Index arrow Düşünce Gündem arrow Sayı 33

Ezilenlerin yüzü her yerde aynıdır& PDF Yazdır E-posta
Yazar Ebru Afat   
Ezilenlerin yüzü her yerde aynıdır& 1990’larda daha da hızlanan küreselleşmenin yol açtığı bilgi ve haber edinme araçlarının çeşitlenmesinin arttırdığı toplum içi ve toplumlar arası etkileşim sayesinde, dünyanın herhangi bir köşesinde meydana gelen siyasi,  toplumsal, ekonomik ya da kültürel nitelikli bir olay dünyanın geri kalanına aynı anda yansımaktadır. Ve bu hızlı yansıma sonucu, Batı hegemonyasının mümkün mertebe gözlerden saklamaya çalıştığı yeryüzündeki adaletsizlikler, daha önceleri hiç olmadığı kadar aşikar bir şekilde gün yüzüne çıkmaktadır. Bugün için, dünyanın zengin kuzeyinde yaşayanlar ile fakir güneyinde yaşayanlar ve dahi kuzeyin kendi içindeki kuzey ve güneyi arasındaki uçurum, artık insan onurunu darmadağın edecek kadar yıkıcı bir seviyeye gelmiştir.
Şüphesiz yeryüzündeki adaletsizlik, ezilmişlik ve zulüm, insanoğlunun var oluşuyla yaşıttır. Ancak tarih boyunca kurulan ve yıkılan bütün imparatorluklara, yaşanan kanlı savaşlara ve hegemonya mücadelelerine rağmen adaletsizlik, hiç bu kadar kıyıcı, aşağılayıcı ve pervasızca yaşanmamıştı. Batılı güçlerin 16. yüzyıldan itibaren Amerika’dan Okyanusya’ya, Asya’dan Afrika’ya dünyanın dört bir yanını sömürgeleri haline getirmeleriyle başlayan bu süreç artık öyle bir noktaya gelmiştir ki artık sadece ezilenler değil doğa bile bu gidişe isyan etmektedir. Etkilerini günlük hayatımızda iliklerimize kadar hissederek yaşadığımız küresel ısınma, doğanın kendisini hayat kaynağı olarak değil de mücadele edilip alt edilecek ve barındırdığı zenginlikleri tüketilecek bir araç olarak görenlere “yeter” çığlığından başka bir şey değildir. Dünyanın kaynaklarını tüketmekteki iştahları, artık açgözlü tüketicilerini de vurmaya başlamıştır.

Giderek daha büyük topluluklar seçkin bir azınlığın ekonomik ve sosyal tahakkümü altına girmekte, halklar arasında “Herkes insandır ama bazıları daha insandır.” sözüyle özetlenebilecek devasa bir uçurum oluşmaktadır. Cafcaflı gelişme ve ilerleme söylemleriyle üzeri örtülmeye çalışılan bu adaletsizlik ve ezilmişlik durumu adeta dünyanın kara deliklerini oluşturmaktadır ve bu delikler günden güne daha çok insanı içine çekmektedir. Ve mevcut kapitalist sistemin dünyayı etkilemede en büyük silah olarak kullandığı küresel medyanın ayartıcı sunumuna rağmen, hakim güçlerin bazen vicdanlarını rahatlatmak bazen de ezilmişlerin seslerini çıkarmalarını engellemek amacıyla ağızlarına bir parmak bal çalmaya çabalamaları, tüm samimiyetsizliğini ele vermektedir.
Fakir yerli halkları yaşam mücadelesi verirken zengin Batılı turistlerin sefa sürdüğü Güneydoğu Asya’nın cennet görünümlü sahillerini Aralık 2004’te vuran tsunamiden, Ağustos 2005 ABD’nin New Orleans şehrini harabeye çeviren Katrina Kasırgası’na ve Ekim 2005’te Pakistan’ın kuzeyini yerle bir eden depreme kadar tüm insanlığı birleştirmesi gereken felaketler karşısında takınılan tutum bile yaşanan adaletsizliğin hem maddi hem de zihinsel anlamdaki derinliğine unutulmaz örnekler teşkil etmektedir. 300 bin insanın ölümüne yol açan tsunami felaketinin Batı’nın gündeminde bu kadar yoğun şekilde yer alması ve felaket sonrası yardımların adeta akmasında, bölgenin Batılılar için bir tatil ve eğlence merkezi olması ve ölenler arasında çok sayıda Batılı turistin de yer almasının oynadığı büyük rol yadsınamaz. Ve tsunami sonrasında tatillerine ara vermeyip, Tayland’ın birkaç metre ilerisinde enkazlar ve kıyıya vurmuş cesetler varken yüzüp güneşlenmeyi sürdüren Batılı turistleri gösteren resimler ve görüntüler, unutulmayan kareler olarak hafızlardaki yerlerini almıştır.
Yardımlar sayesinde harap olan turistik tesisler kısa sürede yeniden inşa edilmiş, “Batılı üstün insanlara” verdikleri hizmetin kalitesi oranında değer ve önem gören yerli halk için adeta alternatifi olmayan yegane geçim aracı olarak gösterilen mevcut yapının devamı sağlanmıştır.  Aynı Batılı ülkelerin, yine bir Asya ülkesi olan Pakistan’ı vuran ve 80 binden fazla insanın hayatını kaybetmesi karşısında sergilediği tavır ise kelimenin tam anlamıyla “dostlar yardımda görsün” tarzındadır. Zira Pakistan’ın kuzeyi, sefaletin kol gezdiği, uzak diyarlardır. Orada dinlenilemez ve eğlenilemez. Ölenler de zaten yaşadıkları takdirde ölümden beter bir hayat süreceklerdir. İnsan olarak değerleri, ancak ve ancak hakim olanların işine ne ölçüde yaradıklarıyla bağlantılıdır.
Dünyanın tartışmasız süper gücü olan, herkesin zengin olma şansına sahip olduğu rüyalar ülkesi ABD’nin parıltılı imajının yaldızlarını bir anda döküveren Katrina Kasırgası’nda yaşananlar ve dünyanın bu felakete verdiği tepki ise hakim güçlerin kendi içlerindeki ezilmişliğin çarpıcı bir göstergesidir. Zencilerin çoğunlukta olduğu New Orleans şehrini kaplayan sular, 1000 civarında ölüye yol açmasına rağmen uluslararası medyada tsunami felaketine eş değerde bir gösterim imkanına kavuşmuştur. Ve bu aşırı ilgi, ABD’nin hegemon konumunun yol açtığı ilgi kadar, felaket sırasında sergilediği kurtarma ve yardım zafiyetinin yol açtığı şaşkınlıktan da kaynaklanmıştır. Dünya ticaretinin büyük çoğunluğunu kontrol eden çok uluslu şirketlerin büyük çoğunluğunun merkezi olan ve yeryüzündeki adaletsiz yapıdan en büyük kazancı sağlayan ABD’nin çelişkileri, az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerdekinden daha az değildir.
Beyaz efendilerin kurduğu ülkeye bir zamanlar Afrika’dan köle olarak getirilen zencilerin arasındaki ilişki, temelinde hala aynıdır. Beyaz adamın ülkesinde felakete uğrayan, fakirlik, eğitimsizlik ve suç üçgenine mahkum olmuş zenci yığınlar, beyaz adamın müşfik eli biraz gecikmeli olarak da olsa uzanıncaya kadar beklemek zorundadır. Kuzey’in de kara delikleri vardır ve bu delikler ABD’de de bir şehre, Avrupa’da ise bir şehrin bir bölgesine denk düşer. Paris’in, Berlin’in, Londra’nın etrafını saran banliyölerde yaşam mücadelesi veren göçmenler ve sokaklarda sayıları her geçen gün artan evsizler, en az Kenya’nın, Peru’nun, Kamboçya’nın ve Hindistan’ın halkları kadar yoksundurlar. Ezilmişlik ve fakirlik yeryüzünün her köşesinde hükmünü sürdürmektedir, farklılık sadece görüntünün ayrıntılarındadır. Peçe açıldığında ortaya çıkan yüz aynı derecede karanlıktır.
 

Sayı 45

İSLAM COĞRAFYASI: Sömürgeden bağımsızlığa Cezayir

Cezayir halkı, tam 130 sene Fransa’ya her ne pahasına olursa olsun boyun eğmemekte direndi ve sonunda 1962 yılında bağımsızlığını elde etti. ...

DOSYA; Irak'ın Sessiz Çığlığı: Sonuç ve öneriler
2003 yılından bu yana Irak’ın içinde bulunduğu koşullar, olumsuz ambargo mirası üzerine bindiğinden çok büyük bir yıkıma neden olmuştur. İşgal sonrası uygulanan yanl...

DOSYA; Irak'ın Sessiz Çığlığı: Irak'a farklı bakmak

Eski düzen-yeni düzen tartışmaları arasında siyasi polemiklere, stratejik analizlere ve uluslararası güçlerin global pazarlıklarına pek konu olmayan Irak’taki insani ...

45. Sayı Sunuş
Değerli Okuyucularımız,
Geçtiğimiz temmuz ayında, 1995 yılında Srebrenitsa’da katledilen Müslümanları anma merasimi için bölgedeydik. BM Barış ...

ADANMIŞ HAYATLAR: İlim ve mücadele ile taçlanmış bir yaşam, işgalle sonlanan bir ses: Dr. Isam el-Ra
İslam dünyasının 20. yüzyılda yetiştirdiği entelektüellerden, Iraklı Alimler Birliği Başkanı Dr. Isam el-Ravi, 2006 yılında Bağdat Üniversitesi’ne gitmek üzere evinden a...

DÜNYA GÜNDEMİ; G-8 ülkeleri ve zirvenin geleceği
G-8 zirvesi, dünya sorunlarına çözüm bulma zirvesi mi, yoksa yalnızca bir fotoğraf zirvesi mi? ...