Index arrow Düşünce Gündem arrow Sayı 31

AVRUPA : Avrupa Birliği güzergahında Sarkozy çıkmazı PDF Yazdır E-posta
Yazar Ahmet Kavas   
 27 üye ülkesi bulunan Avrupa Birliği'nin kurduğu parlamentoda 2007 yılı itibarıyla 785 milletvekili bulunmaktadır. Üye ülkeler içinde Almanya 99 milletvekili ile en çok milletvekiline sahipken, Fransa, İngiltere ve İtaya Almanya'yı takip etmektedir. Türkiye'nin AB'ye kabulü durumunda ise parlamentoda 90'nın üzerinde milletvekili ile temsil edilmesi gerekiyor ki bu da Türkiye'nin parlamentoda en çok milletvekiline sahip ikinci ülke olması demek. Bulgaristan ve Yunanistan'daki Türk azınlıklar ile Avrupa ülkelerinde yaşayan ve bu ülkelerin vatandaşları olan Türklerin temsilcileri de eklenince Türk milletvekillerinin sayısı 100'ü bile aşacaktır. Ancak, Türkiye lehine böyle bir tablonun oluşmasından korkan siyaset adamlarının başında Fransa'nın yeni seçilen cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy gelmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti, AB'nin kuruluşunun ilk yıllarından itibaren Birlik içinde yer almak istemişse de, Türkiye'nin bu talebi yaklaşık 40 yıldır hep kasıtlı gerekçelerle geciktirilmektedir. Öyleki Romanya, Bulgaristan, Portekiz ve Polonya gibi pek çok konuda Türkiye'den daha kötü durumda olan ülkelerin bile üye olduğu bugünkü AB için sürdürülen bütün gayretler hep sonuçsuz bırakılmıştır. Ne var ki dünya kamuoyuna varlık sebebini aktarırken kullandığı ifade biçimine göre, AB'nin Türkiye'yi Birlik'e almadığı takdirde kısa vadede inandırıcılığını büsbütün yitireceği de bir gerçektir. Hatta Fransa'nın yeni seçilen cumhurbaşkanı Sarkozy bu konuda yapacağı çıkışlarla bu süreci daha da kısaltacaktır Sarkozy, etnik ve dini ayrımcılık üzerinde durmaktadır. Bu da AB ile ilgili olarak yürütülen faaliyetlerde farklı toplumlara yaklaşılırken etnik ve dini kimliklere göre tavır takınılacağının sinyallerini vermektedir.

Nicolas Sarkozy Türkiye'ye neden karşı?

Sarkozy, bizzat kendi ifadeleriyle aslında Türk milletine değil, Türkiye'nin AB içinde bulunmasına karşı olduğunu göstermek istiyor. Ancak bu davranışı siyasi olarak kesinlikle geçmişte yapılan bütün kazanımların inkarı ve yok edilmesi anlamına geliyor. Böyle davrandığı için de AB'nin herhangi bir konuda uzun yıllar uğraşarak edindiği kazanımlarının da kilitlenmesine neden olacaktır. Her geçen gün kendi tabii kaynaklarını tüketen ve diğer kıtalara muhtaç konuma gelen Avrupa ülkelerinin kendi aralarındaki bu birliktelik, kıtayı kendi bölgesinde daha fazla merkezi bir güç olarak tutmaya yetmeyecektir. Şu anda mevcut teknoloji ve sermaye birikimiyle üstünlüğünü koruyan Avrupa ülkeleri yakın gelecekte geçmiştekinden daha fazla kalifiye iş gücüne ihtiyaç duyacaktır. Üretim sektörünün tamamen Uzakdoğu ve Afrika ülkelerine kaydığı Avrupa'da, alanlarında yetişmiş uzman sayısı giderek azalacaktır. Zaten Sarkozy yaptığı açıklamalarla bunu doğrulamaktadır. Çünkü Sarkozy, Fransa'ya yetişmiş eleman kabul edeceklerini, ama vasıfsız kimselerin ülkeye kabul edilmeyeceklerini, daha önce gelenleri de en ufak bir hareketlerini bahane ederek sınırdışı edeceğini açıkça söylemektedir. Oysaki başlangıçta kalifiye eleman olarak gelme şansına sahip kişiler geçirecekleri bir rahatsızlıkla iş göremez hale geldiklerinde sınırdışı edilebilme riski ile karşı karşıya olacaklardır. Yine bu insanların çocukları bu ülkede belki yeterli eğitim alamayacak ve istenilen gelişmeyi gösteremeyip kalifiye eleman olamayacaklardır. Bunların da sınırdışı edilmeleri basit bir kararla mümkün olacak ki bu da gayri insani bir durumu beraberinde getirecektir.

Tarihte hiçbir dönemde görülmeyen bir şekilde 20. yüzyılın ikinci yarısında gerçekleşen ve 21. yüzyılda da devam edeceği tahmin edilen göç dalgaları ulus devlet yapılarında büyük değişikliklere sebep olacaktır. Zaten bizzat Nicolas Sarkozy de böyle bir göç dalgasının kurbanı olarak Fransa'ya göçe zorlanan Macar bir baba ile Selanikli bir annenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Ailesine kucak açan ülkenin en üst makamına çıkan bir kişi olarak kendine benzeyen insanlara kapıları kapatma politikası ne yakın gelecekte ne de uzak gelecekte tutacaktır. Çünkü, Fransa'nın şimdiden muhtaç olduğu bu dönüşümü yok etmesi artık imkansız görülmektedir.

Sarkozy'nin Fransa ve AB içinde yaptığı ve gelecek aylarda yapacağı çıkışlar özelde Fransa'yı, genelde ise AB'yi gerecek ve iyi kötü belirlenen güzergahı, çıkmaz bir sokağa doğru götürecektir. Onun gelecek için riskli gördüğü hususlar siyasetten anlayan herkesi düşündürmektedir. Ancak bunları çözmenin yolu, baskı ve dışlama yoluyla değil; bizzat insan haklarına saygılı bir şekilde etnik ve dini ayrım merkezli düşüncelere ağırlık vermeden ilerlemekle mümkündür.

Son olarak Sarkozy'nin, Türkiye'nin Avrupa'nın kalbinde bir ülke olmadığına dair görüşlerine gelecek olursak, bugün Fransa ve İngiltere sayesinde Hint Okyanusu, Atlas Okyanusu ve Büyük Okyanus'taki birçok küçük ada, hatta bizzat Güney Amerika'daki Fransız Guyanası, Fransa veya İngiltere sayesinde Avrupa Birliği'nin birer parçası konumunda değil midir? En basit coğrafya bilgisine sahip olanlar, Türkiye ile Güney Kıbrıs Kesimi'ni bulundukları konumları itibarıyla değerlendirdiklerinde, kesinlikle birincisinin Avrupa ülkesi olduğuna, ikincisinin ise Ortadoğu coğrafyasına ait olduğuna hükmedeceklerdir. Hatta Fransa'nın bugünkü kimliğine en büyük damgayı vuranların başında gelen Napolyon "Eğer dünyada bir tek ülke olsaydı onun başkenti İstanbul olurdu?" derken, iki asır önce Sarkozy'den daha ileri görüşlü olduğunu ortaya koymamış mıydı?

 

Sayı 44

Kısa - Kısa
150 kaçak mülteci taşıyan gemi Libya’da battı
Libya’dan İtalya’ya kaçak mülteci taşıyan bir gemi battı. Mısırlı bir diplomat tarafından yapılan açıklamada haz...

MÜLTECİLİK SEMPOZYUMU ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Uluslararası arenada mültecilik sorunu
  • Dünya üzerinde çeşitli nedenlerle yer değiştiren milyonlarca kişi bulunmaktadır. İster sığınmacı, ister mülteci, isterse göçme...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Ahmet Emin Dağ*
İHH üç kıtada mültecilerin yanında
Mülteci kampları, çoğu ülkede başlangıçta mağdurların sığınağı olurken, bir süre sonra onların hayatını sınırlayan birer hapishaneye dönüşüyo...

Adanmış Hayatlar Mülteci bir çizer; Naci el-Ali
Filistin direnişinin 60 yıllık öyküsünü, işgaller ve sürgünlerin özgürlüklerine gölge düşürdüğü binlerce Filistinlinin yurtlarından edilerek ülkelerine hasret bir hayata mahkum edilişini, çizgileriyle...

Film Tanıtımı: In This World
Orijinal adı: In This World (Bu dünyada)
Yönetmen: Michael Winterbottom
Senaryo: Tony Grisoni
Yapım: 2002, İngi...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Av. Abdulhalim Yılmaz*
Türkiye’de mültecilerin hukuki sorunlarının çözülmesi ve STK’ların rolü

Günümüzde sığınma sebepleri daha çok siyasi nitelikteki “zulüm” kaynaklı olsa da; önümüz...

İslam Coğrafyası; Bir Muhacir Ülkesi: ÜRDÜN
Altı milyonluk nüfusun yarısından fazlasını Filistinlilerin oluşturduğu Ürdün, bir muhacir ülkesi olarak anılır.

Coğrafya
Ürdün,  kuzeyde Suriye, kuzeydoğuda Ira...