Index arrow Düşünce Gündem arrow Sayı 34

Sonuçlar 1 - 18 Toplam: 18
Göster #

1. 34.Sayı Sunuş : İnsani Yardım Vakfı
34.Sayı SunuşDeğerli okuyucularımız,
11 Eylül’ü takip eden süreçte, ABD ve Avrupa’da yaşayan Müslümanlar üzerindeki baskıların ve dayatmacı politikaların hız kazandığına, Müslümanların potansiyel “terörist” ilan edilerek İslam karşıtı ön yargıların daha belirgin bir şekilde gün yüzüne çıktığına şahit olduk. Bugün gelinen noktada, Avrupa ve Amerika’da yaşayan Müslümanların önemli ihlallere maruz kaldıklarına şahit oluyoruz. Örneğin, Almanya’nın Kuzey Ren Vestfalya eyaletinde Müslüman öğretmenlerin okulda başörtüsü takmalarının yasaklanması; İngiltere’de bir ay içerisinde 11 bin kişinin terörle mücadele adına kamu alanlarında çevrilerek sorgulanması; ABD’de yedi yaşındaki bir Müslüman çocuğun, adı Pakistanlı bir şüpheliye benzediği için sorgulanması; Hollanda’da Kur’an-ı Kerim okunmasının ve satılmasının yasaklanmasına dair bir talebin gündeme getirilmiş olması son bir iki ay içerisinde Müslümanlara yönelik yaşanan ayrımcılık vakalarından sadece birkaçı. Batı’da yaşayan Müslümanların hak ve özgürlükleri gerek fiili uygulamalar gerek yasal düzenlemelerle tehdit edilmeye devam ediyor. Bu durumdan yola çıkarak, Batı’nın 11 Eylül konjonktürünü de kullanarak hız verdiği 21. yüzyıl İslam karşıtlığı politikasını dosyamızla sorgulamak istedik. Ve gördük ki, Batı’da İslam karşıtlığı, İslam’ın alternatif bir medeniyet kurarak Batı’ya meydan okumasına kadar dayanıyor.
 480 Hit | Devamını oku...

2. DÜNYA GÜNDEMİ: UZAKDOĞU, Moro dosyası kapandı mı? : Ahmet Varol
moro2.jpgUzun süre İslâm dünyasının gündemini oluşturan Moro meselesi özellikle özerklik anlaşmasından sonra yavaş yavaş unutulmaya terk edildi. Fakat kesin bir çözüme kavuşturulduğunu ve unutulmaya terk edilecek kadar rahatlama getiren bir anlaşma yapıldığını söylemek de mümkün değildir.

Filipinler’in güneyinde bulunan ve Müslümanların yoğun olduğu Moro, Mindanao ve bunlara bağlı bazı adalarda 1970’ten buyana Müslümanlar tarafından bağımsızlık mücadelesi veriliyor. Müslümanların bağımsızlık mücadelesini koordine etmek üzere ilk ortaya çıkan örgüt 1972’de kurulan Moro Ulusal Kurtuluş Cephesi (MNLF)’dir. Bu cephenin liderliğini kuruluşundan itibaren Nur Misvari yaptı. Örgütün kuruluşunda ondan sonra gelen ve Kahire’de İslâmi ilimler öğrenimi görmüş olan Selâmet Haşimi ise Misvari’nin laik bir anlayışa sahip olduğu gerekçesiyle 1977’de bu örgütten ayrılarak Moro İslâmi Kurtuluş Cephesi (MILF)’ni kurdu. Bu ayrılmada MNLF’nin 1976’da Filipinler hükümetiyle Libya’nın Trablus kentinde bir ateşkes anlaşması imzalamasının da önemli etkisi oldu.
 570 Hit | Devamını oku...

3. DÜNYA GÜNDEMİ: ABD & Vietnam Savaşı'nın Laos'a hediyesi: UXO : Zeliha Sağlam
laos.jpgGüneydoğu Asya’nın Laos Demokratik Halk Cumhuriyeti adıyla bilinen, tek partili sosyalist cumhuriyete sahip ülkesidir Laos. Yüzölçümü 236.800 km2 olan Laos’un nüfusu ise 4.409.000’dir; nüfusunun %60’ını Budistler ve %40’ını diğer dinlere mensup olanlar oluşturur. 1949’da Fransa’dan kazandığı bağımsızlığın ardından 1975’te cumhuriyetle yönetilmeye başladı.  Fransa’nın sömürüsünden sonra ayakta kalma mücadelesi verirken Amerika’nın bölgede komünizm karşıtı bir savaş başlatmasıyla bir türlü kendini toparlayamadı. Burma, Kamboçya, Çin, Tayland ve Vietnam’a komşuluğu ona pahalıya mal oldu.

Laos’un kaderi, adına savaş açılan Vietnam’dan daha da kara. Sivil savaş, askeri yönetim ve kaos gibi birçok badireler atlatan Laos, bölgede hüküm süren komünist ve antikomünist kutuplaşmasıyla Vietnam Savaşı’nın içine çekildi. Amerika-Vietnam Savaşı esnasında, Laos ikmal yolu olarak kullanıldı. Bu yüzden Laos üzerine ABD tarafından beş milyon bomba yağdırıldı. Laos, dünya savaş tarihinde en çok bombalanan ülke.
 968 Hit | Devamını oku...

4. DÜNYA GÜNDEMİ: ORTADOĞU, Irak'ta Maliki dönemi kapanıyor : Ahmet Emin Dağ
irak.jpgAmerikan yönetimi, neredeyse son bir yıldır mevcut Irak Başbakanı Nuri Maliki’den duyduğu rahatsızlığı ve hayal kırıklığını gizlemiyor. Hatta Washington’daki yöneticiler, geçmiştekine göre eleştirinin dozunu arttırdıkları gibi, artık kibar cümleler kurma ihtiyacı dahi duymuyorlar. Maliki hükümetine yönelik tehditlere başlayan işgal patronları, artık tahammüllerinin kalmadığını eklemeyi de ihmal etmiyorlar.

Bunu söylerken Amerika’nın kuşkusuz Irak halkını çok sevdiğinden ya da onların çıkarını gözettiğinden daha çok kendi çıkarları konusunda bir takım kaygılar taşıdığına kuşku yok. Geçen şubat ayından bu yana kendince zaman kazanma stratejisi uygulayan Amerikan işgal yönetimi, Maliki’den bir takım siyasal ilerlemeler talep etmişti. Sünnileri ve özellikle Baasçıları siyasal sürece katmayı ve ülkedeki şiddet ortamını kendisi açısından tahammül edilebilir makul sınırlara çekmeyi hedefleyen bu stratejinin uygulanması için Amerika’nın temel argümanı, tüm bu işleri Maliki hükümetinin yapması için ona zaman tanımak şeklinde idi.
 487 Hit | Devamını oku...

5. ORTADOĞU, ABD'nin yeni Ortadoğu paketi: Kutuplaşma, silahlanma ve 'barış' : Z. Tuba Kor
rice.jpg30 Temmuz-2 Ağustos tarihleri arasında ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ve Savunma Bakanı Robert Gates, Mısır, Suudi Arabistan, İsrail ve Filistin’i kapsayan Ortadoğu turuna çıktı. Rice ve Gates’in ana gündem maddeleri İran, Irak ve Filistin-İsrail barışıydı. Geziden evvel Washington, önümüzdeki 10 yıl içinde İsrail’e 30, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerine 20, Mısır’a da 13 milyar dolar tutarında “askeri destek paketi” vaat etti. Bu paketin öncekilerden farkı, İsrail’e yardımın %25 artması ve ilk kez Suudi Arabistan’a ileri teknoloji ürünü füzeler ve hassas bombalar satılacak olmasıydı.

ABD’nin bu paketle hedefi, İran’a ve müttefiklerine karşı oluşturmaya çalıştığı ‘ılımlı’ Sünni cepheyi muhtemel bir operasyondan evvel silahlandırmak ve tabii bir de iyice bozulan ekonomisini silah satışlarıyla biraz olsun düzeltmek. Yine ABD’nin İran politikası ile Arap ülkelerinin sallantıdaki Irak hükümetini desteklemelerini sağlamak ve bağımsız politikalar izlemelerinin önüne geçmek (Kral Abdullah’ın Hamas ve el-Fetih’i bir araya getirerek Mekke Antlaşması’na imza koydurması, Ahmedinejad’ın Suudi Arabistan ve diğer bölge ülkelerine yaptığı ziyaretlerle ilişkileri yumuşatma girişimleri gibi); Ortadoğu barışını canlandıracak bir bölgesel konferans için zemin yoklamak, Hamas’ı tamamen dışlayarak Abbas ve Fayyad yönetimini güçlendirmek de gezinin hedefleri arasındaydı.

Arap Birliği’nin tarihinde ilk kez İsrail’e bir heyet göndererek 2002’de hazırlanan Arap Barış Planı’nı sunmasının ardından gerçekleşen bu gezinin en somut sonucu, ‘Barış’ Konferansı’nın Kasım ayında düzenlenmesine karar verilmesi oldu. Aslında herkes bu çabanın nafile olacağının farkında; ancak tarafların buna ihtiyacı var: Abbas ve ekibi, Hamas karşısında elini güçlendirme; Lübnan ile savaşta izlenen politika nedeniyle topun ucunda olan Olmert, koltuğunu koruma; Bush yönetimi ise Ortadoğu’da süregelen başarısızlıklarını telafi etme derdinde.

Amerikan menşeli bölgesel kutuplaşma, silahlanma ve sözde barış çabaları karşısında İran da boş durmuyor. Cumhurbaşkanı Ahmedinejad özellikle Orta Asya ülkelerine yaptığı ziyaretlerle ikili ilişkileri geliştirerek ABD kuşatmasını kırmaya çalışıyor. Gözlemci olarak katıldığı Şanghay İşbirliği Örgütü’nün 16 Ağustos’taki toplantısında Amerikan yayılmasına karşı alınan Rusya ve Çin ile ilişkileri geliştirme kararı bu açıdan önemliydi. Rusya’nın İran’a son teknoloji ürünü savaş uçakları satacağı da gelen haberler arasında.
 553 Hit

6. Yasak, ancak süreklilik arz eden direnişle aşılır : Ömer Faruk Gergerlioğlu
basortusu1.jpg2005 yılında Ankara’da yapılan başörtüsü mitingi, başörtüsü yasağına karşı etkili bir toplumsal muhalefet olduğunu göstermişti. İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER), her zaman olduğu gibi o dönemde de yasağı sürekli gündemde tutmanın önemli olduğunu vurguluyordu. Ankara mitingini takiben ilki 23 Nisan 2005’de İzmit Sabri Yalım Parkı’nda, insan hakları anıtının önünde yapılan basın açıklamalarının İzmit’te geleneksel hale getirilmesi süreklilik arz eden eylemler adına olumlu bir adım oldu.

Başörtüsü  yasağı yıllardır  Türkiye’nin  gündeminde. Geçtiğimiz  yıllarda başörtüsü  yasağının uygulanmasında bir geri adım atılmazken, mantık dışı akıl almaz uygulamalar yaşandı. Başörtülü öğrenci velilerinin dahi fakülte binalarına  alınmaması; işyerinde başı  açık  olduğu  halde  başını dışarıda örttüğü ileri sürülerek öğretmenlerin müdür  olmalarının engellenmesi; tartışmalı Danıştay  ve  AİHM kararları; direnişin  ne kadar gerekli olduğunu gösterdi.

23 Nisan 2005’den bu yana, her Cumartesi günü başörtüsü yasağına karşı sesini yükseltmek isteyenler bir araya geliyor ve devam eden yasağın hukuksuzluğunu haykırıyor. Başörtüsü eylemleri, yaz kış demeden türlü zorluklara rağmen üç yıldır İzmit Sabri Yalım Parkı’nda devam ediyor. İzmit’te yapılan Cumartesi eylemlerini kısa süre sonra Sakarya,  Ankara, Van ve Akyazı’dan da destek geldi. Diğer illerden gelen destek, bu platformun ne derece önemli bir görev üstlendiğini ve Türkiye gündeminden düşmeyen bu yasağa her tarafta söylenecek çok söz olduğunu gösteriyordu.
 560 Hit | Devamını oku...

7. DÜNYA GÜNDEMİ: Kafkasya'ya "sükût" halkaları : Fehim Taştekin
kafkasya.jpgÇeçenya’daki savaşla 13 yıldır ateş çemberinde kavrulan Kuzey Kafkasyalılara yönelik devlet terörü yeni boyutlar kazanarak sürerken, buna şimdilerde “sivil şiddet” eklendi. Dünya, Rusya’daki Neonazi ve ırkçı hareketlerin estirdiği teröre ancak bir Dağıstanlı ve bir Tacik gencin pala ve silahla infaz edildiği görüntülerin yayınlanmasıyla uyandı. SOVA’ya göre Rusya’da bu yıl gerçekleşen 300’den fazla ırkçı saldırıda 39 kişi ölürken 268 kişi yaralandı. Geçen yıl ise 53 kişi ölmüş, 460 kişi de yaralanmıştı. Şiddetin kurbanları ise genelde Kafkasya ve Orta Asyalılar. Geçen yıl Kabardey-Balkar Kültür Bakanı ve Rusya çapında ünlü şarkıcı Tut Zaur bile Moskova’da hastanelik edildi.

Ancak bunun ötesinde gözlerden ırak Kafkasyalıları hedef alan kitlesel linç modası hortladı. Bunun ilk örneği 2006’da eski Fin kenti Kondopoga’da yaşandı. Bir Azeri kafesine giderek taşkınlık yapan milliyetçi Rus’un çıkardığı kavgayla ateşlenen şiddet, Çeçenleri evlerini terk etmek zorunda bıraktı. Geçen şubatta linç bu kez Stavropol bölgesindeki Novoaleksandrovsk kentinde Don Kazaklarından birinin faili meçhul cinayete kurban gitmesiyle tekrarlandı ve bu olaya tepkiler bütün Kafkas kökenlilerin kentten sürülmesi kampanyasına dönüştü. Yine Stavropol’da önce bir Çeçen genç, ardından iki Rus milliyetçisinin öldürülmesiyle aynı senaryo tekrarlandı: Halk sokaklara dökülerek Kafkasyalıları sürmeyi denedi. Ve her üç örnekte de güvenlik güçleri saldırılara seyirci kaldı, hatta Stavropol’da bir Çeçen’i kelepçeleyip ırkçı gençlerin eline vererek işlerini kolaylaştırdı. Kuşkusuz saldırganlar büyük bir dokunulmazlık zırhıyla hareket ediyor. Zira Devlet Başkanı Vladimir Putin sayesinde milliyetçilik yükselen değer.
 527 Hit | Devamını oku...

8. AFRİKA, Darfur: Kriz mi büyük barış gücü mü? : Fatma Tunç Yaşar
darfur.jpgBirçok farklı etnik grubun bir arada yaşadığı ya da yaşamaya çalıştığı Darfur’da 2003’ten bu yana yaşanan kriz sadece farklı olanların bir sorunu mudur bilinmez ama bu krizin artık tüm dünyanın sorunu olduğu aşikar. Birlikte yaşayabilmenin değil de farklı olmanın altının fosforlu kalemle çizildiği günümüzde “böl-parçala-yönet” politikası pek bir klişe gözükse de büyük güçler tarafından harfiyen uygulanıyor. Öyle ki, bir gün “Sizin göz renginiz farklı, niye diğerleriyle yaşamak zorunda olasınız ki? Siz kendiniz gibi insanlarla bir arada yaşama hakkına sahipsiniz.” denilecek ve birileri de bunun peşine takılıp gidecek.

Aslında petrol ve su kaynaklarının kullanımı, bölgesel güç mücadeleleri gibi daha somut nedenlere dayanan Darfur krizi daha çok “etnik ve dini çatışma” çerçevesinde ele alındı ve Arap Hartum yönetimi bu çatışmanın yegane sorumlusu ilan edilerek soykırım iddialarıyla suçlandı.  Darfur’da yaşananların büyük bir insani kriz olduğuna şüphe yok. Ancak bu krizin tanımlanması, sorumluların yargılanması, kayıplara dair istatistiki veriler ve krize yönelik çözüm arayışları, sorunu bölgesel bir sorun olmaktan çıkardı ve bambaşka hesapla(şmala)rın içine çekti.
 586 Hit | Devamını oku...

9. AFRİKA, Sürekli çatışma ortamı insani krizi perçinliyor : Ahamat Mahamat Fadıl
cad.jpgÇad’da Hıristiyan ve Müslümanlar arasında yedi yıldır devam eden çatışmaların ardından, şu günlerde çatışmalar Müslüman gruplar arasında cereyan etmeye başladı. Gubanlar, Araplar, Auddai, Zakava ve Haceriler gibi farklı Müslüman etnik gruplar arasında görülen çatışmaların ilki, Araplar, Guranlar ve Tubular arasında yaşanan 1982’de başlayan ve 1987’de biten çatışmalardı. Bu çatışmaları takiben, 1987-1988’de Haceri ve Gubanlar arasında, 1989-1990’da Zakava ve Gubanlar arasında çatışmalar yaşanmıştı. Yaşanan bu süreçlerin ardından, şu anki devlet başkanı İdris Debi, Afrika’nın nam salmış diktatörlerinden Hüseyin Harbe’yi devirerek 1992 yılında iktidara geçmişti.

90’lı yıllar, Çad’da siyasi partilerin ortaya çıkmasına sahne oldu. 1990-95 yılları arasında İdris Debi’ye muhalefeti ile tanınan Goukini Gued’in partisi Movement for Democracy and Development (MDD), 1998-2003 yılları arasında ise Youssouf Togoimi’nin partisi Movement for Democracy and Justice (MDJT) yoğun faaliyetlerde bulundu.
 532 Hit | Devamını oku...

10. AFRİKA, Kongo'da çatışmalar binlerce kişiyi mağdur ediyor : Mustafa Efe
kongo.jpgDemokratik Kongo Cumhuriyeti (DKC)’nde iç savaşların ardından gerçekleşen devlet başkanlığı seçimlerinden sonra ortalık biraz sakinleşti, ancak; milyonlarca insan hala kaosun etkisini üzerlerinden atabilmiş değil. Nasıl atabilsinler ki, yaklaşık beş yüz yıldır ya köleleştirilmek için öldürülmüşler ya da birbirleriyle çatıştırılmışlar.

Kongo’da çatışma ve istikrarsızlıktan en fazla etkilenen bölgelerden birisi ülkenin doğusundaki Kuzey Kivu eyaleti. Kongo yönetimi ile Ruandalı asiler arasındaki çatışmaların oluşturduğu güvenlik probleminden dolayı yerlerinden olan insanların bu bölgeye gelişi nedeniyle bölgede şu anda 650 bin kişi yardıma muhtaç durumda. 2007 başından bu yana Kongo’da 160 bin kişi yerlerinden oldu. Kongo İnsan Hakları Bakanı Jean-Claude Muyambo’nun bildirdiğine göre son yıllardaki çatışmalardan dolayı yerlerinden olan insan sayısı 6 milyon civarında. Sadece 1998’den sonraki iç savaşlardan bu yana 4 milyon kişinin öldüğü bir ülkede 6 milyon kişinin yerlerinden olması görece daha hafif bir siyasi sorun olarak görünüyor.
 656 Hit | Devamını oku...

11. Nijer'de her yıl 100 bin çocuk açlıktan ölmeye devam ediyor : Osman Atalay
nijer.jpgDünyanın en fakir ikinci ülkesi olan Nijer, 13 milyon nüfusa sahip bir Orta Afrika ülkesidir. Halkın geçim kaynağı tarım ve hayvancılığa dayanıyor. Topraklarının %88’inin çöl olması nedeniyle, Nijer’de her beş yılda bir yaşanan kuraklık, açlık, susuzluk ve bulaşıcı hastalıkları beraberinde getiriyor.

Dünyanın görmediği ve nedense görmek istemediği büyük bir insanlık ayıbıdır Nijer’de yaşanan. Nijer’de her dört çocuktan biri beş yaşına gelmeden hayata veda ediyor. Nijer’de kronikleşen açlık ve kuraklık vakaları sonucunda insanlar yaşadıkları köyleri terk ederek şehir merkezleri etrafına göç ederler. İnsanlar, yiyecek ve içme suyu bulabilme umuduyla yollara düşerler. Ot yiyerek hayatta kalmaya çalışan insanlar veya annelerinin sütünü emecek gücü olmayan bebekler çok fazla yaşamadan hayata veda ederler.

Nijer, çocukların sadece bir lokma yiyecek bulabilmek için ellerinde teneke kutularla sokaklarda gezdiği bir ülkedir. Nijer’de yılda ortalama 100 bin çocuk açlıktan dolayı hayatını kaybetmektedir. BM Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Kızıl Haç, Sınır Tanımayan Doktorlar, G8 ülkeleri gibi kimi merciler zaman zaman acil yardım çağrıları ile Nijer’de yaşanan vahim tabloya dikkat çekerler. Ancak, bu çağrılar kalıcı çözümlere dair uygulamalar üretmez. Nijer’de dört milyona yakın kişi, yani ülkedeki her üç kişiden biri açlık sınırında yaşamakta. Sağlık sorunlarının had safhada olduğu ülkede 40 bin insana sadece bir doktor düşüyor. Çocuklar sürekli olarak açlık ve salgın hastalık tehdidiyle yaşıyor. Nijer’de 10 milyon kişinin acil yardıma muhtaç olduğu istatistiklerle sabit. Çoğu Afrika ülkesinde olduğu gibi Nijer’de de bir kişinin günlük yiyecek ihtiyacı bir dolarla karşılanabilecekken, ülkede bu kadarlık bir gelir bile bulamayan insan sayısı hiç de azımsanacak gibi değil.

Bütün bu mağduriyetler sürerken bir soru zihinleri meşgul ediyor. Acaba, uluslararası kurum ve kuruluşların Nijer’de uzun yıllardır devam eden çocuk ölümleri ve açlık sorununu görmezden gelmesinin arkasında başka bir sebep mi var? Uluslararası yardım kurumlarının faaliyet gösterecekleri Afrika ülkelerini seçerken ülkenin etnik ve dini yapısına göre hareket etmeleri gerçeği inkar edilemez bir vaka. BM’nin yardıma muhtaç en fakir ülkelerle ilgili almış olduğu mali yardım kararını hayata geçirmemesi ve ödemeyi vaat ettiği yardımın sadece beşte birini ödemiş olması da bir diğer gerçek. Bu kurumların kriz bölgelerindeki yaklaşımlarının tartışmalı bir durum arz ettiği ortada.

1990’lı yıllardan bu yana dünyada açlık ile mücadele bağlamında yoğun bir kampanya sürdürülmesine karşın, BM’nin yardım taleplerinin pek ilgi görmediği ve açlığa maruz kalan kişilerin sayısında artış olduğu da başka bir gerçek. Dünya kamuoyu sadece doğal felaketleri, savaş ve krizleri gündem yaparken, küresel medya gücü de maalesef, objektiflerini ABD, Avrupa ve Kuzey toplumundan Afrika gerçeğine doğru çevirmeyi düşünmüyor. Küresel sermaye güçlerinin vicdanı her zamanki gibi ikiyüzlü olmaya devam ediyor…
 998 Hit

12. DOSYA: Avrupa, Müslümanlar ve İslamofobi : Doç. Dr. Talip Küçükcan
dami.jpgAvrupa tarihinde “öteki” ile birlikte aynı sosyal, kültürel ve siyasal ortamda yaşama tecrübesi sorunlarla doludur. Farklı dil, din ve ırklarla ortak ve birlikte yaşama konusunda Avrupa’nın zengin bir deneyimi olduğu söylenemez. Bu nedenle farklı ve yabancı olanlara, topluma sonradan eklemlenenlere kuşku ile bakılmıştır. Avrupa tarihi bu açıdan bakıldığında büyük trajedilere de sahne olmuştur. Aynı uygarlığı paylaştıklarını söylemelerine karşın İkinci Dünya Savaşı’nda Batılı devletler birbirinin gırtlağına sarılmıştır. Ağır bombardımana uğrayan Batı kentlerinde yaşanan trajedilerin izleri hala canlı durmaktadır. 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Avrupa’nın sosyal, demografik ve dini manzarasını değiştiren yeni gruplar da topluma eklemlenmeye başlamıştır. Renkleri, dilleri ve dinleri farklı olan bu gruplar arasında en görünür ve belirgin olan Müslümanlar Avrupa’nın yeni “ötekileri” olarak algılanmaya başlanmıştır.

Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri açısından da önem taşıyan ve Avrupa Birliği ülkelerinde toplumsal gerginliğe yol açan, hatta sosyal barışı bozacak boyutlara ulaşan önyargılar, artık Müslümanlara yönelik tehdit algısı ve İslamofobiye dönüşme eğilimi göstermektedir. Korkuların, rasyonel olmayan tepkiler doğurduğu görülmektedir. Avrupa’da sayıları 10-12 milyon olarak tahmin edilen Müslümanların artık yaşadıkları ülkelerin vatandaşı oldukları ve geri dönüşlerinin ihtimal dahilinde olmadığı sosyolojik bir gerçek. Politikacılar bu sosyal gerçeği uzun süre görmezden gelmiş ve sorunların gittikçe artmasına zemin hazırlamıştır. Uygarlıklar arası sağlam köprüler atılması, olası sürtüşme kaynaklarının ortadan kaldırılabilmesi için politikacılar, aydınlar, sivil toplum kuruluşları ve dini kurumların İslamofobi ile yasal, politik ve sivil alanda mücadele etmeleri gerektiği apaçık ortadadır.
 792 Hit | Devamını oku...

13. Sınırların dönüşümü ve Batı : Gülden Yıldız Uçar
“Siyasi anlamda ‚Batı doğal değil, fakat büyük ölçüde yapay bir oluşumdur. Onu meydana getiren ‚Doğu’nun hayati ve açık tehdidinin mevcudiyetidir. Düşmanın yok oluşundan sonra, yaşamaya devam edip etmeyeceği son derece şüphelidir.”
Owen Harries


sdb.jpgBugün hepimiz, farkında olsak da olmasak da, zihinlerimize kazılı pek çok “tartışılmazın/ön kabulün” yalnız Türkiye ölçeğinde değil, küresel ölçekte de tartışılır hale geldiği bir dönemin tanıklarıyız. Aynı zamanda bugün, felsefi temellerini aydınlanma devrinde bulan ve insanı evrenin merkezine alan modern düşüncenin lokal ifadesi Avrupa’nın, paradoksal bir biçimde insana dair “evrensel” addettiği normlarla derin kavgasının ön sancılarını yaşadığı dönemdir. Artık, Avrupalı kolektif algının “merkez”e (zentrum) konuşlanmış “biz”inin yanı başında, hakikatte “çevre”de (peripherie) kalmaya mahkum “öteki”nin pervasız duruşu söz konusudur. Bu, Stuart Hall’un 1492 ile başlattığı küreselleşme sürecinin ortaya çıkardığı yeni ve karmaşık tablonun sadece bir veçhesidir. Berlin Duvari’nin yikilisi sonrasi - National Interest Dergisi Editörü.
 549 Hit | Devamını oku...

14. Almanya'da Uyum Zirvesi ve Avrupalı Türklerin uyum sorunu : Kadir Canatan
alman.jpgAvrupa Birliği içindeki en büyük “göç(men)” ülkelerinden biri olan Almanya’nın geçtiğimiz Temmuz ayında II. Uyum Zirvesi’ni gerçekleştirmesi dikkatlerin bu ülkeye çevrilmesine neden oldu. Almanya’da ilki geçen yıl gerçekleştirilen bu zirvelerin amacı nedir ve Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerinde izlenen entegrasyon politikalarının doğrultusu ne yöndedir? Bu soru Avrupalı Türklerin sorunlarını ve bu sorunların çözümünde hükümetlerin rolünü anlamak için stratejik bir önem taşımaktadır.    

Uyum nedir ve Uyum Planı’nda neler var?
İlk zirveden sonra “uyum” konusunda görüşlerine başvurulan Merkel, bu konuda Alman hükümetinin bu kavramdan neyi anladığını ortaya koyabilecek bir tanım getirmişti.  ‘‘Uyumu ne olarak gördüğü’’ şeklindeki bir soruyu Merkel, ‘‘Uyumu insanların kendilerini ortak değerlerden sorumlu tutmaları olarak görüyorum.’’ şeklinde cevaplandırmıştır (Zaman, 14 Temmuz 2006). Bu tanımlamada en merkezi ifade “ortak değerler” ifadesidir: Hangi ortak değerler ya da kimin ortak değerleri? Daha önceki yıllarda Alman medyasında yapılan “model kültür” tartışmasını hatırlayacak olursak söz konusu ortak değerler aslında orta sınıf Alman toplumunun değerleridir. Bu değerler, tüm Alman toplumunun ortak değerleri olmadığı gibi 15 milyon yabancı kökenli göçmenlerin kültürel çeşitliliğini de kapsamına almamaktadır.
 931 Hit | Devamını oku...

15. RÖPORTAJ: Ebu Gureyb'den bir tanık, Iraklı Hacı el-Kaysi : Adem Demir
Amerika Birleşik Devletleri, Saddam ve kitle imha silahlarını bahane ederek 19 Mart 2003 tarihinde Irak’ı işgal etti. Geçen süre içinde Irak’ta kitle imha silahları bulunmadığı ortaya çıktı. Ülkenin varlıkları talan edildi. Hapishaneler doldu taştı. Cezaevlerinde insanlara akıl almaz işkenceler yapıldığı ortaya çıktı. İnsan hakları ihlalleri konusunda insanın kanını donduran görüntüler Ebu Gureyb Hapishanesi’nde ortaya çıktı.

Buradaki insanlık dışı işkenceler günlerce konuşuldu. Birçok insan sakat kaldı. Ebu Gureyb’te işkence gören insanlardan biri de Haci Ali el-Kaysi oldu. Irak’ta imamlık yapıyorken gözaltına alındı. Aylarca sistematik işkenceye maruz kaldı. Elektrik verildi, çırıl çıplak soyularak hakarete uğradı. Skandalın ortaya çıkmasından sonra ABD, Ebu Gureyb’te sakat olan tutukluların bir kısmını serbest bıraktı.
r_irak.jpg
 1083 Hit | Devamını oku...

16. İKTİBAS: Filistin'de fırsatçılık tırmanıyor : İnsani Yardım Vakfı
filistin.jpgFilistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve onun Batı Şeria’daki yakın çevresinin yenilgiyi kabul eden tavırları Filistin halkının çıkarına hizmet etmek şöyle dursun Filistin’in uluslararası arenada tanınmış özgürlük, eşitlik ve insan hakları mücadelesine engel olmaktadır. Filistinlilerin, haklarını yeniden elde etmelerine yönelik küçük de olsa taşıdıkları ümidi yok etme pahasına da olsa, Abbas ve yanındaki elit tabaka, statü ve durumlarını sağlamlaştırmak adına Filistin davasını istismar ediyor.

Hamas’ın 2006’nın Ocak ayındaki seçimden zaferle çıkması ve Mart ayında askeri işgal altında hükümet kurmasına Filistin’den, İsrail’den ve Bush yönetiminin öncülüğündeki uluslararası arenadan gelen tepkiler gösterdi ki tüm bu siyasi aktörler için demokrasi, siyasi fırsatçılık kategorisine girmektedir; savaşları uzatmak, yasadışı işgallere kılıf uydurmak ve maddi kazanımlar elde etmek de bu bağlamda görülüyor. Demokrasi, Abbas yönetimi için bir araç idi ve öyle de kalacak.
 656 Hit | Devamını oku...

17. ADANMIŞ HAYATLAR: Fettah Efendi : Doç.Dr. Muhammed Aruçi
Son nesil Osmanlı münevverlerinden Fettah Efendi

iktibas.jpgMakedonya’da bir irşad adamı
Asıl adı Abdülfettah Rauf’tur. 1910 yılında Üsküp’te (Makedonya) doğdu. Halk arasında daha çok Fettah Efendi adıyla tanınmış, bazı makale türü yazılarında ve ona ait şahsî evrakında Fetah İshak ya da Fetah İshakoviç imzası kullanılmıştır. Babası, Üsküplü Hacı İshak ailesine mensup memleketin tanınmış şahsiyetlerinden Rauf Efendi, oğlunu küçük yaştan itibaren aile mesleği olan tüccarlıktan uzak tutmuş, onun iyi bir tahsil yapması için elinden geleni esirgememiştir.

İlköğrenimini doğum yeri olan Üsküp’te muhtemelen Sırpça olarak tamamlayan Fettah Efendi, daha sonra Üsküp’te Ataullah Kurtiş (Ata Efendi) tarafından kurulan Meddah Medresesi’ne devam etti. 1933 yılında, burada düzenlenen ilk icazet töreninde diploma (icazet) aldı. Fettah Efendi, 1933-1938 yılları arasında Meddah Medresesi’nde kelâm ve akaid müderrisliği görevinde bulundu; aynı zamanda Üsküp’teki çeşitli camilerde fahrî vaizlik yaptı. 1938’de hocası Ata Efendi’nin Ülema Meclisi Üyeliği’ne tayiniyle, Meddah Medresesi’nin baş müderrisliğine getirildi. Medrese kapatılıncaya kadar bu göreve devam etti ve değerli talebeler yetiştirdi. 1944 yılında düzenlenen törende icazet alan meşhur öğrencileri arasında Kemal Aruçi ve Bekir Sadak da vardı.
 798 Hit | Devamını oku...

18. Zengin ama fakirlik içinde yaşayan bir Afrika klasiği: Sierra Leone : H.Bayram Şahin
sierra.jpg
Bir batı Afrika ülkesi olan Sierra Leone’nin nüfusu yaklaşık altı milyon. Kayıtlara göre, halkın %70’i Müslüman, %10’u ise Hıristiyan. Ancak, yoğun misyonerlik faaliyetleri sonucu Hıristiyanların sayısının ülkede her geçen gün arttığı belirtiliyor.

BM’ye göre Sierra Leone, dünyanın en fakir ve geri kalmış ülkelerinden biri. Sierra Leone’de ortalama yaşam süresi 40 yıl ve her üç çocuktan biri beş yaşına gelmeden ölüyor. Sierra Leone, kurak bir ülke değil. Dünyanın en kıymetli elmas, altın ve titanyum madenleri burada bulunuyor. Belçikalı, dünyaca ünlü bir elmas firması Sierra Leone’den yılda bir milyon karat elmas çıkarıp götürüyor. Madenlerde çalışan insanların günlük ücretleri ise sadece 30 cent. Bu kadar zengin madenlerin olduğu bir ülkede halkın yoksulluk içerisinde yaşaması ise bir Afrika klasiği.
 1025 Hit | Devamını oku...

  

Sayı 43

İSLAM COĞRAFYASI; Özgürlük savaşının tarihi adı: Moro
Bangsomorolular, bölgeye ait enstrümanları tagonggo ve kapanirong ile özgürlüğe adanmış tarihleri, yok olmaması için ellerinden geleni yaptıkları kültürleri v...

DOSYA; Küreselleşen açlık
Açlığın küreselleşmesi riski altında iflas eden asıl, unsur küresel kapitalist paradigmanın kendisidir....

DÜNYA GÜNDEMİ; Yemen'de kuzeyden yükselen ateş, Sana'yı da kuşatacak mı?

Uzunca bir süredir hükümet güçleriyle ayrılıkçı el-Husi taraftarları arasında, binlerce kişinin hayatını kaybettiği silahlı çatışmaların yaşandığı Yemen,...

DOSYA; Dünyada ve Türkiye'de açlık sorunu
İnsanoğlunun tarih boyunca en büyük endişelerinden birini açlık sorunu oluşturmuş; yoksulluk, sefalet ve ölümle birlikte açlık “mahşerin dört atlısı”...

DÜNYA GÜNDEMİ; Sonu gelmez yolsuzlukların başkahramanı: BM Barış Gücü askerleri
Birleşmiş Milletler (BM) Barış Gücü askerlerinin, görev yaptıkları ülkelerde çatışan taraflar arasındaki ateşkes hattının korunmasını sağlamak, çatışmaların yeniden b...

DÜNYA GÜNDEMİ; ORTADOĞU: Lübnan'da devr-i Süleyman
Lübnan’daki yeni seçim kanunu gelecekteki sürtüşmeleri engellemeyecektir. Zira Lübnan Ortadoğu’nun minyatürü ve aynasıdır ve mayın tarlasıdır. Ortadoğu...

DÜNYA GÜNDEMİ; Somali'de bölgesel ve uluslararası güçlerin tetiklediği insani krizler
1,5 milyon kişinin insani yardıma muhtaç olduğu Somali’de güvenlik, Etiyopya işgali öncesinde görece iyiydi. Etiyopya ve diğer mihraklar, ülkeyi ve halkını rahat bırak...