızlığını gözler önüne sermesidir.

Nejad’ın hakaretlerin gölgesinde bir konuşma yapmasına müsaade edilse de; Ermeni diasporası, Ermeni Patriği Mutafyan’a bu hakkı da fazla gördü ve onu hiç konuşturmayarak bu haktan külliyen mahrum etti. Yahudi diasporası ve lobisi Nejad’a ABD’yi dar ederken Ermeni diasporası ve lobisi de Mutafyan’a aynısını yapmıştır. Bu durum ABD’de bilhassa 11 Eylül’den sonra ifade hürriyetinin ne hale geldiğini ortaya koymaktadır. Gerçi bu konularda ABD’nin sicili hayli kötüdür. Sözgelimi İtalyan asıllı Katolik Gulliani, New York belediye başkanı iken Arafat’a istiskalde bulunmuş ve konuklar arasında onu tahkir etmeye yeltenmiştir. Geçmişte Arafat’a yapılanlar bir şekilde günümüzde Ahmedinejad’a veya benzerlerine de yapılıyor. Chavez’in Dışişleri Bakanı da havaalanında tacizlere maruz kalmıştır.

Nejad’ın ABD ziyareti beklenen hasılatı vermezken; aksine yakınlaşma arayışları, hissi mesafeyi daha da artırmıştır. Nejad’ın söyledikleri ve mesajı da iki taraf arasındaki uçurumu derinleştirmekten başka bir işe yaramamıştır. Nejad, nükleer silah edinme peşinde olmadıklarını ve kimseye saldırmak gibi bir niyetleri bulunmadığını söylese de bunu kimseye dinletememiştir. Zira, herkes konuşmaya gardını alarak gelmişti. Oynanan, bir tiyatro eserinden başka bir şey değildi. Anlama ve diyalog değil, temsil yapılıyordu. Columbia Üniversitesi’nde bir sağırlar diyalogu yaşandı. Münasebetsiz sorularla da salon sirk alanına çevrildi. Nitekim kendisine sorulan sorular belden aşağıydı.

Olayın en üzücü taraflarından birisi ise Türk basınının olaya yaklaşımı ve olayı veriş biçimi oldu. Bunlardan birisi, Today's Zaman’dan Ali Aslan’ın “With an Enemy Like Ahmedinejad” başlıklı yazısıydı. Yazısında Ali Aslan, “İran’da homoseksüel meselesi gibi insan hakları kısıtlamaları bugünün dünyasında savunulamaz.” diyerek Nejad’a yüklenecekti. Yazar, Nejad’ın İran’da homoseksüellerin varlığını reddederek ve bir de üstüne üstlük Yahudi soykırımını inkar ederek, “Atom bombası peşinde değiliz.” söylemine olan inandırıcılığını kırdığını ileri sürüyordu. (28 September 2007) Burada nükleer program ile homoseksüellik ve holokost reddi arasında maddi bir bağ kuruluyordu. Bu elbette ki üzücü ve talihsiz bir durum. Günün moda deyimiyle bizim çocuklar da Washington’daki mahalle baskısından bir hayli etkilenmişler. Mahalle baskısının nelere kadir olduğunu; dindar yazarları bile homoseksüelliği savunma veya en azından hoşgörü noktasına getirmiş olduğunu böylece somut bir örnekle görmüş olduk.

Sonuç olarak ziyaret, istenilen neticeyi vermediği gibi tarafların pozisyonlarını daha da pekiştirmiştir. Esasen Bağdat’taki görüşmelere rağmen iki ülke arasında Soğuk Savaş atmosferi son sürat devam ediyor. En son Suud Dışişleri Bakanı Suud el-Faysal, İran ile Batı’nın son sürat bir çarpışma ortamına doğru koştuklarını ve sürüklendiklerini ifade etti. Bu, “umur bilir” bir adamın yabana atılmaması gereken bir değerlendirmesidir. Aynı günlerde gazetelerde Cheney mahreçli bir senaryoya da yer verildi. Buna göre Cheney, İsraillilerden İran’ın Natanz gibi nükleer tesislerine saldırmalarını ister. Saldırıyı takiben İran’ın İsrail’e misilleme yapması halinde ABD’ye mukabele hakkı doğacağını söyler ve bu ihtimalin belirmesiyle birlikte de İran’ı bombardımana tabi tutacaklarını anlatır. İsrail kıvılcımı yakacak, ABD de yangını ikmal edecektir. Bilindiği gibi Gates ve Rice savaş seçeneğine karşı çıkıyorlar ve diplomatik seçeneği işletmek istiyorlar. Buna rağmen Cheney bir an evvel İran’ı vurma taraftarı. Bu kararlılıkta iki faktör rol oynuyor: Bunlardan biri, diplomatik seçeneğin ve büyük pazarlığın kotarılmasının bir yılı bulması, yani uzun sürmesi; Bush’un ise vaktinin olmaması ve görev süresinin dolması; diplomatik seçeneğin peşinde vakit zayi edilerek saldırının Bush yönetimi için post-mortem hale gelmesidir. İkincisi de, Bush’un kendisinden sonra gelecek yönetimlere İran konusunda güvenmemesi; ipe un sereceklerini düşünmesi; ister cumhuriyetçi isterse demokrat olsun gelecek idarenin İran’dan uzak duracağını ve İran’a saldırmayacağını düşünmesidir. Bundan dolayı kendilerince misyonlarını tamamlamadan çekilmek istemiyorlar. İran’la bilek güreşinde zamanla yarışı kaybettiklerini anladıkları an saldırıya geçecekler. Bütün senaryolar bunu gösteriyor ve fiili süreç bu ihtimale doğru ilerliyor.
 

Sayı 45

DÜNYA GÜNDEMİ; Çok katilli ve çok ölümlü beynelmilel bir oyun: Srebrenitsa
Srebrenitsa’da yaşanan soykırımı önemli kılan hususlar; zamanlama, teorik planlamanın kusursuz işleyişi, uygulamadaki sürat ve yapılanlara BM’nin bizzat eşlik etmesidir....

DÜNYA GÜNDEMİ; Patani: Müslümanca yaşamanın mücadelesi
Patani’deki en büyük direniş grubu olan PULO lideri Kebir Abdurrahman Tenvira, Suriye’de 4 Temmuz 2008’de vefat etti....

İKTİBAS; Afrika'da tarım nasıl yok edilir?

Afrika’da tarımın bugün içinde bulunduğu durum, büyük şirketlerin çıkarlarına hizmet eden, doktrinlere sıkı sıkıya bağlı ekonomi modellerinin koca bir kıtanın ...

İSLAM COĞRAFYASI: Sömürgeden bağımsızlığa Cezayir

Cezayir halkı, tam 130 sene Fransa’ya her ne pahasına olursa olsun boyun eğmemekte direndi ve sonunda 1962 yılında bağımsızlığını elde etti. ...

ADANMIŞ HAYATLAR: İlim ve mücadele ile taçlanmış bir yaşam, işgalle sonlanan bir ses: Dr. Isam el-Ra
İslam dünyasının 20. yüzyılda yetiştirdiği entelektüellerden, Iraklı Alimler Birliği Başkanı Dr. Isam el-Ravi, 2006 yılında Bağdat Üniversitesi’ne gitmek üzere evinden a...

DOSYA; Irak'ın Sessiz Çığlığı: Irak'a farklı bakmak

Eski düzen-yeni düzen tartışmaları arasında siyasi polemiklere, stratejik analizlere ve uluslararası güçlerin global pazarlıklarına pek konu olmayan Irak’taki insani ...

Kısa kısa
Avrupa, göç politikalarını sertleştiriyor
Her yıl ortalama iki milyondan fazla göçmenin giriş yaptığı Avrupa ülkeleri, göçmen sorunu ile ...