|
Irkçı rejime başkaldıran bir mücadele adamı: İmam Abdullah Harun |
|
|
|
|
Yazar Muhammed Harun
|
Hayatı
İmam Abdullah Harun, 1924 yılında Güney Afrika’nın Cape Town şehrinde doğdu. Eğitim hayatına Cape Town’da adım atan İmam Harun, erken gençlik döneminde gerek yurt dışında gerekse yerel hocaların tedrisinde İslami çalışmalar yapma fırsatı buldu. Yerel hocalardan biri olan ve İmam Harun’un, tavsiyelerini ve rehberliğini istemek üzere sürekli başvurduğu İsmail Ganief Edwards, kendisinin hayatı üzerinde silinmez izler bıraktı.
Şeyh Yusuf’tan sonra Güney Afrika Müslümanlarının bir başka mücadele
adamı olan İmam, Güney Afrika’daki Müslümanların üçüncü neslindendi. O,
Güney Afrika’da zulme uğramışların mücadele sembolü oldu. İmam Abdullah
Harun tam bir aksiyon adamıydı. 1955’te Claremont Camii’ne imam olarak
atandığı zaman onun henüz genç ve tecrübesiz olduğu eleştirileri geldi.
Fakat orada başlatmış olduğu çalışmalarla herkesi şaşırtan İmam,
kadın-erkek tüm yetişkinler için dersler başlattı. Daha sonra Claremont
Müslüman Gençler Derneği’ni kurdu. 1959’da Islamic Mirror dergisini
yayımlamaya başladı ve 1960’ta da Muslim News dergisinin editörlüğüne
atandı.
1950’lerde Güney Afrika’da Müslüman bir neslin ortaya çıkmasında çok
önemli rol oynamış bir isim olan İmam Abdullah Harun, Hicaz’daki eğitim
çalışmalarını tamamlayıp ülkesine döndükten sonra enerjisini sosyal
refahla ilgili çalışmalara ayırdı. Bu çalışmaları ile 1950’ler ve
60’lar boyunca süren ırk ayrımcılığına karşı tavizsiz ve kararlı rolü
nedeniyle saygı duyulan bir kişi oldu. İslam peygamberi Hz. Muhammed’in
örnekliği ile ortaya konan prensiplere paralel bir öğretinin ve
pratiğin yayılması için mücadele etti.
Langa, Guguletu ve Nyanga bölgelerindeki zencilere yönelik sosyal,
ahlaki ve finansal desteklerde bulundu. Bu, onun insan saygısının ve
zulme uğramış insanlara yardım etme sorumluluğunun bilincinde olduğunun
bir göstergesiydi. İmam’ın 1961 Mayıs’ında bir programda deklare ettiği
düşünceleri, Güney Afrika toplumunda görülen apartheid uygulamasının
çarpıklığına işaret ediyordu. Bu programda İmam, farklı ırk
mensuplarının iş ve yaşam alanlarını birbirinden ayıran Grup Bölgeleri
Yasası’nın insanlık dışı, barbarca ve gayri İslami olduğunu ve bu
kanunların İslam’ın prensiplerine tamamen ters düştüğünü belirtmişti.
Tebliğ metodu
İmam Abdullah Harun, Güney Afrika’nın en karanlık siyasi dönemlerinden
biri olan apartheid döneminde “tebliğ” (davet) faaliyetlerini ortaya
koymuştu. İmam Harun, sosyo-politik ortamda Hıristiyanlarla karşılıklı
bir ilişki geliştirdi ve bu ortamda hassas dini konulara değinmeden,
kişisel örneklik yoluyla İslam’ın ne olduğunu, Müslümanların mevcut
sosyo-politik şartlarda İslam’ın temel kaynaklarını nasıl yorumlaması
ve uygulaması gerektiğini gösterdi.
İmam, tebliği, mesajının ve Cape Town toplumuyla etkileşiminin
tamamlayıcı bir parçası olarak düşündü. Ona göre, atandığı camide
kendileri için sınıf açtığı yetişkinlere İslam’ın temellerini,
Kur’an’da ve peygamber(ler)in hayatında yer alan konuları öğretmek
kadar; bunları Güney Afrika toplumu ile ilişkilendirmek de,
ayrımcılığın yaşandığı toplum ve özellikle mensubu olduğu Müslüman
topluluk için önemliydi. İmam’ın kurduğu ve rehberlik ettiği sınıflar
gerçekten başarılı oldu ve bu sınıflardan, sadece ırk ayrımcılığı
politikasını eleştiren değil, aynı zamanda İslam’ın temel öğretilerini,
karşı karşıya oldukları sosyo-politik şartlarla bağdaştırabilen gençler
yetişti. Tebliğde farklı metotlar deneyen İmam, ayrıca, görev yaptığı
camide tüm ideolojik ve dini inançtan kişilere, başkalarına dil
uzatmadan ve alışılmışın dışında inançları olan grupları küçümsemeden,
kendi inançlarını ve uygulamalarını anlatma fırsatının verildiği
platformlar oluşturdu.
Çoğu kez, maddi olarak kendisinden daha zor durumda olanlara yardım
ettiği için maddi sıkıntı içinde bulunan İmam, insanların özellikle
baskı altındaki kardeşlerine saygı ve hoşgörüyle yaklaşması, bir
kişinin komşusu hangi inanca mensup olursa olsun onunla ilgilenmesi
gerektiği gibi bazı değerlerin üzerinde ısrarla durdu.
Şehadeti
1968’de Mekke’ye giden İmam, oradan Kahire’ye geçerek Africa National
Congress ve Pan African Congress toplantılarına katıldı. Oradan da
Londra’ya gitti. Fakat Güney Afrika’ya geri dönmeden önce yakın
çevresinden arkadaşları ona, ülkesine dönmesinin onun için pek iyi
olmayacağını, polisin onu hedef aldığını söyleyerek başka bir yere göç
etmesini tavsiye ettiler. Fakat, babasının yaşlı olması ve yaptığı
çalışmalar, onu başka bir ülkeye göç etmekten alıkoydu. Güvenlik
Kuvvetleri ise onun çalışmaları hakkında bilgi topluyordu. 28 Mayıs
1969’da İmam gözaltına alındı. İmam, terörizm kanununa göre tutuklandı
ve dört aydan fazla bir süre boyunca hiç kimseyle görüştürülmedi. 27
Eylül 1969’da kendisine yapılan işkenceler sonucu hayatını kaybetti.
Yapılan resmi açıklama ise, İmam’ın merdivenlerden düşerek öldüğü
şeklindeydi.
Apartheid rejimi, İmam’ı, rejime muhalif olmasından ve insanlara,
yapılan zalimane uygulamalara karşı durmaları çağrısında bulunmasından
dolayı şehit etmiştir. Beyaz azınlığın beyaz olmayan kahir ekseriyete
tahakkümüne başkaldıran İmam’ın mücadelesi, ırkçı/ayrımcı rejime karşı
yürütülen mücadelenin temel taşlarından olmuştur.
|
|
|