Index arrow Düşünce Gündem arrow Sayı 32

DOSYA: Uluslararası finansal sistemin işleyişi PDF Yazdır E-posta
Yazar Sadık Ünay   
Sanayileşmiş ülkeler, Anglo-Sakson akademi çevreleri, uluslararası ekonomik kuruluşlar ve çokuluslu şirketler tarafından 1980’lerden bu yana ısrarla seslendirilen neoliberal küreselleşme söyleminin ekonomiyle ilgili tarafında ağırlıklı olarak üç boyut öne çıkmaktadır: üretim ve yatırım ilişkilerinin entegrasyonu, ticaretin küreselleşmesi ve finansal ilişkilerin küresel bir nitelik kazanması. Tarihsel olarak bakıldığında da, küresel kapitalizmin son üç yüzyıllık seyrinde finansal boyutun gittikçe önem kazanarak üretim, yatırım ve ticaretten bağımsız bir karakter kazandığı görülür. İkinci Dünya Savaşı sonrası küresel ekonomik sistemin yapılandırıldığı Bretton Woods Konferansı’nda ortaya konulan sistem, ülkelere ulusal planda ekonomiye müdahale etme ve finans hareketlerine kısıtlamalar getirme imkanı tanımıştı. Amerikan doları ve dolaylı olarak altına endeksli sabit kur rejimleri ile desteklenen bu yapıda savaş sonrası yeniden yapılanma için gerekli olan istikrar ortamının oluşturulması hedeflenmekteydi.

1970’lere kadar iyi-kötü çalışan bu sistem, uluslararası krizlerin çıkmasını engellemekle birlikte küresel çapta sermaye birikimini de zorlaştırmaktaydı. İşte Amerikan ekonomisinin gerek Vietnam Savaşı’nın yol açtığı masraflar dolayısıyla artan bütçe açıkları gerekse Almanya ve Japonya gibi ekonomik güçlerin yükselişi karşısında verdiği ticaret açıkları, ABD dolarının değerinde dalgalanmalara yol açınca sabit kur sistemi Nixon/Kissinger yönetimi tarafından yürürlükten kaldırıldı. Takip eden dönemde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler birbiri ardınca dalgalı kur sistemine geçişi benimsediler ve uluslararası finans hareketlerinin önündeki engellerin kademeli olarak kaldırılmasına başlandı. Küresel sermayenin finans alanından başlayarak dünyanın farklı coğrafyalarına nüfuz edebilme şansını yakalaması, sanayileşmiş ülke yönetimlerinin ve uluslararası ekonomik kuruluşların da destekleriyle zamanla uluslararası kapsayıcılığı artan bir kapitalist sitemin yeşermesine sebep oldu.
DOSYA: Uluslararası finansal sistemin işleyişi
Uluslararası finans alanındaki serbestleşme ve engellerin kalkması, giderek uluslararası ticaret ağlarının güçlenmesine ve hatta küresel ya da bölgesel üretim/yatırım ağlarının oluşmasına yol açtı. Ekonomik küreselleşme olarak nitelenen çok yönlü süreçlere yol açan gelişmeler doğal ekonomik gelişmelerden değil, hakim ulus-devletlerin uluslararası krizlere verdikleri tepkilerden ve orta/uzun vadeli stratejik hesaplarından kaynaklandı. Finansal ve genel olarak ekonomik küreselleşmenin ciddi sonuçları oldu. Örneğin Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı’ndan beri kurumlaşan refah devletleri, finansal hareketlilikler sonucunda hayati zorluklar yaşarken; özellikle ABD ve İngiltere kaynaklı finans, kapital dünya ekonomisinin manipüle edilmeye açık küresel bir piyasaya dönüşmesi için aktif bir yayılım sürecine girdi.

Bu arada 1980’lerden bu yana neoliberal (yeni-sağ) yaklaşımın yeni bir sosyo-ekonomik politika yaklaşımı olarak yükselişi ile küreselleşme söyleminin ve özellikle finansal küreselleşmenin tüm insanlık için kaçınılmaz ve faydalı bir gerçeklik olarak yansıtılmaya başlanması arasında bir paralellik vardır. Kabaca devletin ekonomik alandaki etkinliğinin azaltılıp piyasa aktörlerinin güçlendirilmesini hedefleyen neoliberalizm, sanayileşmiş ülkelerden başlayarak -Türkiye dahil- gelişmekte olan dünyaya adım adım yayıldı. Latin Amerika’daki “uluslararası borç krizi”nin sağladığı çalkantılı ortamda birçok gelişmekte olan ülkeye ve 24 Ocak Kararları ile de Türkiye’ye ihraç edilen neoliberal değişim paketleri, kapitalizmin Anglo-Sakson biçiminin bir model halinde ihracını hedef almıştı. Bu şekilde gelişmekte olan birçok ülkede büyük sosyal ve siyasal çalkantılar pahasına uygulamaya konulan “İstikrar ve Yapısal Uyum Programları”, ideolojik ve yerel gerçekliklere yabancı bir yaklaşımla hazırlandıkları için kamu maliyeleri iflasın eşiğindeki ülkelere acı reçeteler sundular.

Ancak küreselleşme ve ekonomik liberalizasyon (serbestleşme) söyleminin ardında dünya ticaretinin hacmine bakıldığında 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın sonları arasında ampirik olarak radikal bir değişim yoktu. Asıl değişim, ticaretin niteliğinin maldan hizmetlere ve özellikle finansal alanlara doğru kayması ve bilişim teknolojisindeki gelişmelerin de yardımı ile New York, Londra, Frankfurt, Tokyo gibi finansal merkezler arasında reel zamanda işlem yapılan bir ağın ortaya çıkmasıydı. Finansal sermayenin vatansız olup saniyeler içinde bilgisayar ortamında yer değiştirebilme özelliği yasal kolaylıklarla güçlendirilip piyasalar arasındaki akışkanlık hızlandıkça finans ve üretim arasındaki ilişki iyice zayıfladı. İmalat ve teknolojiye bağımlı sosyo-ekonomik kalkınmayı hedefleyen ülkeler ciddi sıkıntılar çekerken spekülatif aktivitenin ve paradan para kazanmanın ödüllendirildiği Anglo-Sakson (ABD ve İngiltere) tarzı ekonomilerde ise muazzam kazanımlar ortaya çıktı.

Finansal küreselleşmenin Türkiye gibi “yükselen piyasa ekonomileri” için önemli avantajları ve ciddi tehditleri aynı anda bünyesinde barındırdığı bir gerçek. Bir taraftan ekonomik büyümeyi sürdürülebilir hale getirmek, sosyo-ekonomik altyapıyı iyileştirmek ve yeni istihdam imkanları oluşturup işsizliği azaltmak için ciddi anlamda yabancı sermaye girişine ihtiyaç bulunmakta. Fakat finans piyasalarının yeterli legal-kurumsal hazırlıklar yapılmadan liberalleştirildiği 1980’lerin sonlarından bugüne yaşanan bankacılık ve finans sektörü kaynaklı 1994, 2000 ve 2001 krizleri global sermayenin spekülatif dalgalarına hazırlıksız yakalanan Türkiye’nin uluslararası manipülasyona ne kadar müsait olduğunu gösterdi. Son dönemde alınan yasal tedbirler ve gerçekleştirilen yapısal reformlar “spekülatif atak” risklerini azaltmış gibi görünse de, işin temelinde küresel ekonomi ile entegre olunurken tercih edilecek model noktasında stratejik karar alma gerekliliği bulunuyor.

Şu ana kadar kurumsal reform ve ekonomik politikaların sosyal yansımalarını açıkça ihmal eden IMF ile devam eden ilişkiler çerçevesinde gittikçe liberalleşen, piyasa dinamiklerinin her alanda belirleyiciliğini kabullenen ve uluslararası finansal sermaye ile eşitsiz bir “taşeron” ilişkisine girmeye razı bir strateji mi? Yoksa Avrupa Birliği ile entegrasyon çapasını ve kritik jeo-stratejik konumunu dinamik bir şekilde kullanıp dünya ekonomisindeki rekabet gücünü arttırabilecek açılımları “kamu-özel sektör” ortaklıkları dahil, “stratejik sektörel planlama” dahil, neoliberallerin ideolojik olarak ilk planda karşı çıkabilecekleri biçimlerde uygulamaya koyan bir yaklaşım mı?

 Bir taraftan uluslararası finansal dalgalanma ve krizlerin yıkıcı etkilerinden kaçınırken diğer taraftan üretim-bilgi-teknoloji temelinde dünya ekonomisine başat bir aktör olarak entegre olmak çok zor. Bunun için uluslararası siyasi ilişkilerde uygulanmaya başlanan çok boyutlu dış politikanın ekonomi alanında da uygulanması ve devlet-devlet, devlet-şirket, şirket-şirket ilişkilerinin özel sektörün de spekülatif aktiviteden uzaklaştığı bir ortamda uzun soluklu bir strateji içinde yapılandırılması gerekiyor. 70 milyon nüfuslu dev bir ülkenin, sırtını küresel finansal sermayeye dayayarak Dubai tarzı bir geçiş bölgesi olarak halka yaygın kalkınma ve adaleti tesis etmesi hem pratik hem de küresel ekonomik dengeler açısından mümkün değil. Uluslararası finansal kapitalizmin acımasız darbelerine maruz kalmadan bir kalkınma ivmesi yakalayabilmek için bir taraftan ihracat potansiyeli çeşitlendirilip yüksek teknoloji ürünlerinin paylarının arttırılması, araştırma-geliştirme faaliyetleri ile katma değeri yurt içinde tutacak ekonomik açılımların desteklenmesi ve doğrudan yabancı sermaye yatırımları teşvik edilirken spekülatif finans hareketlerine karşı dikkatli olunması gereklidir. Uluslararası finansal ağların gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri bir potada erittiği günümüzde küresel ekonomik sistem ile rasyonel ilişkiler kurup uzun soluklu sosyo-ekonomik kalkınma projeleri üretebilmek hem sosyal adaleti hem de küresel rekabet gücünü gözeten stratejik bir bakışla mümkün olabilir.
 
Hak, insana belli bir yaşa ulaştığında verilmez. Her insan, yaşına, cinsiyetine, ırkına, rengine bakılmaksızın temel insan haklarına sahiptir. Oysa bugün dünya üzerinde milyonlarca çocuk ne çocuk olduğunun ne de herhangi bir hakkı olduğunun bilincinde. Temel insan haklar...
Afganistan’da sivil ölümleri artıyor İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) tarafından eylül ayında yayımlanan raporda, 2008 yılında, Afganistan’da, ABD ve NATO’nun hava saldırıları sonucu gerçekleşen sivil kayıpların geçtiğimiz...
Cenevizli gemici Kristof Kolomb, 3 Ağustos 1492’de Santa Maria, Pinta ve Nina gemilerine aldığı 39 tayfasıyla Atlantik’in karanlık sularına doğru açıldı. Hispaniola adını verdikleri, bugün Haiti ve Dominik Cumhuriyeti’nin ortaklaşa paylaştığı ada, yerlilerle ilk karşıla...
1967 yılında işgal ettiği Kudüs’ün demografik ve fiziki yapısında aradan geçen 40 yıl içinde büyük değişiklik yapan ve kenti ebedi başkenti ilan eden İsrail, bu yöndeki çabalarında yeni bir aşamaya geçti. Bu aşama, yasal kurumları kapatmaya ...
Güneydoğu Asya’da Çin Denizi ile Büyük Okyanus arasında yer alan Mindanao, Sulu, Palavan, Basilan ve Tavi Tavi adaları, İslam’ın bölgede uzun yıllardır yaşandığı coğrafyalardır. Bölgenin Müslüman halkı için kullanılan Moro ismi, Katolik İs...
Afrika, 1980’li yıllarda kıtada yaşanan büyük kuraklık ve buna bağlı sebeplerden kaynaklanan toplu ölümlerle dünya kamuoyunun gündeminde yer almaya başladı. Bu yıllardan sonra da dönem dönem -bazen yoğun bir şekilde- kıtadaki kuraklık, açlık, bula...
Almanya, II. Dünya Savaşı’ndan sonra çok sayıda işçi göçü almasına rağmen, vatandaşlık yasasında uzun süre bir değişiklik yapmadı. Hep, gelen işçilerin bir gün geri döneceklerini varsaydı. Geri dönüşün olmayacağını &ccedi...
Tarihi ya deliler yazıyor ya da dahiler. Ama maalesef Kafkasya’nın nasibine hep deliler düşüyor. Güney Osetya’ya saldırı ile patlak veren son savaş, uluslararası düzene yeni bir şekil verme potansiyeline sahip olsa da ardındakinin dahi olduğunu düşünmek deli...
18 Ağustos 2008 günü Pervez Müşerref, televizyondan yayınlanan konuşmasında istifasını ilan etti. 1999’da kansız bir darbe ile dönemin başbakanı Nevaz Şerif’i devirmiş ve tüm dizginleri eline almıştı. ...
Çocuk hakları, dünya üzerindeki tüm çocukların doğuştan sahip olduğu eğitim, sağlık, barınma haklarının ve fiziksel, duygusal ya da cinsel sömürüye karşı korunma gibi haklarının kanunlarla korunmasıdır. ...
Çocuk istismarı konusunda çok fazla tanım yapılabilse de en kapsamlı tanım, 1985 yılında Dünya Sağlık Örgütü tarafından konunun uzmanları tarafından yapılan tanımdır: ...
Çocuk istismarı; çocuğun sağlığını, fizik gelişimini, psikososyal gelişimini olumsuz yönde etkileyen, kendisine bakmakla yükümlü kişi veya kişiler tarafından zarar verici, kaza dışı ve önlenebilir bir davranışa maruz kalmasıdır. ...
1925 yılında Bosanska Kruba şehrinde doğan Aliya İzzetbegoviç Saraybosna’da büyüdü. 1943 yılında Alman Erkek Lisesi’ni bitiren Aliya II. Dünya Savaşı boyunca faşist ideolojiye, daha sonra ise komünist ideoloji ve uygulamalarına karşı çıkarak Mladi M...
Ülkemizde çok az bilinen Moritanya, resmi adıyla Moritanya İslam Cumhuriyeti, bir Kuzeybatı Afrika ülkesidir. Batısında Atlas Okyanusu, güneybatısında Senegal, güneydoğu ve doğusunda Mali, kuzeydoğusunda Cezayir, kuzeyinde ise Batı Sahra yer alır. Yüzölç&...

Sayı 47

DÜNYA GÜNDEMİ: GÜNEY ASYA; Siyaset rayına oturdu, sorunlar büyüyor
18 Ağustos 2008 günü Pervez Müşerref, televizyondan yayınlanan konuşmasında istifasını ilan etti. 1999’da kansız bir darbe ile dönemin başbakanı Nevaz Şe...

DOSYA: Küresel ölçekte çocuk istismarı ve hukuki yetersizlik
Çocuk istismarı konusunda çok fazla tanım yapılabilse de en kapsamlı tanım, 1985 yılında Dünya Sağlık Örgütü tarafından konunun uzmanları tarafın...

DÜNYA GÜNDEMİ: AVRUPA ; Almanya'da Vatandaşlığa Kabul Testi
Almanya, II. Dünya Savaşı’ndan sonra çok sayıda işçi göçü almasına rağmen, vatandaşlık yasasında uzun süre bir değişiklik yapmadı. H...

DOSYA: Çocuk istismarı ve ihmali: Türkiye ve dünyada durum
Çocuk istismarı; çocuğun sağlığını, fizik gelişimini, psikososyal gelişimini olumsuz yönde etkileyen, kendisine bakmakla yükümlü kişi veya kişile...

İSLAM COĞRAFYASI: İhtilaller ülkesi Moritanya

Ülkemizde çok az bilinen Moritanya, resmi adıyla Moritanya İslam Cumhuriyeti, bir Kuzeybatı Afrika ülkesidir. Batısında Atlas Okyanusu, güneybatısında ...

DÜNYA GÜNDEMİ: ORTA AMERİKA: Karayip Köle Ayaklanmalarından Haiti devrimine -Başarının Başağrısı-
Cenevizli gemici Kristof Kolomb, 3 Ağustos 1492’de Santa Maria, Pinta ve Nina gemilerine aldığı 39 tayfasıyla Atlantik’in karanlık sularına doğru açıldı. Hispan...

DÜNYA GÜNDEMİ: Afrika'da kronik açlığın temel sebepleri
Afrika, 1980’li yıllarda kıtada yaşanan büyük kuraklık ve buna bağlı sebeplerden kaynaklanan toplu ölümlerle dünya kamuoyunun gündeminde yer al...