Index arrow Düşünce Gündem arrow Sayı 35

DÜNYA GÜNDEMİ: Türkiye'nin Balkanlar serencamı PDF Yazdır E-posta
Yazar Murat Yılmaz   
BALKANLAR: Türkiyenin Balkanlar serencamıHalklar mozaiği Balkanlar, uzun Osmanlı yönetimi sonrası büyük güçlerin başlıca oyun alanlarından biri oldu. 20. yüzyılın hemen öncesinde başlayan büyük buhranlar bu yüzyıl boyunca devam etti. 93 Harbi, her iki Balkan Savaşı ve Dünya Savaşlarının merkezinin şaşırtıcı bir biçimde Balkanlar olması, coğrafyanın ehemmiyeti açısından manidardır.

Osmanlı’nın millet sistemi içerisinde huzurlu günler yaşayan Balkan halkları, milliyetçilik dalgaları karşısında tutunamadılar. Güç dengelerinin değişmesiyle Balkanlar’ın hassas ritmi bozuldu ve hemen her Balkan ülkesi hami ülkeleri de arkalarına alarak kendi büyük sınırlarını oluşturmanın peşine düştü. Bu durum en çok Müslüman halkları etkiledi. Osmanlı’nın ve onun Müslüman bakiyesinin Balkanlar’dan tahliyesi amaçlı hareketler bir asır boyunca (1823–1923) aralıksız sürerken milyonlarca Müslüman sürgünlerle, bunun daha fazlası ise katliam ve yok etme politikalarıyla coğrafyadan silindi. Görece daha kansız ve kutuplar sisteminin etkisinde yarım asra varan bir süre devam eden Soğuk Savaş döneminde Balkanlar ekseriyetle Sovyet Rusya’nın ve komünizmin etkisinde kaldı. 90’lı yıllar ise başından itibaren suyun yeni bir mecraya aktığı, halkaların yeniden kayıplarının peşine düştüğü bir dönem oldu. Bu dönem kanlı savaşlarla geçerken yine kimlikler, sınırlar ve hami güçler belirleyici oldu.

Türkiye beş asırdan uzun bir süre Balkanlar’da hakim güç olan Osmanlı’nın tek mirasçısıdır. Boşnak ve Arnavut topluluğun yoğun bir şekilde İslamlaşması bu süreçte gerçekleşmiştir. Son yüzyılda savaşlar ve etnik/dini şiddet neticesinde tarihi eserlerin %90’ından fazlası yakılıp yıkılsa bile bölgenin her metrekaresinde Osmanlı izlerini görmek mümkündür. Filibe, Üsküp, Yeni Pazar, Prizren, Saraybosna, Elbasan, İşkodra bizden şehirlerdir ve onca yıkıma karşı mukavemetlerini sürdürmektedir.

Balkanlar’da adil bir gücün eksikliği en çok Müslüman halkları yaralamıştır. Beş asır boyunca İslamın adalet dairesinde gayrimüslim halklarla birlikte barış içinde yaşayan Türk, Boşnak, Arnavut, Pomak, Çingene halklar yönetimin el değiştirmesiyle çok zor seneler geçirmiş ve maalesef Türkiye’yi yanlarında görememişlerdir.  Türkiye uluslararası politikada kendini daha güçlü kılacak Müslüman Balkan topluluklarına topraklarını açmak dışında gerekli hassasiyeti göstermemiştir. Bölgede tutulabilecek stratejik bir Müslüman topluluğun Türkiye için önemli kazanım anlamına geleceği düşünülmemiştir.

ImageII. Dünya Savaşı’na katılmayan ve Soğuk Savaş döneminde Batı Bloku içerisinde yer alan Türkiye bu dönemin bitişiyle birlikte 80 sene önce kaybettiği imkanı yeniden yakalamıştır. Balkan dengeleri yeniden şekillenirken Avrupa Birliği, Rusya ve ABD bölgede inisiyatif alabilmiş ve fakat Türk dış politikası bu hamlelere akılcı cevap verememiş, çoğu zaman Balkanlardaki Türk unsurlar için bile yapılması gerekenler yerine getirilememiştir.

Balkanlar’daki son siyasi yapılanma 1991 yılında başlayan Yugoslavya’nın dağılma savaşlarıyla başlamış, ardından Kosova, Makedonya ve Preşevo’daki savaş ve iç savaşlarla devam etmiştir. Türkiye bu savaşların son bulduğu ve bölgedeki Boşnak ve Arnavut halkların kaderlerini belirleyen Dayton ve II. Rambolit görüşmelerinde yer almazken maalesef Türkiye ile iyi ilişkiler içerisinde bulunan Sali Berişa’ya da 1996 yılındaki Banker Krizi esnasında destek vermeyerek Arnavutluk’ta yönetimin Ortodoks elitin eline geçmesinde pay almıştır. Türkiye halihazırda devam etmekte olan Kosova’nın nihai statüsünün belirlenmesi ve Sancak’ın parçalanması konularında da etkisiz kalmıştır.

Balkanlar’da uluslararası güçler dini ve kültürel merkezli bir ayrışma içerisindedir. Macaristan, Hırvatistan ve Slovenya daha çok Alman etkisinde kalırken; Sırbistan, Karadağ ve Makedonyalı Ortodoks topluluk Rusya etkisindedir. Yunanistan, Bulgaristan ve Romanya ise duruma göre Rus ve Alman etkisine girebilmektedir. Bölgenin Müslüman toplulukları olan Boşnak ve Arnavut halklar ise ABD etkisindedir. Türkiye bölgedeki Müslüman toplulukları kuşatıcı olmalı, onların siyasi ve ekonomik gelecekleri için ciddi manevralar yapmalıdır. Türkiye güçlü olabilmek için Balkanlar’da yer alan ve sayısı 12 milyonu aşan Müslüman topluluklar için politikalar üretmek, onları kendi avantajlarını (BM, NATO, İKÖ, D8 üyelikleri, AB aday üyelik) da kullanarak dünyaya taşımak zorundadır. Hepsinden önemlisi, bölgedeki yüzlerce misyoner kuruluş dikkate alınmalı; Türkiye bu toplulukların Müslüman olarak kalabilmeleri için destekte bulunmalıdır.

Türkiye Balkanlar’da Bosna’nın kuzey ucunda yer alan Bihaç’a kadar uzanan Müslüman bir topluluk (Yeşil Kuşak) teslim almıştır. Tıpkı bir zincir gibi birbirine eklemlenen bu topluluğun bekası Balkanlar’da İslam’ın geleceğini de şekillendirecektir. Bosna Savaşı sırasında Sancak ve Kosova’nın önemi; Kosova Savaşı sırasında yine Sancak, Makedonya ve Arnavutluk’un önemi yadsınamaz. Bosna Savaşı sonrasında kurulan Bosna Sırp Cumhuriyeti ile Bosna-Sancak zinciri kırılmıştır. Kosova’nın kuzeyinde yer alan Mitrovitsa’nın Sırbistan’a teslim edilme isteğiyle Kosova-Sancak zinciri de kırılmak istenmektedir. Bu, Müslüman toplulukların Hıristiyan denizlerinde küçük adacıklar haline getirilme ve ardından AB ve Batı kültürüyle yok edilme projesidir. Balkanlar’ın Müslüman halklarının çok yönlü bu saldırılar karşısında tek tutamağı, Türkiye ve İslam kültürüne sarılmaktır. Türkiye Balkanlara ilgi ve desteğini artırmalıdır.
 

Sayı 45

DOSYA; Irak'ın Sessiz Çığlığı: Irak'a farklı bakmak

Eski düzen-yeni düzen tartışmaları arasında siyasi polemiklere, stratejik analizlere ve uluslararası güçlerin global pazarlıklarına pek konu olmayan Irak’taki insani ...

DÜNYA GÜNDEMİ; AFRİKA: Soykırım iddiaları
Sudan’da çıkarlarını bir türlü sağlayamayan küresel güçler, çözümü devlet başkanını soykırım gibi çok ciddi bir suçla yargıl...

DÜNYA GÜNDEMİ; G-8 ülkeleri ve zirvenin geleceği
G-8 zirvesi, dünya sorunlarına çözüm bulma zirvesi mi, yoksa yalnızca bir fotoğraf zirvesi mi? ...

ADANMIŞ HAYATLAR: İlim ve mücadele ile taçlanmış bir yaşam, işgalle sonlanan bir ses: Dr. Isam el-Ra
İslam dünyasının 20. yüzyılda yetiştirdiği entelektüellerden, Iraklı Alimler Birliği Başkanı Dr. Isam el-Ravi, 2006 yılında Bağdat Üniversitesi’ne gitmek üzere evinden a...

DÜNYA GÜNDEMİ; Patani: Müslümanca yaşamanın mücadelesi
Patani’deki en büyük direniş grubu olan PULO lideri Kebir Abdurrahman Tenvira, Suriye’de 4 Temmuz 2008’de vefat etti....

DOSYA; Irak'ın Sessiz Çığlığı: Sonuç ve öneriler
2003 yılından bu yana Irak’ın içinde bulunduğu koşullar, olumsuz ambargo mirası üzerine bindiğinden çok büyük bir yıkıma neden olmuştur. İşgal sonrası uygulanan yanl...

ROPÖRTAJ; Irak'ın cesur kadınları

İHH İnsani Yardım Vakfı olarak Irak Türkmen Kadınları Derneği Başkanı Yüsra Ömer’i, bir grup Iraklı hanımla beraber temmuz ayında Türkiye’de ağırladık. İstanb...