|
Eski Yugoslavya ülkelerinin coğrafyasında ve siyaset arenasında son bir yıl içerisinde meydana gelen değişmelere, Sırbistan'da yeni hükümetin kurulmasıyla beraber bir yenisi daha eklenmiş oldu.
21
Ocak 2007 tarihinde Sırbistan'da yapılan seçimlerin ardından yaklaşık dört ay
boyunca olanca gerginliğiyle süren koalisyon görüşmeleri sonuçlandı. Hükümeti
Boris Tadiç'in Demokrat Partisi (DS), Vojislav Koştunitsa'nın Sırbistan
Demokratik Partisi (DSS) ve Sırbistan'ın dördüncü büyük partisi G17 Plus ile
birlikte kurma kararı aldılar.
Seçimlerden
birinci parti olarak çıkan Sırp Radikal Partisi (SRS)'nin koalisyonda yer
almıyor olması gerçeğiyle birlikte, SRS, koalisyon görüşmelerini yürüten diğer
partilerin istediklerini elde etme konusunda sürekli müracaat ettikleri önemli
bir koz haline dönüşüverdi.
Bilindiği
gibi Batı, Osmanlı'nın bölgeden çekilmesinden bu yana, kabuk bağlayamayan bir
yara halinde kalakalmış Balkanlar'da kontrolden çıkmış bir gerginliği
istememektedir. Batı'nın Bosna ve Kosova savaşlarının akabinde bölgedeki
etkinliğini sağlaması ile beraber artık kontrollü gerginlik stratejisi
izlediğini daha önceki yazılarımızda ifadelendirmiştik. Elbetteki kontrollü
gerginlik stratejisinin çıkarlara hizmet etmemeye başladığı bir dönemde kontrolden
çıkmış bir gerginlik için düğmeye basılması da muhtemel olacaktır. Son tahlilde
Sırbistan'da hükümet kurma çalışmalarında da bu doğrultuda hareket edildiğini
rahatlıkla söylememiz mümkündür.
Bölgeyi
karıştırmaya öteden beri aday olan ve "Sırp kasapları"nın mirasçılığını üstlenen
SRS'nin seçimlerin galibi olması, yeniden stratejik hesaplar yapma zorunluluğu
bağlamında AB ve ABD nezdinde ilk anda bir şaşkınlık yaşatmış olsa da bu
şaşkınlık hali yerini, diğer partilerin koalisyon kurabilecek olma ihtimalleri
karşısında rahatlamışlığa bırakmıştı. Zaten Batı'nın onaylamayacağı ve SRS'nin
içerisinde yer alacağı bir koalisyon da neredeyse imkansız hale gelmişti.
SRS'nin
hükümet kuramayacağının seçimlerin hemen akabinde ortaya çıkmış olmasının en
temel göstergesi Batılı diplomatların yapmış olduğu açıklamalardır. AB Dış
Politika Yüksek Temsilcisi Javier Solana, "Çoğunluk demokratik ve Avrupa
yanlısı partilere oy vermiştir." derken aslında AB adına yeni Sırbistan
hükümetine de şekil vermiş oluyordu. Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu
üyesi Olli Rehn'in, Beyaz Saray sözcüsü Tony Snow'un, İsveç Dışişleri Bakanı
Karl Bild'in beyanatları, Batı'nın Sırbistan'da nasıl bir hükümet istediğini
açıkça göstermiştir.
Batı'nın
bu tavrını ve isteğini en iyi kullanan isim ise kuşkusuz DSS lideri Koştunitsa'dır.
21 Ocak seçimlerinde %16,6 oy almış olmasına ve bu haliyle üçüncü parti
konumunda bulunmasına rağmen Sırbistan'ın yeni başbakanı Koştunitsa olmuştur.
Koalisyon
görüşmelerinde, SRS'siz seçenekler arasında anahtar parti konumunda bulunan DSS
kritik bakanlıklar ve birimlerle beraber Başbakanlığı da sürekli talep
etmekteydi. Kuşkusuz Koştunitsa, DS Başkanı Tadiç'in, kendi desteği olmaksızın
hükümet kuramayacağını çok iyi bilmekteydi. Koştunitsa, hükümetin kurulması
için öngörülen son tarih olan 15 Mayıs yaklaştığında, Tadiç'ten istediklerini
alamayacağını anlayınca Parlamento Başkanı seçimlerinde DS adayı yerine Sırp
Radikal Partisi (SRS) Başkan Yardımcısı Tomislav Nikoliç'e destek verdi. Bu
mesaj gayet açık bir şekilde kendi isteklerinin yerine gelmemesi halinde
radikallerle (SRS) koalisyona gireceğini ifadelendirmekteydi. Bu politik
manevrası ile uluslararası kamuoyunun tepkisini çeken Koştunitsa, gelinen nokta
itibariyle kendisi için olabilecek en iyi sonucu elde etmiş ve başbakanlık
koltuğuna oturmuştur.
Sırbistan'ın
yeniden kontrolsüz bir şekilde Miloşeviç dönemine dönecek olması ihtimalinden
çekinen ve bu haliyle bölgeye yönelik planlarının ters yüz olmasından korkan AB'nin
baskısıyla Tadiç, Koştunitsa'ya Başbakanlık ve İçişleri Bakanlığı'nı vermek
zorunda kalmıştır. Buna mukabil olarak Tadiç, tüm güvenlik birimlerini
(Sırbistan Güvenlik ve İstihbarat Teşkilatı-BİA da dahil olmak üzere) bir çatı
altında buluşturacak Ulusal Güvenlik Konseyi'nin başına geçecektir.
Sonuç
itibariyle, Sırbistan'da kurulan hükümet
AB yanlısı görünümlüdür. Ancak her zaman radikallerle işbirliği yapmaya
aday olduklarının mesajını da koalisyon hazırlıkları esnasında
vermişlerdir. Bundan önceki dönem
itibariyle, Bosna ve Kosova özelinde bölgeyi kilitleyici rol üstlenmiş olan bu
siyasi yapılanmanın, yeni dönemde farklı bir icraat ortaya koyamayacağı da
açıktır. Çünkü Sırbistan Radikal Partisi gerek en yüksek oy almış
olması itibariyle ve gerekse de giderek genişleyen tabanı yönüyle koalisyonun
kolay karar almasının önünde en büyük engeli oluşturacak ve kısa ömürlü olması
beklenen bu yeni koalisyonun akabinde yapılacak ilk genel seçimlerin şimdiden
en büyük galip adayı haline dönüşecektir.
Dış
politikanın gerekliliğini yerine getiren yeni ortaklar, iç politik zeminlerini
kaybetmemek için de kendi hafızalarında canlı tutmaya çalıştıkları Sırp
ulusçuluğunu icraatlarıyla her daim gündeme taşıyacaklardır. Sanırız bunun ilk
örneğini Ratko Mladiç başta olmak üzere, savaş suçlularının hükümet tarafından
yakalanmayışı ile görmüş olacağız.
|