|
Ezilenlerin yüzü her yerde aynıdır& |
|
|
|
|
Yazar Ebru Afat
|
1990’larda daha da hızlanan küreselleşmenin yol açtığı bilgi ve haber edinme araçlarının çeşitlenmesinin arttırdığı toplum içi ve toplumlar arası etkileşim sayesinde, dünyanın herhangi bir köşesinde meydana gelen siyasi, toplumsal, ekonomik ya da kültürel nitelikli bir olay dünyanın geri kalanına aynı anda yansımaktadır.
Ve bu hızlı yansıma sonucu, Batı hegemonyasının mümkün mertebe
gözlerden saklamaya çalıştığı yeryüzündeki adaletsizlikler, daha
önceleri hiç olmadığı kadar aşikar bir şekilde gün yüzüne çıkmaktadır.
Bugün için, dünyanın zengin kuzeyinde yaşayanlar ile fakir güneyinde
yaşayanlar ve dahi kuzeyin kendi içindeki kuzey ve güneyi arasındaki
uçurum, artık insan onurunu darmadağın edecek kadar yıkıcı bir seviyeye
gelmiştir.
Şüphesiz yeryüzündeki adaletsizlik, ezilmişlik ve zulüm, insanoğlunun
var oluşuyla yaşıttır. Ancak tarih boyunca kurulan ve yıkılan bütün
imparatorluklara, yaşanan kanlı savaşlara ve hegemonya mücadelelerine
rağmen adaletsizlik, hiç bu kadar kıyıcı, aşağılayıcı ve pervasızca
yaşanmamıştı. Batılı güçlerin 16. yüzyıldan itibaren Amerika’dan
Okyanusya’ya, Asya’dan Afrika’ya dünyanın dört bir yanını sömürgeleri
haline getirmeleriyle başlayan bu süreç artık öyle bir noktaya
gelmiştir ki artık sadece ezilenler değil doğa bile bu gidişe isyan
etmektedir. Etkilerini günlük hayatımızda iliklerimize kadar hissederek
yaşadığımız küresel ısınma, doğanın kendisini hayat kaynağı olarak
değil de mücadele edilip alt edilecek ve barındırdığı zenginlikleri
tüketilecek bir araç olarak görenlere “yeter” çığlığından başka bir şey
değildir. Dünyanın kaynaklarını tüketmekteki iştahları, artık açgözlü
tüketicilerini de vurmaya başlamıştır.

Giderek daha büyük topluluklar seçkin bir azınlığın ekonomik ve sosyal
tahakkümü altına girmekte, halklar arasında “Herkes insandır ama
bazıları daha insandır.” sözüyle özetlenebilecek devasa bir uçurum
oluşmaktadır. Cafcaflı gelişme ve ilerleme söylemleriyle üzeri
örtülmeye çalışılan bu adaletsizlik ve ezilmişlik durumu adeta dünyanın
kara deliklerini oluşturmaktadır ve bu delikler günden güne daha çok
insanı içine çekmektedir. Ve mevcut kapitalist sistemin dünyayı
etkilemede en büyük silah olarak kullandığı küresel medyanın ayartıcı
sunumuna rağmen, hakim güçlerin bazen vicdanlarını rahatlatmak bazen de
ezilmişlerin seslerini çıkarmalarını engellemek amacıyla ağızlarına bir
parmak bal çalmaya çabalamaları, tüm samimiyetsizliğini ele
vermektedir.
Fakir yerli halkları yaşam mücadelesi verirken zengin Batılı
turistlerin sefa sürdüğü Güneydoğu Asya’nın cennet görünümlü
sahillerini Aralık 2004’te vuran tsunamiden, Ağustos 2005 ABD’nin New
Orleans şehrini harabeye çeviren Katrina Kasırgası’na ve Ekim 2005’te
Pakistan’ın kuzeyini yerle bir eden depreme kadar tüm insanlığı
birleştirmesi gereken felaketler karşısında takınılan tutum bile
yaşanan adaletsizliğin hem maddi hem de zihinsel anlamdaki derinliğine
unutulmaz örnekler teşkil etmektedir. 300 bin insanın ölümüne yol açan
tsunami felaketinin Batı’nın gündeminde bu kadar yoğun şekilde yer
alması ve felaket sonrası yardımların adeta akmasında, bölgenin
Batılılar için bir tatil ve eğlence merkezi olması ve ölenler arasında
çok sayıda Batılı turistin de yer almasının oynadığı büyük rol
yadsınamaz. Ve tsunami sonrasında tatillerine ara vermeyip, Tayland’ın
birkaç metre ilerisinde enkazlar ve kıyıya vurmuş cesetler varken yüzüp
güneşlenmeyi sürdüren Batılı turistleri gösteren resimler ve
görüntüler, unutulmayan kareler olarak hafızlardaki yerlerini almıştır.
Yardımlar sayesinde harap olan turistik tesisler kısa sürede yeniden
inşa edilmiş, “Batılı üstün insanlara” verdikleri hizmetin kalitesi
oranında değer ve önem gören yerli halk için adeta alternatifi olmayan
yegane geçim aracı olarak gösterilen mevcut yapının devamı
sağlanmıştır. Aynı Batılı ülkelerin, yine bir Asya ülkesi olan
Pakistan’ı vuran ve 80 binden fazla insanın hayatını kaybetmesi
karşısında sergilediği tavır ise kelimenin tam anlamıyla “dostlar
yardımda görsün” tarzındadır. Zira Pakistan’ın kuzeyi, sefaletin kol
gezdiği, uzak diyarlardır. Orada dinlenilemez ve eğlenilemez. Ölenler
de zaten yaşadıkları takdirde ölümden beter bir hayat süreceklerdir.
İnsan olarak değerleri, ancak ve ancak hakim olanların işine ne ölçüde
yaradıklarıyla bağlantılıdır.
Dünyanın tartışmasız süper gücü olan, herkesin zengin olma şansına
sahip olduğu rüyalar ülkesi ABD’nin parıltılı imajının yaldızlarını bir
anda döküveren Katrina Kasırgası’nda yaşananlar ve dünyanın bu felakete
verdiği tepki ise hakim güçlerin kendi içlerindeki ezilmişliğin çarpıcı
bir göstergesidir. Zencilerin çoğunlukta olduğu New Orleans şehrini
kaplayan sular, 1000 civarında ölüye yol açmasına rağmen uluslararası
medyada tsunami felaketine eş değerde bir gösterim imkanına
kavuşmuştur. Ve bu aşırı ilgi, ABD’nin hegemon konumunun yol açtığı
ilgi kadar, felaket sırasında sergilediği kurtarma ve yardım
zafiyetinin yol açtığı şaşkınlıktan da kaynaklanmıştır. Dünya
ticaretinin büyük çoğunluğunu kontrol eden çok uluslu şirketlerin büyük
çoğunluğunun merkezi olan ve yeryüzündeki adaletsiz yapıdan en büyük
kazancı sağlayan ABD’nin çelişkileri, az gelişmiş ya da gelişmekte olan
ülkelerdekinden daha az değildir.
Beyaz efendilerin kurduğu ülkeye bir zamanlar Afrika’dan köle olarak
getirilen zencilerin arasındaki ilişki, temelinde hala aynıdır. Beyaz
adamın ülkesinde felakete uğrayan, fakirlik, eğitimsizlik ve suç
üçgenine mahkum olmuş zenci yığınlar, beyaz adamın müşfik eli biraz
gecikmeli olarak da olsa uzanıncaya kadar beklemek zorundadır. Kuzey’in
de kara delikleri vardır ve bu delikler ABD’de de bir şehre, Avrupa’da
ise bir şehrin bir bölgesine denk düşer. Paris’in, Berlin’in,
Londra’nın etrafını saran banliyölerde yaşam mücadelesi veren göçmenler
ve sokaklarda sayıları her geçen gün artan evsizler, en az Kenya’nın,
Peru’nun, Kamboçya’nın ve Hindistan’ın halkları kadar yoksundurlar.
Ezilmişlik ve fakirlik yeryüzünün her köşesinde hükmünü sürdürmektedir,
farklılık sadece görüntünün ayrıntılarındadır. Peçe açıldığında ortaya
çıkan yüz aynı derecede karanlıktır.
|
|
Sayı 45
İSLAM COĞRAFYASI: Sömürgeden bağımsızlığa CezayirCezayir halkı, tam 130 sene Fransa’ya her ne pahasına olursa olsun boyun eğmemekte direndi ve sonunda 1962 yılında bağımsızlığını elde etti. ... DOSYA; Irak'ın Sessiz Çığlığı: Sonuç ve öneriler2003 yılından bu yana Irak’ın içinde bulunduğu koşullar, olumsuz ambargo mirası üzerine bindiğinden çok büyük bir yıkıma neden olmuştur. İşgal sonrası uygulanan yanl... DOSYA; Irak'ın Sessiz Çığlığı: Irak'a farklı bakmakEski düzen-yeni düzen tartışmaları arasında siyasi polemiklere, stratejik analizlere ve uluslararası güçlerin global pazarlıklarına pek konu olmayan Irak’taki insani ... 45. Sayı SunuşDeğerli Okuyucularımız,Geçtiğimiz temmuz ayında, 1995 yılında Srebrenitsa’da katledilen Müslümanları anma merasimi için bölgedeydik. BM Barış ... ADANMIŞ HAYATLAR: İlim ve mücadele ile taçlanmış bir yaşam, işgalle sonlanan bir ses: Dr. Isam el-Raİslam dünyasının 20. yüzyılda yetiştirdiği entelektüellerden, Iraklı Alimler Birliği Başkanı Dr. Isam el-Ravi, 2006 yılında Bağdat Üniversitesi’ne gitmek üzere evinden a... DÜNYA GÜNDEMİ; G-8 ülkeleri ve zirvenin geleceğiG-8 zirvesi, dünya sorunlarına çözüm bulma zirvesi mi, yoksa yalnızca bir fotoğraf zirvesi mi? ...
|