|
GÜNEY ASYA : Medreseler, modernizm ve Pakistan |
|
|
|
|
Yazar Turan Kışlakçı
|
İslam dünyasının gözbebeği olarak görülen Pakistan’da son aylarda yaşanan gelişmeler, tüm dünya Müslümanlarını rahatsız etmekte. Lal Mescidi olayı ile ayyuka çıkan ülkedeki iç sorunlar, ülkenin ne denli derin bir krizin eşiğinde olduğunu da ortaya koydu. Irak, Filistin ve Lübnan’daki sıcak bölgelere odaklanan İslam dünyası, Pakistan’da uzun zamandır gün be gün daha da büyüyen kaos ve keşmekeşin sonuçlarının nereye varacağını tahmin edemedi. 16 Kasım 2007’de genel seçimlere hazırlanan Pakistan’da artan huzursuzluğun ülkenin geleceğini de etkileyeceği aşikar.
Pakistan’da yaşanan son gelişmeleri, ABD’nin terörizmle savaşı, dini
medreselerde reform, Veziristan’daki kabile ayaklanmaları,
Belucistan’da bağımsızlık gösterileri, Afganistan işgali ve ülkede
yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçim süreci ile birlikte okumak gerekiyor.
Olayları bu eksende okuduğunuzda, Lal Mescidi baskını daha anlaşılır
hale geliyor.
Pakistan Devlet Başkanı General Pervez Müşerref, temmuz ayı başlarında
İslamabad’daki Lal Mescid’ine baskın düzenlenmesi emrini verirken,
kararının Veziristan bölgesindeki kabilelerle ekim ayında imzaladığı
tartışmalı anlaşmanın iptaline yol açabileceğinin farkındaydı.
Veziristan’daki kabilelerle 2006’da imzalanan anlaşmaya göre, Pakistan
ordusu ve kabile savaşçıları karşılıklı saldırıları durduracaktı.
Müşerref, aşiret liderlerine yardım karşılığında sükuneti temin etme
otoritesini veren anlaşmanın uzun vadeli istikrar için umut sağladığını
ifade ediyordu. Bu tavrı eleştirenlerse, savaşçılara güvenli sığınaklar
verildiğini söylüyordu.
Öte yandan, General Müşerref yönetimi bugüne kadar çok mecbur
kalmadıkça kabilelerle doğrudan çatışmaya girmeyi pek göze almadı.
Örneğin aşiretlerle, “Aranızda terörist barındırmayın!” diye anlaşma
yapmaya çalıştı. Burada hükümetin İslamcı çevrelerle ilişkilerini
bozmaktan kaçınması kadar bu işin maliyetini ABD’ye yükleme niyeti de
etkili olmuştu. Fakat, Müşerref’in kabilelere karşı ciddi bir saldırı
düzenlememesi, ABD yönetimini Pakistan’a karşı tavır almaya itiyordu.

Lal Mescidi ülkedeki fitili ateşledi
Ülke tarihinde önemli bir yere sahip olan Lal Mescidi’nin devletle ilişkilerinin kopması, medrese imamının 2005 yılında Kuzey Pakistan’da kabile üyeleriyle yaşanan çarpışmada ölen subayların dinen şehit sayılmayacağı ve cenaze namazlarının kılınmasının caiz olmadığı yolunda bir fetva vermesiyle başladı. 7 Temmuz 2005’te meydana gelen Londra saldırılarının ardından da Pakistan asıllı İngiliz gençler itham edildi. Basın yayın organları bu gençlerden bazılarının Pakistan’daki medreseleri ziyaret ettiğini ileri sürdü. Pakistan hükümeti de bundan istifade ederek gençlerin Lal Mescidi’nde eğitim gördüklerini iddia etti. Ve mescidi denetim altına almaya çalıştı. Yaşanan kısa süreli çatışmada, birçok kişi yaralandı. Fakat hükümet, şiddetli baskıya rağmen Mescidi denetimi altına alamadı. Bu arada, Mescit yönetimi ile Pakistan hükümeti arasındaki sürtüşmeler devam etti.
2007 yılının başlarında İslamabad Belediyesi, içlerinde Lal Mescidi’nin de bulunduğu yedi dolayında cami ve medrese binasının, imar planına aykırı bir şekilde kaçak olarak inşa edildiğini, kuruluşlarından yıllar sonra tespit etti. Bu yapıların yıkılması ve uygun yerlerde yenilerinin yapılması kararı alındı. Söylentilere göre karar, özellikle Lal Mescidi’nin güvenlik açısından kritik bir yerde bulunması dolayısıyla ve buradan kaynaklanabilecek bir tehlikeyi gidermek için alındı. 20 Ocak 2007 tarihinde İslamabad Belediyesi iki mescidi yerle bir etti. Pakistan genelinde protestolar başladı. Mescidi ve medreseyi yönetimleri altında tutan kardeşler, ilk açıklamalarında kız öğrencilerin camilerini yıktırmayacaklarını, gerekirse güvenlik güçleriyle çarpışacaklarını, hatta bu uğurda şehit olmayı bile göze aldıklarını duyuruyorlardı. Bu olayların ardından aylar süren görüşmeler bir netice vermedi. 3 Temmuz sabahı Pakistan ordusu mescide bir baskın düzenledi. 10 Temmuz’a kadar süren olaylarda 100’e yakın kişinin öldüğü ifade edildi. Gayri resmi rakamlara göre ise ölü sayısı çok daha fazla. Öğrencilerin bir kısmı tutuklandı, önemli bir bölümü de evlerine gönderildi.
Lal Mescidi olaylarının kanlı bir şekilde bastırılmasının ardından ülkenin kuzeyindeki kabileler Pakistan ile olan tüm anlaşmalarını feshetti. Ardından Pakistan ordusu ve polisine yönelik saldırılar arttı. İki hafta içinde ölen askerlerin sayısının 100’ü bulduğu kaydedildi. Uzmanlar kabilelerin ayaklanmasını “Pakistan Talibanı”nın doğuşu olarak yorumlarken, ülkenin Doğu Pakistan (Bangladeş)’ın 1973 yılında ayrılmasından sonra yeniden bir yol ayrımında olduğuna işaret ediyorlar.
Medreseler bu ülkenin kökünü oluşturuyor
General Müşerref, Lal Mescidi’ne saldırı emri vermekle, yaptığı tehlikeli işin farkındaydı ve ateşle oynadığını biliyordu. Ülkede köklü bir konuma sahip olan medreseler, bir anda korku merkezleri haline getirildi. Oysaki, Pakistan’daki dini müesseseler herhangi bir İslam ülkesindeki dini kurumlarla özdeşleştirilemez. Çünkü Pakistan’ın kuruluşunda büyük emeği olan medreselerin Hint Alt Kıtası’ndaki tarihleri, Emeviler döneminde İslam’ın bölgeye girmesine kadar dayanmaktadır. Fakat bugün Batılıların dillerine pelesenk ettikleri Darul’u-Ulum Diyobend medreselerinin tarihi ise 1800’lü yılların ortalarına varmaktadır. Bu medrese -daha sonra bölgenin en etkin iki ekolü haline gelmiştir- İngiliz sömürgeciliğine karşı Hint Alt Kıtası’ndaki insanlara İslami ilimleri anlatmak için kurulmuştur. Osmanlı Devleti’nden de büyük destek gören bu medreselerin, Batılıların iddia ettiği gibi Vahhabi-Selefi düşünce ile hiçbir bağlantısı yoktur. Bilakis koyu bir Hanefi mezhebi taassubuna sahip olan Diyobend medreseleri aynı zamanda bazı araştırmacılar tarafından tasavvuf ekolü olarak da kabul edilmektedirler.

Pakistan’da resmi okullarda okutulan tarih kitaplarında, medreselerin ülkenin kuruluşunda oynadığı role büyük yer ayrılır ve medreseler Pakistan’ın Hinduizm’e karşı var oluş merkezleri olarak da tanımlanırlar. Pakistan devleti kurulduktan sonra, ülkenin kurucuları tarafından Diyobend Medresesi hocalarına ülkenin her tarafında medrese açmaları için tüm imkanlar seferber edilmiştir. Bugün ise bu medreselerin sayısı on bini bulmaktadır. Ülkedeki bu medreseler, diğer İslam ülkelerindeki dini müesseselerden farklı olarak Batı modernizmine meydan okuyan ender kurumlardan biri olma özelliğini korumaktadır.
Son olaylarla birlikte medreseler, haksız bir şekilde “terör”ün merkezleri olarak gösterildi. Bu medreselerde okuyan ve dünyadan bihaber olan talebeler, bir anda dünya haberlerinin ilk sırasına oturtuldu. Hindu, Budist ve Cainist keşişlerin görünümleri dünyayı cezbetmezken, bu medreselerde okuyan gençler geleneksel kıyafetleri ve sakalları ile öcü gibi gösteriliyorlardı. İşte tam da bu noktada, Lal Mescidi olayı patlak verdi. Tüm dünya gözlerini, zaten zor bir dönemden geçen Pakistan’a çevirdi.
Pakistan bugün kaynayan bir kazanı andırıyor. Irklar, kabileler, merkezi hükümet, yargı organları ve askeri ve dini müesseseler arasında artan çatışmalar, ülke tarihini sarsacak derecede büyüyeceğe benziyor.
|
|
|