Index arrow Düşünce Gündem arrow Sayı 30

İslam Coğrafyası: Bir dünya sorunu: Çeçenistan PDF Yazdır E-posta
Yazar Eyüp Turkav Tuncer - turkav@yahoo.com   
Bir konuyu anlamak için yapılacak ilk şey, o konuyla ilgili sorular sormaktır. Çeçenistan’da 300 bin sivilin hayatına mal olan ve 250 bin mültecinin ortada kalmasına neden olan bir savaş halen devam ediyor. Geride tamamen yıkılmış bir ülke ve binlerce acılı yürek bırakarak…

Görüldüğü üzere insanlık tarihi açısından kocaman bir yanlışla karşı karşıyayız. Gelinen nokta yanlış ise soru sormanın tam zamanı. Ne istiyorlar bu insanlar ki, açılan savaş bir halk için bu kadar ağır sonuçlar doğuruyor?

cecenistan2.jpg Sorunun cevabı normalde çok basit: Çeçenler ve Kuzey Kafkasya 1864 yılında sürgünle sona eren savaşta kaybettiği bağımsızlığını geri istiyor; Rusya ise geleceğini. Halkların ve siyasilerin tercihleri birbirini tutmadığı gibi, küresel planlayıcılar sadece kendi hegemonyalarının devamını talep ediyorlar. Sonucunda ise savaşlar ve terör sürekli olarak artarak devam ediyor. Aslında dünyadaki tüm kriz bölgelerinde durum aşağı yukarı aynı.

Kafkasya gerçeği: İstila ve sürgünler
Sorunun bir yanında duran Çeçenler, Kuzey Kafkasya tarihi boyunca diğer Kafkasya halkları ile kardeş olarak yaşamış, çok eskilere uzanan kültürleri ve Kafkasya’ya has yaşam tarzları ile otokton yerleşik bir halktır.

Çeçenlerden bahseden ilk yazılı kayıtlar Kafkasya ile ticari ilişki içerisinde olan Roma ve Yunan kayıtlarıdır. Gotlar, Avarlar, Hazarlar, Cengiz orduları, Timur ve Hunlar, Kuzey Kafkasya’da büyük istila ve kıyım hareketleri gerçekleştirmişlerdir. Kuzey Kafkasya halkları ve dolayısı ile Çeçenler de sürekli savaşlar ve istilalar ile mücadele etmek zorunda kalmıştır. En ağırı ise 1500’lü yıllarda başlayan ve onları vatanlarından sürgün eden Rus istilasıdır.

Rus istilası sadece Kuzey Kafkasya halkları için değil, yakın coğrafyalarda yaşayan Azeriler, Ermeniler ve Gürcüler için de uzun süreli bir karanlık dönem olmuştur. Özellikle Sovyetler Birliği dönemi ise Rusya’yı halklar için tam anlamı ile milletler hapishanesi haline getirmiştir.

Yayılmacı Rus politikası 1500’lü yılların başında Kafkasya’ya yöneldiğinde, Kuzey Kafkasya doğal bir refleks ile savunma durumuna geçti. Bu yıllarda Ruslar, Doğu Kafkasya’da Dağıstan ve batıda ise Adıge topraklarında 300 yıl süren büyük bir işgal hareketine giriştiler. Kuzey Kafkasya’daki direniş hareketi Osmanlı İmparatorluğu tarafından İslami, Batı devletleri tarafından milliyetçi bir hareket olarak yorumlandı.
İslam’ın Kafkasya’ya gelişi

Kuzey Kafkasya’ya İslam’ın gelişi, Hz. Ömer zamanında İslam ordusunun Dağıstan bölgesine yaptığı 732 tarihli bir sefere dayanır. Doğudan batıya doğru İslam’ın gelişmesi uzun ve ağır bir süreçte devam etmiştir. Tüm bunlara rağmen Kuzey Kafkasya’daki direniş, özgürlük üzerine yaşayan halkların İslam ile yoğurdukları bir bağımsızlık mücadelesidir. Kafkasya’daki bu döneme “Müridizm” adı verilir. İslamlaşmanın o dönem içerisinde direnişe katkısı son derece fazladır. Öldüğünde cennete şehit olarak gitmek arzusu, sayısız kahramanlık hikayesine de konu olmuştur. Kafkasya mücadelesinin doğu bölümünde Çeçenler en aktif topluluk olmuşlardır. 1785 yılında Mansur ile başlayan ve adına “İmamlar Dönemi” de denen süreç, Mansur, Gazi Muhammed, Hamzat ve nihayet efsanevi kahraman Şamil ile zirveye çıkmıştır.

Şamil komutasındaki bu direniş, sonsuz kahramanlıklarla dolu olsa da, denk olmayan kuvvetlerin kavgası Kafkasyalıların sonunu hazırlamıştır. Osmanlı Devleti, kuzeyinde yaşanan bu hadisenin kendisi için önemini ne yazık ki çok geç kavramıştır. Osmanlı Devleti, Rusya’nın kapılarına dayanması halinde olacakları ancak 1900’lü yılların başında kavramış; fakat zayıflayan imparatorluk, sürgünde yaşayan Kafkasyalılardan oluşturulan Kafkas ordusuna destek vermek dışında hiçbir faaliyette bulunamamıştır. Kuzey Kafkasya direnişi başarılı olabilseydi, bugün coğrafyamızın konumunun çok farklı olacağı da aşikardır.

Büyük Kafkasya Sürgünü

1864 yılında direniş sona erdiğinde Rusya’nın ne istediği açıkça ortaya çıkmıştır. Karadeniz kıyısında yaşayan Adıgeler, Ubıhlar ve Abhazların tamamına yakını Osmanlı İmparatorluğu’na sürgüne yollandılar. Dağlarda yaşayan Çeçenler, Osetler, Kabardeyler, İnguşlar, Dağıstanlılar Batı Kafkasya halklarına göre daha az da olsa, bu sürgünde büyük kayıplar verdiler. İki milyon civarında insan bu sürgün kapsamında yerlerinden edildi.

Çarlık Rusyası’nın işgalinden sonra özellikle Çeçenistan ve Dağıstan’da isyan hareketleri sürdü. Bölgeye yerleştirilen Kazaklar ve Ruslar ile yerli halk arasında çatışmalar sürekli devam etti. Çar ordusu Kafkasya’nın tamamında verimli arazileri kullanılamaz hale getirdi.

SSCB’deki çalkantı Kafkasya’yı sarsıyor
1917 yılında Rusya’da iç karışıklık ve sosyalist devrim patlayınca Kuzey Kafkasya yeniden kaynamaya başladı. Rusya’da başlayan iç savaş Kafkasyalılar için yeniden özgürlük şansı demekti. 11 Mayıs 1918 yılında kurulan Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nde Çeçenler yine başrolü oynuyorlardı. Dış dünyadan Osmanlı Devleti’nin siyasal desteği dışında yardım alamayan genç devlet, hem Kızıl Ordu hem de çarlık yanlısı Beyaz Ordu ile iki ayrı cephede savaşmak zorunda kaldı.
Verilen ciddi insani kayıplar ve yaşanan salgın hastalıklar neticesinde direniş gücü kırıldığında, 1922 yılında Sovyetler Birliği tam anlamı ile kurulmuş oldu. Bu aşamada halklar yapay sınırlara ayrıldılar. Stalin ve Beria döneminde Kuzey Kafkasya’da binlerce insan ortadan kaldırıldı. Dini kurumlar tamamen yasaklandı. Aydın kesim tamamen yok edilerek Sovyet mantığında yeni bir nesil yaratma çalışması başlatıldı. Tüm bunlara rağmen Çeçenistan ve Dağıstan’da 1937 yılına kadar silahlı isyanlar sürerken, Kafkasya’nın genelinde pasif direniş sürekli devam etti.

Sovyetler Birliği nüfusun yoğun olduğu bu bölgelerde istenen sonuca ulaşamayınca, 1944 yılında II. Dünya Savaşı’nda Almanlarla iş birliği yaptığı iddiası ile Çeçenler, Karaçaylar ve Balkarları tamamen Orta Asya bozkırlarına sürdüler. Sürgünün sonuçları çok ağır olsa da 16 yıl sonra sürgün kaldırıldığında Çeçenler bir daha ayrılmamak üzere vatanlarına geri döndüler.

Çeçenistan bağımsızlığını ilan ediyor
1991 yılında Sovyetler Birliği dağılma sürecine girdiğinde, Çeçenler bağımsızlık için en hevesli halktı. Sibirya sürgününde doğan Zelimhan Yandarbiev, Aslan Mashadov, Cahar Dudayev gibi önderlerin etrafında kenetlenen halk, Çeçenistan’ın bağımsızlığını büyük bir coşku ile ilan etti. Ama Rusya, Çeçenlerin bu hukuki ve ahlaki yaşam tercihini hiçbir zaman kabul etmedi. Oysaki tankların üstünden halklara bağımsızlık sözleri veren Yeltsin (Bu satırlar yazılırken onun öldüğü haberi alınmıştır.) ve Sovyet anayasası, halkların istekleri doğrultusunda birlikten ayrılma hakkını tanıyor ve bu konuda destek görevini üstleniyordu. Rusya’nın, içeriden hainler eli ile yapmak istediği kendine bağlılık operasyonları, Dudayev ve arkadaşlarının usta yönetimi ile sonuçsuz kalınca, Rusya 1992 yılında Çeçenistan’a askeri saldırı başlattı. İlk Rus saldırısı 1994 yılında Çeçenlerin zaferi ile sonuçlandığında Çeçenler, Kuzey Kafkasya’nın ilk özgür halkı olmanın bedelini, tamamına yakını yıkılmış ülkeleri ve ilk cumhurbaşkanları Cahar Dudayev dahil olmak üzere binlerce şehidi ile ödedi.

1994 yılında gelen bağımsızlık, dünya tarafından her nedense dikkate alınmadı. Özellikle İslam ülkelerinden beklenen destek hiç gelmedi. Mashadov o dönemde cephede kazanılan kutsal savaşın masada kaybedilmemesi için sürekli yardımcecenistan1.jpg çağrılarında bulundu. Etrafı Rusya ile çevrili bu küçük ülke, savaşın yıkımlarını onarmakta büyük sıkıntı çekti. İç yönetimde ciddi sıkıntılar baş gösterdi. Rusya’nın Çeçenya’da organize ettiği insan kaçırma olayları tüm dünyaya Çeçen vahşeti olarak yansıtıldı. Rusya’nın bazı şehirlerinde, Rus istihbaratı Federal Güvenlik Servisi (FSB)’nin organizasyonu ile patlatılan bombalar pek çok insanın hayatına mal olurken, saldırılar Çeçenlere mal edildi.

1999 yılında Rusya, Çeçenya’ya ikinci kez saldırdığında, herkes yeni bir Çeçen zaferi bekliyordu. Ama beklendiği gibi olmadı. Bu inanılmaz kirli ve gayri insani savaş halen devam ediyor ve dünya bir kez daha yeniden şekillenirken diğer Kuzey Kafkasya halkları ve Çeçenler yine Rusya’nın eline bırakılmış görünüyor. Nitekim, 11 Eylül saldırılarından sonra el-Kaide ve Vahhabizm ile ilişkilendirilen ve küresel haçlı seferinin bir cephesi sayılan Çeçenistan, Rusya’nın iç meselesi olmaktan çıkıyor ve Çeçenler uluslararası bir düşman halini alıyordu.

Çeçen direnişine dair
Rusya ile geçmişi savaşlarla ve acılarla dolu Çeçenlerin bu saatten sonra Rusya ile ilişkilerini kardeşçe yürütmesi beklenemez; ancak halihazırda direniş anlamında bir duraklama sürecinden bahsedilebilir. Rusya’nın sınır tanımayan suikastleri ile Çeçen direnişinin lider kadrosunun tamamına yakını şehit edildi. İçeride muhalif basını da aynı yolla susturan Putin’in, Batı devletlerinden elle tutulur bir tepki görmemesi, Çeçen tarafının çoktan gözden çıkarıldığını açıkça ortaya koyuyor. Rusya’nın para ve madalyalarla satın aldığı sözde devlet başkanı Ramzan Kadirov’un, Çeçenistan’da durumun normal olduğuna dair demeçleri, mültecilerin koşarak Grozni’ye döndükleri ve huzur içerisinde yaşadıklarına dair haberler koca bir balondan ibaret.

Çeçenistan’daki insani durum tüm dünya için bir utanç kaynağı olmalıdır. Savaşın getirdiği sosyal çöküntü ise Putin’in baş edemeyeceği kadar büyüktür. Yaşama sevinci kalmamış, ailesinin çoğunu kaybetmiş ve ruhsal anlamda çökmüş binlerce Çeçen, herhangi bir dış destekten yoksun olarak yaşama savaşı veriyor. Zaten Nord-Ost ve Beslan baskınları da bunların en açık delili. Çeçenya’da Rusların kullandıkları kimyasalların etkileri ise, savaş bugün bitse bile acıları yıllarca canlı tutacak tahribatı şimdiden yapmış durumda.

Konya’nın yarısı büyüklüğündeki Çeçenistan’da yaşanan savaşı Kuzey Kafkasya’dan ayrı tutmak mümkün değildir ve değerlendirme yapılırken tüm coğrafya bir bütün olarak ele alınmalıdır: Gürcistan’da kadife devrim yaptıran Amerika, NATO’ya girmek uğruna Amerikan uydusu halini alan, Abhazya ve Güney Osetya sorunlarını kaşıyan Rusya’nın baskısını hep hisseden Gürcistan, Hazar’daki hak paylaşımı sebebi ile geleceği ve politikaları pek belli olmayan İran, onun yanı başında bulunan ve renk seçimini yapamayan Azerbaycan, ekonomik geleceğini Kafkasya’ya bağlamış ve enerji tekeli kurarak Sovyetler Birliği şaşaasının hayallerini kuran ve hızla yeniden Sovyetleşen Rusya, sömürüden pay alamadığı için sıkıntıda olan ve yakın gelecekteki Rusya tehlikesini yanı başında hisseden Avrupa ve Karadeniz ülkeleri Kuzey Kafkasya ile doğrudan çıkarları için ilgilenmektedir. Ve tüm bunların yanında siyasal kozlarını kuvvetlendirmek, Avrupa ve Orta Asya’ya güçlü bir şekilde açılmak isteyen, topraklarında üç milyondan fazla Kuzey Kafkasyalı yaşayan ve en avantajlı konumda olan Türkiye, atalarından kendilerine miras kalan bağımsızlıkları için her şeylerini feda eden Çeçenler ve kaderleri aynı olan tüm Kuzey Kafkasyalılar.

Çeçenya bugün uluslararası bir sorundur ve çözümü pek çok devleti doğrudan veya dolaylı şekilde etkileyecek boyuttadır. Mücadelenin kazanılması, hem İslam alemi hem de Türkiye açısından tahmin edilemez kazanımları beraberinde getirecektir. Emperyalistler için ise yıllar boyu sürecek bir sömürünün sona ermesi ve masa başında vazgeçilemez bir koz kaybı olacaktır. Bu yüzden Çeçenya’da yaşananları uluslararası bir sorun olarak görmeli ve yapabileceklerimizin farkında olmalıyız.

ÇEÇENİSTAN
Başkent: Caharkale (Grozni)
Nüfusu: Savaş öncesinde yaklaşık bir milyondu. Savaş esnasında 350 bin şehit verildi ve yüz binlerce Çeçen mülteci, Rusya, Azerbaycan ve Gürcistan gibi ülkelere sığındı.
Yüz ölçümü: 19.200 km2
Şehirleri: Grozni (Caharkale), Shali, Vedeno, Gudermes, Znamenskoye, Naurskaya, Achkhoy-Martan, Urus-Martan, Shelkovskaya, Itum-Khale, Shatoy, Nzhay-Yurt
Bağımsızlık tarihi: 1 Kasım 1991
Etnik durum: %82,9 Çeçen, %10,9 İnguş ve %6,4 diğerleri
Diller: Çeçence, Rusça
Doğal kaynaklar: Doğal gaz, petrol
İklim: Karasal iklim
 

Sayı 45

DOSYA; Irak'ın Sessiz Çığlığı: Sonuç ve öneriler
2003 yılından bu yana Irak’ın içinde bulunduğu koşullar, olumsuz ambargo mirası üzerine bindiğinden çok büyük bir yıkıma neden olmuştur. İşgal sonrası uygulanan yanl...

DÜNYA GÜNDEMİ; Patani: Müslümanca yaşamanın mücadelesi
Patani’deki en büyük direniş grubu olan PULO lideri Kebir Abdurrahman Tenvira, Suriye’de 4 Temmuz 2008’de vefat etti....

Kısa kısa
Avrupa, göç politikalarını sertleştiriyor
Her yıl ortalama iki milyondan fazla göçmenin giriş yaptığı Avrupa ülkeleri, göçmen sorunu ile ...

DOSYA; Irak'ın Sessiz Çığlığı: Irak'a farklı bakmak

Eski düzen-yeni düzen tartışmaları arasında siyasi polemiklere, stratejik analizlere ve uluslararası güçlerin global pazarlıklarına pek konu olmayan Irak’taki insani ...

DÜNYA GÜNDEMİ; Çok katilli ve çok ölümlü beynelmilel bir oyun: Srebrenitsa
Srebrenitsa’da yaşanan soykırımı önemli kılan hususlar; zamanlama, teorik planlamanın kusursuz işleyişi, uygulamadaki sürat ve yapılanlara BM’nin bizzat eşlik etmesidir....

ROPÖRTAJ; Irak'ın cesur kadınları

İHH İnsani Yardım Vakfı olarak Irak Türkmen Kadınları Derneği Başkanı Yüsra Ömer’i, bir grup Iraklı hanımla beraber temmuz ayında Türkiye’de ağırladık. İstanb...

İSLAM COĞRAFYASI: Sömürgeden bağımsızlığa Cezayir

Cezayir halkı, tam 130 sene Fransa’ya her ne pahasına olursa olsun boyun eğmemekte direndi ve sonunda 1962 yılında bağımsızlığını elde etti. ...