Değerli
okuyucularımız,
20. yüzyılın ikinci yarısından bu yana İslam Coğrafyasının farklı
bölgelerinde yaşanan siyasi kriz, savaş ve işgal süreçleri milyonlarca kişinin
yaşadığı toprakları terk ederek yer değiştirmesiyle sonuçlandı. Kuruluşunu
tetikleyen Bosna Savaşı ile muhacirlere yönelik çalışmalarına başlayan İHH
İnsani Yardım Vakfı, kurulduğu günden bu yana kriz noktalarında hayati görevler
üstlendi. Çeçenistan'a ilk ulaşan ve Çeçenistan sorununu dünya gündemine
taşıyan İHH, Kosova'da, Ortadoğu'da, Asya'nın farklı bölgelerinde ve
Uzakdoğu'da muhacirlere destek oldu; bunun ötesinde yetkili makamları çözüme
yönelik adım atmaları konusunda teşvik etti.
İHH İnsani Yardım Vakfı'nın muhacirlere yönelik çalışmaları devam ediyor.
Nitekim, halen dünyanın farklı bölgelerinde iltica hareketleri sürüyor. İltica
hareketleri sırasında, sadece durumu 1951 BM Sözleşmesi'nin "ırkı, dini veya
belli bir sosyal gruba mensubiyeti nedeniyle zulüm görme korusuyla başka bir
ülkeye sığınan kişi" tanımına uyan kişiler mülteci statüsü ile mültecilere
tanınan haklardan yararlanabilmektedir. Kendi ülkeleri içerisinde yer
değiştiren, göç hareketleri esnasında vatansız kalan veya zorunlu geri
dönüşlere tabii tutulan kişilerin durumu ise içler acısıdır. Bu ay dosyamızda, iltica
hareketleri nedeniyle yer değiştiren kişilerin tabi olduğu kavramsal çerçeveyi
açacak, dünyadaki iltica hareketlerine ve İHH İnsani Yardım Vakfı'nın bu
hareketliliklerden doğan insan hakları ihlallerini ve mağduriyetleri giderme
noktasında sürdürdüğü çalışmalara yer vereceğiz. Bu bağlamda, siyasi baskılar
nedeniyle yer değiştiren ve ciddi zorluklara tabi tutulan halklardan biri olan
Arakan Müslümanlarının hikayelerine de röportajımızla sizlere sunuyoruz.
Eski Yugoslavya ülkelerinin coğrafyasında ve siyaset arenasında son bir yıl içerisinde meydana gelen değişmelere, Sırbistan'da yeni hükümetin kurulmasıyla beraber bir yenisi daha eklenmiş oldu.
21
Ocak 2007 tarihinde Sırbistan'da yapılan seçimlerin ardından yaklaşık dört ay
boyunca olanca gerginliğiyle süren koalisyon görüşmeleri sonuçlandı. Hükümeti
Boris Tadiç'in Demokrat Partisi (DS), Vojislav Koştunitsa'nın Sırbistan
Demokratik Partisi (DSS) ve Sırbistan'ın dördüncü büyük partisi G17 Plus ile
birlikte kurma kararı aldılar.
Seçimlerden
birinci parti olarak çıkan Sırp Radikal Partisi (SRS)'nin koalisyonda yer
almıyor olması gerçeğiyle birlikte, SRS, koalisyon görüşmelerini yürüten diğer
partilerin istediklerini elde etme konusunda sürekli müracaat ettikleri önemli
bir koz haline dönüşüverdi.
Irak'ta ve Afganistan'da bulunan ABD güçlerinin zaman zaman sivil halka
karşı giriştikleri katliamlar, son dönemlerde gözle görülür şekilde arttı.
Televizyon ekranlarına yansıyan görüntüler, savaş alanında korkunç olayların
yaşandığını gözler önüne seriyor. Sahaya çıktıklarında hiçbir emir ve komutaya
uymayan askerlerin, zevk için sivil insanların üzerine ateş açtıkları ve bunu
yaparken de kahkahalar attıkları artık bilinen, görülen bir gerçek. ABD ordusu
da giderek artan bu sivil ölümlerine karşı artık eskisi gibi kendisini savunma
ihtiyacı bile hissetmiyor.
ABD ordusu son dönemlerde Taliban'ın yeniden yükselişe geçtiği Afganistan'ın
özellikle güney bölgelerinde operasyonlarını hızlandırdı. Operasyonlar daha çok
para vaadiyle alınan ihbarlar neticesinde yürütülüyor. Tespit edilen hedeflere
karşı, ovada savaş uçakları, yerleşim yerlerinde ise özellikle Apaçi helikopterlerinin
kullanıldığı saldırılar düzenleniyor.
4.
KAFKASYA : Enerji savaşları Kafkasya'yı yakıyor
: Recep Tuncer Kafkasya'da aşağı yukarı 400 yıldır devam eden huzursuzluk ortamı, zaman
zaman ara verilmiş olsa da fasılalarla halen devam etmekte. Kuzey Kafkasya diye
bilinen bölgedeki özerk cumhuriyetlerin hepsinde farklı zamanlarda ciddi
savaşlar meydana gelmiştir; bu savaşların bundan sonra da devam etmesi
beklenmektedir. Geçmişte, Kafkasya'da
cereyan eden savaşlar imparatorlukların hakimiyet mücadelesi nedeniyle
gerçekleşirken, bugün içerik enerji savaşlarına dönüşmüştür.
Kuzey Kafkasya,kendi yeraltı
zenginliklerinden çok Hazar Havzası'nda bulunan petrol ve doğalgaz
rezervlerinin aktarılması konusunda kilit rol oynamaktadır. Hazar bölgesinin
olası petrol rezervi 70-150 milyar varili, doğalgaz rezervleri ise 18 trilyon m3'ü
bulmaktadır. Bu büyük rezervlerin Rusya tarafından dünyaya pazarlanmasında
Kafkasya önemli bir geçiş noktasıdır. Kafkasya'nın Karadeniz kıyısında bulunan
Tuapse Limanı'nın ve hemen yakınında bulunan Novorossisk Limanı'nın kapasitesi
38,5 milyon tondur. Turuncu Devrim ile beraber Ukrayna'da iktidara gelen Rus
karşıtı yönetim yüzünden Odessa Limanı'nın kullanımında meydana gelebilecek
sorunlar Novorossisk Limanı'nın önemini bir kez ortaya koymuştur.
5.
ORTADOĞU : Filistin'de kara bulutlar uzlaşmayı dinamitliyor
: Ahmet Emin Dağ
Filistin'de mayıs ayı ortalarından sonra yoğunlaşan olaylarda, bir
haftalık çatışmalarda 50'ye yakın insan hayatını kaybederken, Hamas el-Fetih
koalisyon hükümeti çatırdıyor. Yaşanan çatışmalarla birlikte bu yılın başından
itibaren iki taraf arasındaki olaylarda hayatını kaybedenlerin sayısı 120'yi
bulurken; aynı süre içinde İsrail tarafından öldürülen Filistinlilerin sayısı
ise 34'te kaldı. Bu, iki taraf arasında kurban giden insan sayısının daha fazla
olduğunu gösteriyor. İçerideki çatışmaları fırsat bilerek Gazze'ye yönelik hava
saldırılarını yoğunlaştıran İsrail'in, el-Fetih'in elini güçlendirdiği
dikkatlerden kaçmayan bu operasyonlarında Hamas'a ait birçok yeri hedef alması
sonucu onlarca sivil hayatını kaybetti.
6.
AVRUPA : Avrupa Birliği güzergahında Sarkozy çıkmazı
: Ahmet Kavas
27 üye ülkesi bulunan Avrupa Birliği'nin kurduğu parlamentoda 2007 yılı itibarıyla 785
milletvekili bulunmaktadır. Üye ülkeler içinde Almanya 99 milletvekili ile en
çok milletvekiline sahipken, Fransa, İngiltere ve İtaya Almanya'yı takip
etmektedir. Türkiye'nin AB'ye kabulü durumunda ise parlamentoda 90'nın üzerinde
milletvekili ile temsil edilmesi gerekiyor ki bu da Türkiye'nin parlamentoda en
çok milletvekiline sahip ikinci ülke olması demek. Bulgaristan ve
Yunanistan'daki Türk azınlıklar ile Avrupa ülkelerinde yaşayan ve bu ülkelerin
vatandaşları olan Türklerin temsilcileri de eklenince Türk milletvekillerinin
sayısı 100'ü bile aşacaktır. Ancak, Türkiye lehine böyle bir tablonun
oluşmasından korkan siyaset adamlarının başında Fransa'nın yeni seçilen cumhurbaşkanı
Nicolas Sarkozy gelmektedir.
7.
AFRİKA : Petrol, seçimler ve Nijerya
: Mustafa Efe
140 milyona varan nüfusu, dünyadaki petrol rezervlerinin %10'una sahip
oluşu ve sayılı petrol üreticilerinden oluşu ile Nijerya, bölgesel bir güç
olarak dünyanın dikkatini çekmektedir.
Eski sömürgecilik döneminde Nijerya'dan milyonlarca kişi köleleştirilerek
Amerika'ya götürülmüştür. Bağımsızlığı takip eden yeni sömürgecilik döneminde
ise Nijerya'dan Amerika'ya götürülen, petroldür. Nijerya'dan Amerika'ya her gün
1,8 milyon varil petrol gitmektedir. Nijerya, ABD'nin en fazla petrol ithal
ettiği beşinci ülkedir. Günlük üç milyon varil petrol üreten Nijerya'da halk
milyonlarca dolarlık gelirden faydalanamamaktadır. Nijerya'da kişi başına düşen
milli gelir 300 doları aşmamaktadır. Sahip olduğu doğal kaynakları ile dünyanın
en zengin ülkeleri arasında olması gereken Nijerya, dünyanın en fakir 30 ülkesi
arasındadır.
8.
DOSYA : Muhacir
: Av. Gülden Sönmez,
Muhacir, kelime anlamı itibariyle bir yerden başka bir yere göç eden
kişidir. Bu, İslam'da bir durum ve statü ifade eden bir kavramdır. İslam
kaynaklarından çıkarılabilen tanımı ise "zulüm ve baskılar nedeniyle İslam'ı
tamamen yaşayamayan ve bunun için mücadele edemeyen, başkaca çaresi
kalmadığından Allah için tüm kurulu düzenini ve yakınlarını terk ederek göç
eden kişi" olarak belirtilebilir. Kur'an-ı Kerim'in birçok ayeti hicretten
bahseder; hicret İslam'ın ilk dönemlerinde de daha önceki peygamberler
döneminde de gerçekleşmiştir. Hicret ile ilgili ayetler ve hadisler
incelendiğinde hicretin dini sebeplerle gerçekleşmesi esası söz konusudur.
Hatta bazı konumlarda yapabilecek bir şeyi kalmayan kişiye hicret edemeyecek
kadar zayıf değilse hicret etmesi gerekliliği hatırlatılır.
9.
İHH İnsani Yardım Vakfı'nın muhacirlere yönelik çalışmaları
: H. Zehra Öztürk
İHH İnsani Yardım Vakfı'nın, dünyanın 100'ü aşkın ülke ve bölgesinde
sürdürdüğü insan hakları ve insani yardım merkezli çalışmaları arasında,
muhacirlere yönelik çalışmalar önemli bir yer tutar.
İHH İnsani Yardım Vakfı'nın muhacirlere yönelik çalışmaları acil yardım
çalışmaları ile başlar ve muhacirlerin yaşam koşullarının normalleştirilmesi
sürecine kadar devam eder.
Öncelikli olarak gıda, barınma, sağlık, eğitim ve
giysi ihtiyaçları karşılanan muhacirlere
yönelik çalışmalarda asıl hedeflenen, farklı nedenlerle mağdur olmuş muhacirlerin karşılaştığı sorunların
kamuoyuna yansıtılması, İslam dünyasının farklı bölgelerinde yaşanan
sorunlarla ilgili duyarlılık oluşturulması ve
ilgili makamların çözüme yönelik adım atmalarının teşvik edilmesidir.
10.
ÖTEKİ DÜNYA : LATİN AMERİKA
: -
1. Dünya Bankası istatistiklerine göre, zengin altın ve doğalgaz gibi kaynaklarına rağmen, Latin Amerika ülkelerinde nüfusun %25'i günlük iki doların altında bir gelirle yaşıyor.
2. Latin Amerika ülkelerinde, ABD'nin güdümünde gerçekleştirilen darbelerde on binlerce insan katledildi, binlerce insan da kaçırıldı.
3. İç savaşın devam ettiği Kolombiya'da 11.000'den fazla çocuk savaşçı var. Kolombiya'da her gün ortalama 650 insan yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalıyor.
4. Şili'de, 1973'ten bu yana, adam öldürme, kaçırma gibi insan hakları ihlallerine dair yapılan 5000 hukuki şikayetten sadece 12'si cezai takibata tabi tutuldu.
5. Bölgenin Bolivya ve Kolombiya gibi ülkelerinde kokain üretimi yapılıyor. Kolombiya, Amerika'ya sağladığı kokain ile Asya ülkelerini geride bırakmış durumda.
500 Hit
11.
Birleşmiş Milletler ve Türkiye nezdinde kavramlar ve statüler
: Av. Gülden Sönmez Mülteci
Mülteci, menşei ülkesi dışında bulunan, ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir
toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi görüşü sebebiyle zulüm görmekten haklı
nedenlerle korku duyan ve ülkesinin korumasından yararlanamayan ya da
yararlanmak istemeyen veya zulüm korkusu nedeniyle buraya dönmek istemeyen
kişidir.
Bu tanım 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme'de
yer alan ve uluslararası düzeyde kabul görmüş bir tanımdır. Ancak bu tanım,
daha sonra çeşitli bölgesel anlaşmalarla aşağıda görüleceği gibi
genişletilmiştir. Ülkesinin korumasından yararlanamayan veya yararlanmak
istemeyen mülteci için uluslararası koruma sağlanmaktadır. Bu çerçevede
düzenleme getiren 1951 sözleşmesi ve diğer mülteciler için oluşturulan mevzuat,
mültecileri güvenlik altına almayı hedefler. Bu çerçevede Sözleşme'ye taraf
olan ülkeler ve bunun için kurulmuş mekanizmalar, ayrımcılığa uğramamalarını,
din özgürlüklerini, Sözleşme'ye taraf devletlerin sınırlarındaki mahkemelere özgürce
erişimlerini, çalışma haklarını, barınma haklarını, eğitim haklarını, kamu
yardımı alma haklarını, sınırlar içinde hareket özgürlüğünü, ülkesine geri
gönderilmeme garantisini mülteciye taahhüt eder.
Yerinde mülteciler
Ülkelerini terk ettiklerinde mülteci olmadıkları halde daha sonra gelişen
olaylar sebebiyle mülteci haline gelmiş kişilerdir. Mültecilerin zulümden
korkmalarının nedeni, menşei ülkelerindeki askeri darbe veya sığınma ülkesinde
yapılan siyasi faaliyetler olabilir.
Ülkesinde yerinden edilen kişiler Kişilerin kendi ülkeleri içinde istekleri dışında yer değiştirmesi, son
dönemlerde dünyada sıklıkla görülen bir durumdur. Söz konusu hareket, doğal
veya insanlardan kaynaklanan felaketler, silahlı çatışma veya genel şiddet
durumları gibi çok çeşitli sebeplerden kaynaklanabilmektedir. Özellikle silahlı
çatışmalar, genel şiddet halleri, insan hakları ihlalleri veya doğal veya insan
ürünü felaketlerin etkilerinin sonucu olarak veya bunları engellemek üzere
evlerini terk etmek zorunda kalan ve uluslararası anlamda tanınmış bir devlet
sınırını geçmemiş kişiler bu tanıma girmektedir. Ülkesinde yerinden edilen kişi
ile mülteci arasında temel hukuki farklılıklar vardır. Bu farklılık yerinden
edilmelerine veya başka bir deyişle kaçmak zorunda kalmalarına etki eden
sebeplerden kaynaklanmamaktadır. Ancak hukuki statü olarak mültecilere tanınan
uluslararası kurallara tabi olamayacaklardır.
Sığınmacı Mülteci statüsü almaya yönelik başvurusu henüz karara bağlanmamış kişiler
için kullanılan bir terimdir. Aynı zamanda henüz başvuru yapmamış veya
başvurusu hakkında cevap bekleyen kişiler de sığınmacı olarak
tanımlanmaktadırlar. Zulüm veya ciddi tehlike sebebiyle bir devletten kaçan
kişilere sığındıkları devlet tarafından sağlanan koruma sığınmadır. Sığınmacı
ise muhtemel sığınma ülkesi tarafından sığınma talebi veya başvurusu henüz
nihai karara bağlanmamış kişidir. Sığınma hakkı verilen kişiye mülteci
denmektedir. Sığınma, sığınmacıya sığınma ülkesi sınırları içerisinde kalma
izni ve insani standartlarda muamele görme hakkını verir. Türkiye için ise
sığınmacı kavramı 1951 Sözleşmesi'nin coğrafi sınırlama ile onaylanmış olması
nedeniyle sözleşme kapsamı dışında kalan ve mülteci konumunda olan kişiler için
kullanılır.
Göçmen
Tamamen ekonomik sebeplerle veya hayatlarını maddi yönden iyileştirme
amacıyla kendi ülkelerini terk eden kişiye göçmen denir. Göçmenlerin kabulü
için her ülkenin farklı kabul kriterleri bulunmakla beraber, göçmenler
mülteciler gibi uluslararası bir koruma alanına da sahip değillerdir.
Göçmenler, vatandaşı olduğu ülkenin korumasından yararlanmaya devam eder,
göçmen politikalarına bağlı olarak başvuruları kabul veya reddedilebilir. Bu
ülkelerin bu anlamda temel bir insan hakkından kaynaklanan sorumlulukları
yoktur.
Vatansız Hiçbir ülkenin hukuku altında vatandaş olarak kabul edilmeyen kişidir.
Dünya üzerindeki göç hareketi sırasında devletlerin kendi hukuk kuralları
arasında fiilen bu duruma düşen insanlar için kullanılan bir tanımlamadır.
- Milletler Cemiyeti Mültecilerin Uluslararası Statüsü (1933)
- Milletler Cemiyeti Almanya'dan Gelen Sığınmacıların Statüsü (1938)
Her iki sözleşme de az sayıda ülke tarafından imzalanmıştır ve bu sözleşmeler çok fazla çekinceye uğraması nedeniyle dar kapsamlı kalmıştır.
- Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (1948)
- Birleşmiş Milletler Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Sözleşme (1951)
1951 sözleşmesinin yürürlüğe girmesinden sonra, dünyada mülteci hareketlerinde meydana gelen artış ve dolayısıyla birçok mültecinin gerek tarih gerekse coğrafi sınırlama nedeniyle Sözleşme kapsamına girememeleri önemli sorunlar oluşturmuş ve kişilerin herhangi bir sınırlama olmaksızın Sözleşme kapsamına giren mültecilere tanınan uluslararası korumadan yararlandırılmaları zorunluluğunu gündeme getirmiştir.
Sözleşme'nin ilk taraf devletlerinden olan Türkiye, 29.08.1961 tarihinde 359 sayılı kanunla sözleşmeyi onayladı ve bu kanunda Sözleşme'nin başlangıcındaki ifadeyi, "Avrupa'da meydana gelen olaylar nedeniyle" şeklinde anladığını ve kabul ettiğini açıklayarak Sözleşme'ye "coğrafi sınırlama" koydu.
- BM 1967 Protokolü
BM Genel Kurulu 1951 Sözleşmesi'ne ek olan "Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Protokolü" New York'ta kabul edilmiştir. 31 Ocak 1967 tarihinde imzaya açılan Protokol, 4 Ekim 1967 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Protokolün 1.2. maddesine göre sözleşmedeki tanımdan "1 Ocak 1951'den önce meydana gelen olaylar sonucunda" ve "söz konusu olaylar sonucunda" ifadeleri çıkarılmıştır. Türkiye, Bankalar Kurulu'nun 1 Temmuz 1968 tarihli kararı ile Protokol'e katılmıştır.
- Afrika'daki Mültecilerin Özel Sorunlarını Ele Alan Afrika Birliği Örgütü Sözleşmesi
1969'da imzalanan sözleşme, 1951 Sözleşmesi'ndeki tanımı tekrarlarken "menşei ülkesinin veya tabiiyetinde bulunduğu ülkenin bir kısmında veya tamamında dış şiddet, işgal, yabancıların istilası veya kamu düzenini ciddi biçimde etkileyen olaylar sebebiyle" ülkelerinden ayrılmak zorunda bırakılan kişileri de bu kapsama alır. Bu tanım, sivil çatışmalardan, yaygın şiddetten ve savaştan kaçan kişilerin, bu sözleşmeye taraf ülkelerde, haklı nedenlere dayalı zulüm korkusuna bakılmaksızın, mülteci statüsü talebinde bulunabilecekleri anlamına gelir.
- Kartagena Beyannamesi (1984)
1984 yılında Latin Amerika ülkelerinde bir grup hükümet temsilcisi, akademisyenler ve seçkin avukatlar Kolombiya'nın Kartagena şehrinde bir araya gelerek Kartegana Beyannamesi'ni kabul ettiler. Beyanname'de ele alınan diğer hususların yanı sıra, bölgede kullanılan mülteci tanımına, 1951 Sözleşmesi koşullarını sağlayanlara ek olarak, "genel şiddet, yabancıların saldırısı, iç çatışmalar, yoğun insan hakları ihlalleri veya kamu düzenini ciddi biçimde bozan diğer koşullar nedeniyle, hayatları iç güvenlikleri veya özgürlükleri tehdit altında olduğundan" ülkelerinden kaçan kişilerin de eklenmesi tavsiye edilmiştir. Beyanname'nin devletler açısından hukuki bağlayıcılığı bulunmamasına rağmen, Latin Amerikan Devletleri bu tanımı pratiklik için kullanmaktadır ve hatta bazıları bu tanımı ulusal mevzuatlarına dahil etmişlerdir.
- Avrupa Konseyi Ülkesel Sığınma Bildirisi (1977)
Bildiri, kendinden önceki mülteci sözleşmelerine ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne atıf yaparak taraf ülkelere gelen kişilere sığınma hakkı tanımalarını belirtmektedir. Bildiride, 1951 Sözleşmesindeki tanımın yanı sıra "insancıl nedenlerle" sığınma talebinde bulunan kişilere de sığınma hakkının verileceğinin açıklanması, 1951 Sözleşmesi'nin boyutlarını aşmakta ve büyük bir önem taşımaktadır.
- Arap Devletlerinde Mültecilerin Durumunu Düzenleyen Arap Sözleşmesi
Arap ülkeleri Birliği Konseyi'nin 27 Mart 1994 tarihinde kabul ettiği Sözleşme, devletlerin dini inançları ve ahlaki kurallarından esinlenerek, 1951 Sözleşmesi ve 1967 Protokolü ile 1992 Kahire Bildirgesine atıf yaparak ve Sözleşme'ye taraf devletlerin karşılıklı kardeşlik bağı içinde olmalarını dileyerek giriş bölümü oluşturulmuş ve mülteci tanımını içerir 1. maddesinin 1. paragrafında 1951 Sözleşmesi'ndeki tanım, "etnik köken" eki ile birlikte aynen kabul edilmiş; 2. paragrafında "ülkesine yönelik savaş, işgal ya da yabancı denetimi ya da ülkenin bütününde ya da bir bölümünde kamu düzeninin ciddi biçimde bozulmasıyla sonuçlanan doğal afet ya da yıkıcı olayların meydana gelmesi nedenleriyle, menşei ülke, yer veya daimi ikameti dışında bir ülkede sığınma aramak zorunda kalan herhangi bir kimse" olarak tanımı daha da genişletilmiştir.
Mültecilerin Özel Statülerini Düzenleyen Sözleşmeler Dışındaki Mevzuat:
BM Her Tür Irk Ayrımcılığının Tasfiye Edilmesine Dair Uluslararası Sözleşme (1965)
BM Medeni ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi (1966)
BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi (1966)
BM Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Tasfiye Edilmesine Dair Sözleşme (1979)
BM İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme (1984)
DÜNYA GÜNDEMİ; Bağımsız Kosova Hristiyanlaşıyor mu? 17 Şubat 2008’de Kosova Meclisi, “Bizler halkımızın demokratik yollarla seçilmiş liderleri olarak Kosova’nın bağımsız ve hakim bir devlet olduğunu ilan ediyoruz.” sö...
Artan gıda fiyatları açlık sorununun derinleşmesine neden olarak gösteriliyor; ancak gıda fiyatlarının artması ve açlığın yaygınlaşması, sadece gıda stokları ve iklim şartları...
DOSYA; Dünyada ve Türkiye'de açlık sorunu İnsanoğlunun tarih boyunca en büyük endişelerinden birini açlık sorunu oluşturmuş; yoksulluk, sefalet ve ölümle birlikte açlık “mahşerin dört atlısı”...
43. Sayı Sunuş Değerli Okuyucularımız, Son aylarda yoğun olarak medyada yer alan, dünya gıda stoklarının azalmaya başladığı haberlerinden sonra birçok ülkede tahıl ve bakliyat ...
Kısa Kısa Irak Savaşı’nın milyonerleri kimler? Savaş ve işgal, bir yandan yüz binlerce insanın hayatına mal olurken diğer yandan işgalci güçlerin servetlerini artır...