Index arrow Düşünce Gündem arrow Sayı 33

Kağıt üzerinde kalan Gelişme Hakkı PDF Yazdır E-posta
Yazar Ahmet Mercan   
Dosya: Ama burada böyle yazmıştınız!?İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, barışa olan özlem, 50 milyon insanın ölümüyle derinden hissettirdi kendini. Dünyanın her yanı acı ile yoğrulunca, belki de bugün yazmaya muktedir olunamayacak, Evrensel İnsan Hakları Bildirisi ortaya çıktı. Bildiriye dair genel bir kabule karşılık, bildirinin bazı maddelerine farklı bölge devletlerince çekince kondu. Yeterince üzerinde tartışmaların yapılmadığı eleştirisi, temsilde yeterliliğin olmaması gibi nakısalarla olsa da, ilgi açısından, İHEB bigane kalınacak bir bildiri değildi.

Tarih öncesi birikimi yansıtması açısından ve ortak kabul anlayışı ile bütün bildirilerin merkezine yerleşen İHEB üç kuşak hakları içeriyordu.
Temel haklar; kültürel, ekonomik, sosyal haklar ve çevre, barış hakkı vs.
Merkezi konuma yerleşen İHEB’den ilham alarak oluşan halk kategorileri, temel metinlerle çelişmemeye özen göstermede, hassas bir yaklaşım içinde oldular. 1986 yılında, BM Genel Kurulu’nda ele alınan Gelişme Hakkı Bildirisi de, bu atıf ve hassasiyetleri içeriyor:
Madde 7- Bütün Devletler, uluslararası barış ve güvenliğin kurulmasını, sürdürmesini ve güçlendirilmesini gözetir ve bu amaçla, etkili bir uluslararası denetim altında genel ve bütünsel silahsızlanmanın gerçekleştirilmesi ile birlikte, etkili silahsızlanmadan ötürü tasarruf edilen kaynakların her alandaki gelişmeye, özellikle gelişmekte olan ülkelerin gelişmesine kullanılması için, ellerinden gelen çabayı gösterirler.

Madde 9-
1. Bu Bildiri’de düzenlenen gelişme hakkının her unsuru, bölünmez ve birbirine bağımlı olup her unsur bir bütün içinde ele alınır.
2. Bu Bildiri’deki hiçbir hüküm, Birleşmiş Milletler’in amaçlarına ve prensiplerine aykırı olduğu veya Devletlere, gruplara veya kişilere İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nde ve İnsan Haklarına dair sözleşmelerde yer alan hakların ihlal edilmesini amaçlayan faaliyetlerde bulunmaya, veya katılmaya hak tanıdığı şeklinde yorumlanamaz.

Alıntı yaptığımız maddeler ve atıfta bulunulan diğer metinler, birbirlerine göstermiş oldukları saygı ve anlayış bakımından bir bütünlük ve sağlamlık oluşturmayı amaçlamaktadırlar.
Yedinci maddede geçen, silahsızlanmanın gelişmeyi olumlu etkilemesi, kaynakların insanlığın yararına ve her ülkenin öncelikle kendi halklarının gelişmesine sunulması doğru bir atıf. Ne var ki, metinler arası atıflar ve iç serinletici vurgular, pratikle hiçbir ilgi ve ilişki arz etmiyor. Sanki metinler bir başka gezegene ait fotokopi dosyaları. Dünyanın gelişmiş ülkeleri silahlanma yarışı yaparken, hedef seçmeyen nükleer silahlar, hiçbir canlı seçmeden her şeyi bir anda kül ederken, aynı maddede şöyle denilmekte:
“Silahsızlanmadan ötürü tasarruf edilen kaynakların her alandaki gelişmeye, özellikle gelişmekte olan ülkelerin gelişmesine kullanılması için ellerinden gelen çabayı kullanırlar”
ABD’nin yıllık güvenlik harcamalarının beş yüz milyar sınırına dayandığı düşünüldüğünde, Gelişme Hakkı Bildirisi’nin yedinci maddesindeki bu vurgu, mizahtan öte, ne anlama gelmektedir?  Dünyadaki açlık sorununun çözümüne ait rakamların, silahlanmaya ayrılan bütçelerin çok küçük bir oranıyla ortadan kalkacağı aşikar.
 O zaman apaçık bir soru ortada durmakta. Hangi dünya doğru söylüyor? İnsan Hakları Sözleşmeleri mi, silahlar mı?
Dünyadan yükselen dumanlar, ceset kokuları ve patlamalar silahları doğruluyor. Bu ironik ortam, metinlerin geçerliliğini yok ederek, sözü silahlara bıraktığını göstermektedir.
Birleşmiş Milletler, metinleri silahların arasında kalan en üst kurum olarak, varlığını tartışmalı hale getirdi. 
Hukuk mantalitesi, güçlü-zayıf ayırt etmeksizin insanlar arası, ülkeler ve paktlar arası aynı ilkesel ve ahlaki çerçevede bölünmezlik karakteriyle çalışır. Bu ahlaki ilkenin yara alması durumunda, söz konusu metinleri yürürlükte tutan ve denetleyen kurumlar yara alır; önem ve itibarlarını yitirirler.
BM de almış olduğu kararları uygulatamayan, güçlü ülkelere söz geçiremeyen durumu ile güvenirliliğini tamamen yitirmiş, bir tabela kurumu haline gelmiştir.
Daha kuruluşunda arızaları bünyesinde taşıyan bir kurumun, adil karar alabilme ve uygulayabilme şansı çok zordur. Beş ülkeye, ne adına ve nasıl, tanındığı izahtan vareste olan “veto” hakkı, diğer bütün üye ülkeleri figüran konuma itmiştir.
Daha da önemlisi, alınan kararların yanlı olması, uygulamaları imkansız hale getirmekte ve karar mekanizmasının güvenirliğinin yanında meşruiyetini de sorgulamaya açmaktadır. Bu duruma dair pek çok örnek mevcuttur. İsrail’in BM kararlarını iki yüz elli kez ihlal etmesi ve yine ABD’nin Irak işgali gibi, pek çok uygulama bu tutumu belgeler mahiyettedir.
Adil bir dünyayı metin oluşturarak kurmak mümkün değildir. Metinleri aynı tutarlılıkla uygulayacak, adalet duygusuna sahip irade gerekli. Bu iradenin anlayışı, kurumsallaşması; faaliyet ve denetimi aynı duyarlılıkla tezahür etmelidir.
Uluslararası adalet mekanizmalarından yoksun bir dünyada, elinde akıl almaz silahlara karşı taşla sopayla canlarını ve yeraltı, yer üstü kaynaklarıyla ülkelerini korumaya çalışanların mücadelesi söz konusu.
Bu iki ucun arasında ara tonların durumu, çok farklı değil.
Sonuç olarak, kıtadan kıtaya istila ve işgal gücüne sahip güçlerin ve destekçilerinin, gelişme hakkını metinlere değil silahlarına ve imkanlarına yaslanarak uyguladıklarına şahid olmaktayız. İşgal ve saldırıya uğrayanların da, sanal da olsa, bir tutanak zannederek metinleri eline alıp “Ama burada böyle yazmıştınız?!” demesinden ibaret.
Yeni adil bir dünya için, BM’de adil bir yapılanma ile vetosuz, eşit temsilli kurumsallaşmaya ve uluslararası yetkili bağımsız mahkemelere ihtiyaç vardır. Ancak, bütün bunlardan önce, bu yapıları oluşturacak, adalet duygusuna sahip insana ve iradeye ihtiyaç söz konusudur.
 

Sayı 45

DÜNYA GÜNDEMİ; Patani: Müslümanca yaşamanın mücadelesi
Patani’deki en büyük direniş grubu olan PULO lideri Kebir Abdurrahman Tenvira, Suriye’de 4 Temmuz 2008’de vefat etti....

DOSYA; Irak'ın Sessiz Çığlığı: Sonuç ve öneriler
2003 yılından bu yana Irak’ın içinde bulunduğu koşullar, olumsuz ambargo mirası üzerine bindiğinden çok büyük bir yıkıma neden olmuştur. İşgal sonrası uygulanan yanl...

ROPÖRTAJ; Irak'ın cesur kadınları

İHH İnsani Yardım Vakfı olarak Irak Türkmen Kadınları Derneği Başkanı Yüsra Ömer’i, bir grup Iraklı hanımla beraber temmuz ayında Türkiye’de ağırladık. İstanb...

İSLAM COĞRAFYASI: Sömürgeden bağımsızlığa Cezayir

Cezayir halkı, tam 130 sene Fransa’ya her ne pahasına olursa olsun boyun eğmemekte direndi ve sonunda 1962 yılında bağımsızlığını elde etti. ...

DÜNYA GÜNDEMİ; Kosova anayasası ilan edildi: Peki ülkeyi kim yönetecek?
BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un teklifi, mevcut Avrupa Birliği Kosova misyonun (EULEX) BM bünyesinde ve kontrolünde çalışmalarına devam etmesi yönünde. Bu durumsa, K...


45. Sayı Sunuş
Değerli Okuyucularımız,
Geçtiğimiz temmuz ayında, 1995 yılında Srebrenitsa’da katledilen Müslümanları anma merasimi için bölgedeydik. BM Barış ...