Index arrow Düşünce Gündem arrow Sayı 34

Sınırların dönüşümü ve Batı PDF Yazdır E-posta
Yazar Gülden Yıldız Uçar   
“Siyasi anlamda ‚Batı doğal değil, fakat büyük ölçüde yapay bir oluşumdur. Onu meydana getiren ‚Doğu’nun hayati ve açık tehdidinin mevcudiyetidir. Düşmanın yok oluşundan sonra, yaşamaya devam edip etmeyeceği son derece şüphelidir.”
Owen Harries


sdb.jpgBugün hepimiz, farkında olsak da olmasak da, zihinlerimize kazılı pek çok “tartışılmazın/ön kabulün” yalnız Türkiye ölçeğinde değil, küresel ölçekte de tartışılır hale geldiği bir dönemin tanıklarıyız. Aynı zamanda bugün, felsefi temellerini aydınlanma devrinde bulan ve insanı evrenin merkezine alan modern düşüncenin lokal ifadesi Avrupa’nın, paradoksal bir biçimde insana dair “evrensel” addettiği normlarla derin kavgasının ön sancılarını yaşadığı dönemdir. Artık, Avrupalı kolektif algının “merkez”e (zentrum) konuşlanmış “biz”inin yanı başında, hakikatte “çevre”de (peripherie) kalmaya mahkum “öteki”nin pervasız duruşu söz konusudur. Bu, Stuart Hall’un 1492 ile başlattığı küreselleşme sürecinin ortaya çıkardığı yeni ve karmaşık tablonun sadece bir veçhesidir. Berlin Duvari’nin yikilisi sonrasi - National Interest Dergisi Editörü.

(Hall, Stuart: Kulturelle Identität und Rassismus, s. 156; icinde: (yay. hzr.) Burgmer, Christoph: Rassismus in der Diskussion, Elefanten-Press, Berlin,1999.) İronik şekilde aynı tarih, Avrupa’daki Müslüman varlığına Reconquista çerçevesinde yapılan yıkıcı etkinin de tarihidir. (Konu ile ilgili olarak Bernard Lewis’in Catisan Kültürler isimli eseri dikkate degerdir.) 1492 Endülüs Müslümanlarının Avrupa’dan sürülüşüne tanıklık etmekle birlikte, kendinden yaklaşık beş asır sonra, Müslümanların Avrupa’ya yeniden dönüşlerinin de alt yapısını oluşturan tarihi olaylara kaynaklık etmekteydi. 1950’li ve 60’li yıllar Avrupalılar tarafından is gücü maksatlı dahi olsa Müslümanların Avrupa’ya davet edildikleri, tren garlarında “Hoş geldiniz!” yazılı pankartlarla karşılandıkları yıllardı. Böylelikle Bu dönem Müslümanların Avrupa’da tekrar varlık sahasına kavuştukları yıllar olmuştur. İki dünya savaşının arkasında bıraktığı enkazın küllerinden inşa edilmeye çalışılan yeni ve yine güçlü bir Avrupa’nın temelleri ötekileştirilmiş Müslümanların Avrupa’ya göçünü gereli kılmıştır. (Der Europäische Bürgerkrieg kitabinin yazari Ernest Nolte, Avrupa’nin 1917-1945 yillari arasinda yasadiklarini bir „Avrupa Ic Savasi“ olarak ifade etmektedir.) Ancak Avrupa, varlığına ihtiyaç duyduğu bu iş gücünün salt mekanik yapılar değil bilakis, karmaşık ihtiyaç ve istekleri içinde barındıran “insan” olduğunu çok geç fark etmiştir. Kolonyal tarihinin doğurduğu sonuçlar da göç olgusu bağlamında hesaba katıldığında, kendisi dışında herkesi ve her şeyi “ötekileştirme” inadındaki Avrupalı zihnin açmazları, daha sağlıklı bir analiz zeminine kavuşacaktır. Böylesi bir analizin tüm boyutları hacim itibariyle bu yazının sınırlarının fevkalade üstünde olduğundan, burada çerçeve son derece dar tutulmuştur.

Konu ile ilgili tartışmaların en önemli boyutlarından birini, Avrupa’daki Müslüman varlığının kalıcı/yerleşik bir sosyolojik gerçeklik olarak kabulü sorunsalı oluşturmaktadır. Avrupa’daki üçüncü, dördüncü göçmen kökenli kuşağın, atalarının ülkeleri ile herhangi bir vatandaşlık bağları kalmamış olmasına rağmen neden halen misafir işçi, yabancı, göçmen, konuk işçi vesair isimlerle anıldıkları bu bağlamda bize önemli ipuçları vermektedir. Bilinen bir gerçeklik olarak, herhangi bir konu hakkında kullanılan kavramlar, o konu ile ilgili olarak tarafların hangi tutuma sahip olduklarına dair algıyı oluşturmakta anahtar rolü taşırlar. Dolayısıyla Avrupa hükümetlerinin ve dahi akademyasının bu kavramları kullanmaktaki bilinçli ısrarı, bu coğrafyada yerleşmiş Müslüman nüfusun bugünü ve geleceği hakkında ve hukuksal konumları bağlamında bizi derin endişelere sevk etmektedir. Her seçim arifesi reklam panoları ve duvarları faşizan söylem ve imgelerle biçimlenmiş afişlerin işgali, Avrupalı zihnin genel anlamıyla göçmenlerden, özelde ise Müslümanlardan duydukları rahatsızlığın en bariz göstergelerindendir. İnşa edilmeye çalışılan camiler ya da Müslüman mezarlıkları yerli halk tarafından şiddetle reddedilmektedir ve bu reddin temelinde, bu yapıların aslında Müslüman varlığının Avrupa’daki kalıcılığına dair açık bir işaret olması yatmaktadır. Tüm bunlardan ve yakın zaman içinde tanıklık ettiğimiz baskıcı ve ayrımcı tavrın örnekliklerinden hareketle, Avrupa’da “Şiddetin politik bir araç olarak kullanımından vazgeçilmiş olabilir; toplumsal hayatın bütünü şiddeti dışarıda bırakan bir tarzda örgütlenmiş ve yeniden üretiliyor olabilir; ancak sözel şiddet yürürlüktedir; her fırsatta kendisini açığa vurur.” (Cigdem, Ahmet: Avrupa: „Yer“ ile „Yasa“ Arasinda, Avrupa Günlügü, Sayi 2, 2002, s. 195.) diyebiliriz.
sdb2.jpg
Alman sosyolog N. Luhmann, Die Gesellschaft der Gesellschaft isimli eserinde toplumların oluşumunda - klasik öğretinin aksine - bireylerin değil, bireyler arasındaki iletişimin temel yapıyı oluşturduğuna dikkat çeker. Bu bağlamda, sağlıklı bir toplum inşasında bireyler arası iletişim büyük bir öneme haizdir. Avrupa, mono kültürel anlayışın sonuna gelindiği bir dönemi yaşadığını idrak etmeli ve yukarıda bahsi geçen bu toplumsal katmanın varlığı ile birlikte hibrid bir kültürün oluştuğunun da farkına varmalıdır. Kendi içinde giderek yükselen aşırı sağcı/ırkçı akımları, onların destekçisi diğer sosyo-politik unsurları iyi analiz etmeli ve bu trendin yakın gelecekte doğurabileceği muhtemel tehlikeleri de dikkate almalıdır. Bununla birlikte artık ne “oraya/onlara” ne de “buraya/bunlara” ait görülmeyen, birbiriyle çoğu zaman çelişen değerlerin ortasında kalarak bir tercih yapmaya zorlanan ve bu metne konu olan toplumsal katmanın, alışılagelenden daha kompleks bir kimlik talebinde bulunması ve hatta hukuki açıdan da
çifte aidiyet talep etmesi yadırganmamalı; bilakis bugün böylesi bir sorunsalla karşı karşıya kalmış tüm çağdaşlarımızın kendi çoğul kimliklerini beslemeye yüreklendirilmeleri gerekmektedir. Ancak çift taraflı işleyebilecek bu uzlaşı süreci ve birlikte yaşama pratiği, son tahlilde Avrupalı zihnin kendinden farklı kültürlere karşı geliştirdiği iletişimden yoksun kolektif tutumdan ne derece vazgeçebileceğiyle derinden ilintilidir.

Son zamanlarda Müslümanlara yönelik gerçekleşen ayrımcılık vakalarından örnekler

- Hollanda’ da Kur’anı Kerim’in satılmasının ve okunmasının tamamen yasaklanması talep edildi. (Ağustos 2007)
- Amerika’da yedi yaşındaki Müslüman bir çocuk, adı Pakistanlı bir şüpheliye benzediği için polis tarafından sorgulandı. (Ağustos 2007)
- Avustralya’nın en ırkçı partisinin Senato adayı lideri, Müslümanların ülkeye sokulmamasını istedi. (Ağustos 2007)
- ABD’deki hava alanlarında “başlık” düzenlemesi uygulamaya girdi. Başında eşarp, başörtüsü, kovboy şapkası ya da bere bulunanların, kontrol noktalarında ikinci bir manyetik taramadan geçirilmesi karalaştırıldı. (Ağustos 2007)
- Almanya’nın Kuzey Ren Vestfalya eyaletinde, Müslüman öğretmenlerin okullarda başörtüsü takmaları yasaklandı. (Ağustos 2007)
- The Islamic Human Rights Commission’ın raporuna göre, İngiltere’de terörle mücadele kapsamında bir ay zarfında 11.000 kişi kamu alanlarında durdurulup arandı. (Ağustos 2007)
- Belçika’nın başkenti Brüksel’de 11 Eylül’de “Avrupa’da İslamlaşmayı Durdurun“ sloganıyla bir yürüyüş yapılmak isteniyor.
- Almanya’da yabacılara, özellikle de Türklere yönelik ayrımcılığı artıran yeni göç yasası Cumhurbaşkanı tarafından onaylandı ve yürürlüğe girdi. (Ağustos 2007)
- Hollanda’da aşırı dinci oldukları iddia edilen imamların çalıştığı camilerin kapatılması için bir araştırma başlatılması talep edildi. (Ağustos 2007)
- Alman İslam Forumu tarafından yapılan araştırmaya göre, Almanların %70’i İslam düşmanı düşüncelere sahip. (Temmuz 2007)
- Papa’nın sekreteri Avrupa’nın Müslümanlaşma “tehlikesine” dikkat çekerek İslam’ın yayılması konusunda bir uyarıda bulundu. (Temmuz 2007)

 

Sayı 45

DOSYA; Irak'ın Sessiz Çığlığı: Sonuç ve öneriler
2003 yılından bu yana Irak’ın içinde bulunduğu koşullar, olumsuz ambargo mirası üzerine bindiğinden çok büyük bir yıkıma neden olmuştur. İşgal sonrası uygulanan yanl...

DÜNYA GÜNDEMİ; Patani: Müslümanca yaşamanın mücadelesi
Patani’deki en büyük direniş grubu olan PULO lideri Kebir Abdurrahman Tenvira, Suriye’de 4 Temmuz 2008’de vefat etti....

DÜNYA GÜNDEMİ; Kosova anayasası ilan edildi: Peki ülkeyi kim yönetecek?
BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un teklifi, mevcut Avrupa Birliği Kosova misyonun (EULEX) BM bünyesinde ve kontrolünde çalışmalarına devam etmesi yönünde. Bu durumsa, K...

İKTİBAS; Afrika'da tarım nasıl yok edilir?

Afrika’da tarımın bugün içinde bulunduğu durum, büyük şirketlerin çıkarlarına hizmet eden, doktrinlere sıkı sıkıya bağlı ekonomi modellerinin koca bir kıtanın ...

İSLAM COĞRAFYASI: Sömürgeden bağımsızlığa Cezayir

Cezayir halkı, tam 130 sene Fransa’ya her ne pahasına olursa olsun boyun eğmemekte direndi ve sonunda 1962 yılında bağımsızlığını elde etti. ...

DÜNYA GÜNDEMİ; AFRİKA: Soykırım iddiaları
Sudan’da çıkarlarını bir türlü sağlayamayan küresel güçler, çözümü devlet başkanını soykırım gibi çok ciddi bir suçla yargıl...

ROPÖRTAJ; Irak'ın cesur kadınları

İHH İnsani Yardım Vakfı olarak Irak Türkmen Kadınları Derneği Başkanı Yüsra Ömer’i, bir grup Iraklı hanımla beraber temmuz ayında Türkiye’de ağırladık. İstanb...