Bir konuyu anlamak için yapılacak ilk şey, o konuyla ilgili sorular sormaktır. Çeçenistan’da 300 bin sivilin hayatına mal olan ve 250 bin mültecinin ortada kalmasına neden olan bir savaş halen devam ediyor. Geride tamamen yıkılmış bir ülke ve binlerce acılı yürek bırakarak…
Görüldüğü üzere insanlık tarihi açısından kocaman bir yanlışla karşı
karşıyayız. Gelinen nokta yanlış ise soru sormanın tam zamanı. Ne
istiyorlar bu insanlar ki, açılan savaş bir halk için bu kadar ağır
sonuçlar doğuruyor?
Sorunun cevabı normalde çok basit: Çeçenler ve Kuzey Kafkasya 1864
yılında sürgünle sona eren savaşta kaybettiği bağımsızlığını geri
istiyor; Rusya ise geleceğini. Halkların ve siyasilerin tercihleri
birbirini tutmadığı gibi, küresel planlayıcılar sadece kendi
hegemonyalarının devamını talep ediyorlar. Sonucunda ise savaşlar ve
terör sürekli olarak artarak devam ediyor. Aslında dünyadaki tüm kriz
bölgelerinde durum aşağı yukarı aynı.
Kafkasya gerçeği: İstila ve sürgünler
Sorunun bir yanında duran Çeçenler, Kuzey Kafkasya tarihi boyunca diğer
Kafkasya halkları ile kardeş olarak yaşamış, çok eskilere uzanan
kültürleri ve Kafkasya’ya has yaşam tarzları ile otokton yerleşik bir
halktır.
Çeçenlerden bahseden ilk yazılı kayıtlar Kafkasya ile ticari ilişki
içerisinde olan Roma ve Yunan kayıtlarıdır. Gotlar, Avarlar, Hazarlar,
Cengiz orduları, Timur ve Hunlar, Kuzey Kafkasya’da büyük istila ve
kıyım hareketleri gerçekleştirmişlerdir. Kuzey Kafkasya halkları ve
dolayısı ile Çeçenler de sürekli savaşlar ve istilalar ile mücadele
etmek zorunda kalmıştır. En ağırı ise 1500’lü yıllarda başlayan ve
onları vatanlarından sürgün eden Rus istilasıdır.
Rus istilası sadece Kuzey Kafkasya halkları için değil, yakın
coğrafyalarda yaşayan Azeriler, Ermeniler ve Gürcüler için de uzun
süreli bir karanlık dönem olmuştur. Özellikle Sovyetler Birliği dönemi
ise Rusya’yı halklar için tam anlamı ile milletler hapishanesi haline
getirmiştir.
Yayılmacı Rus politikası 1500’lü yılların başında Kafkasya’ya
yöneldiğinde, Kuzey Kafkasya doğal bir refleks ile savunma durumuna
geçti. Bu yıllarda Ruslar, Doğu Kafkasya’da Dağıstan ve batıda ise
Adıge topraklarında 300 yıl süren büyük bir işgal hareketine
giriştiler. Kuzey Kafkasya’daki direniş hareketi Osmanlı İmparatorluğu
tarafından İslami, Batı devletleri tarafından milliyetçi bir hareket
olarak yorumlandı.
İslam’ın Kafkasya’ya gelişi
Kuzey Kafkasya’ya İslam’ın gelişi, Hz. Ömer zamanında İslam ordusunun
Dağıstan bölgesine yaptığı 732 tarihli bir sefere dayanır. Doğudan
batıya doğru İslam’ın gelişmesi uzun ve ağır bir süreçte devam
etmiştir. Tüm bunlara rağmen Kuzey Kafkasya’daki direniş, özgürlük
üzerine yaşayan halkların İslam ile yoğurdukları bir bağımsızlık
mücadelesidir. Kafkasya’daki bu döneme “Müridizm” adı verilir.
İslamlaşmanın o dönem içerisinde direnişe katkısı son derece fazladır.
Öldüğünde cennete şehit olarak gitmek arzusu, sayısız kahramanlık
hikayesine de konu olmuştur. Kafkasya mücadelesinin doğu bölümünde
Çeçenler en aktif topluluk olmuşlardır. 1785 yılında Mansur ile
başlayan ve adına “İmamlar Dönemi” de denen süreç, Mansur, Gazi
Muhammed, Hamzat ve nihayet efsanevi kahraman Şamil ile zirveye
çıkmıştır.
Şamil komutasındaki bu direniş, sonsuz kahramanlıklarla dolu olsa da,
denk olmayan kuvvetlerin kavgası Kafkasyalıların sonunu hazırlamıştır.
Osmanlı Devleti, kuzeyinde yaşanan bu hadisenin kendisi için önemini ne
yazık ki çok geç kavramıştır. Osmanlı Devleti, Rusya’nın kapılarına
dayanması halinde olacakları ancak 1900’lü yılların başında kavramış;
fakat zayıflayan imparatorluk, sürgünde yaşayan Kafkasyalılardan
oluşturulan Kafkas ordusuna destek vermek dışında hiçbir faaliyette
bulunamamıştır. Kuzey Kafkasya direnişi başarılı olabilseydi, bugün
coğrafyamızın konumunun çok farklı olacağı da aşikardır.
Büyük Kafkasya Sürgünü
1864 yılında direniş sona erdiğinde Rusya’nın ne istediği açıkça ortaya
çıkmıştır. Karadeniz kıyısında yaşayan Adıgeler, Ubıhlar ve Abhazların
tamamına yakını Osmanlı İmparatorluğu’na sürgüne yollandılar. Dağlarda
yaşayan Çeçenler, Osetler, Kabardeyler, İnguşlar, Dağıstanlılar Batı
Kafkasya halklarına göre daha az da olsa, bu sürgünde büyük kayıplar
verdiler. İki milyon civarında insan bu sürgün kapsamında yerlerinden
edildi.
Çarlık Rusyası’nın işgalinden sonra özellikle Çeçenistan ve Dağıstan’da
isyan hareketleri sürdü. Bölgeye yerleştirilen Kazaklar ve Ruslar ile
yerli halk arasında çatışmalar sürekli devam etti. Çar ordusu
Kafkasya’nın tamamında verimli arazileri kullanılamaz hale getirdi.
SSCB’deki çalkantı Kafkasya’yı sarsıyor
1917 yılında Rusya’da iç karışıklık ve sosyalist devrim patlayınca
Kuzey Kafkasya yeniden kaynamaya başladı. Rusya’da başlayan iç savaş
Kafkasyalılar için yeniden özgürlük şansı demekti. 11 Mayıs 1918
yılında kurulan Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nde Çeçenler yine başrolü
oynuyorlardı. Dış dünyadan Osmanlı Devleti’nin siyasal desteği dışında
yardım alamayan genç devlet, hem Kızıl Ordu hem de çarlık yanlısı Beyaz
Ordu ile iki ayrı cephede savaşmak zorunda kaldı.
Verilen ciddi insani kayıplar ve yaşanan salgın hastalıklar neticesinde
direniş gücü kırıldığında, 1922 yılında Sovyetler Birliği tam anlamı
ile kurulmuş oldu. Bu aşamada halklar yapay sınırlara ayrıldılar.
Stalin ve Beria döneminde Kuzey Kafkasya’da binlerce insan ortadan
kaldırıldı. Dini kurumlar tamamen yasaklandı. Aydın kesim tamamen yok
edilerek Sovyet mantığında yeni bir nesil yaratma çalışması başlatıldı.
Tüm bunlara rağmen Çeçenistan ve Dağıstan’da 1937 yılına kadar silahlı
isyanlar sürerken, Kafkasya’nın genelinde pasif direniş sürekli devam
etti.
Sovyetler Birliği nüfusun yoğun olduğu bu bölgelerde istenen sonuca
ulaşamayınca, 1944 yılında II. Dünya Savaşı’nda Almanlarla iş birliği
yaptığı iddiası ile Çeçenler, Karaçaylar ve Balkarları tamamen Orta
Asya bozkırlarına sürdüler. Sürgünün sonuçları çok ağır olsa da 16 yıl
sonra sürgün kaldırıldığında Çeçenler bir daha ayrılmamak üzere
vatanlarına geri döndüler.
Çeçenistan bağımsızlığını ilan ediyor
1991 yılında Sovyetler Birliği dağılma sürecine girdiğinde, Çeçenler
bağımsızlık için en hevesli halktı. Sibirya sürgününde doğan Zelimhan
Yandarbiev, Aslan Mashadov, Cahar Dudayev gibi önderlerin etrafında
kenetlenen halk, Çeçenistan’ın bağımsızlığını büyük bir coşku ile ilan
etti. Ama Rusya, Çeçenlerin bu hukuki ve ahlaki yaşam tercihini hiçbir
zaman kabul etmedi. Oysaki tankların üstünden halklara bağımsızlık
sözleri veren Yeltsin (Bu satırlar yazılırken onun öldüğü haberi
alınmıştır.) ve Sovyet anayasası, halkların istekleri doğrultusunda
birlikten ayrılma hakkını tanıyor ve bu konuda destek görevini
üstleniyordu. Rusya’nın, içeriden hainler eli ile yapmak istediği
kendine bağlılık operasyonları, Dudayev ve arkadaşlarının usta yönetimi
ile sonuçsuz kalınca, Rusya 1992 yılında Çeçenistan’a askeri saldırı
başlattı. İlk Rus saldırısı 1994 yılında Çeçenlerin zaferi ile
sonuçlandığında Çeçenler, Kuzey Kafkasya’nın ilk özgür halkı olmanın
bedelini, tamamına yakını yıkılmış ülkeleri ve ilk cumhurbaşkanları
Cahar Dudayev dahil olmak üzere binlerce şehidi ile ödedi.
1994 yılında gelen bağımsızlık, dünya tarafından her nedense dikkate
alınmadı. Özellikle İslam ülkelerinden beklenen destek hiç gelmedi.
Mashadov o dönemde cephede kazanılan kutsal savaşın masada
kaybedilmemesi için sürekli yardım çağrılarında bulundu. Etrafı Rusya
ile çevrili bu küçük ülke, savaşın yıkımlarını onarmakta büyük sıkıntı
çekti. İç yönetimde ciddi sıkıntılar baş gösterdi. Rusya’nın Çeçenya’da
organize ettiği insan kaçırma olayları tüm dünyaya Çeçen vahşeti olarak
yansıtıldı. Rusya’nın bazı şehirlerinde, Rus istihbaratı Federal
Güvenlik Servisi (FSB)’nin organizasyonu ile patlatılan bombalar pek
çok insanın hayatına mal olurken, saldırılar Çeçenlere mal edildi.
1999 yılında Rusya, Çeçenya’ya ikinci kez saldırdığında, herkes yeni
bir Çeçen zaferi bekliyordu. Ama beklendiği gibi olmadı. Bu inanılmaz
kirli ve gayri insani savaş halen devam ediyor ve dünya bir kez daha
yeniden şekillenirken diğer Kuzey Kafkasya halkları ve Çeçenler yine
Rusya’nın eline bırakılmış görünüyor. Nitekim, 11 Eylül saldırılarından
sonra el-Kaide ve Vahhabizm ile ilişkilendirilen ve küresel haçlı
seferinin bir cephesi sayılan Çeçenistan, Rusya’nın iç meselesi
olmaktan çıkıyor ve Çeçenler uluslararası bir düşman halini alıyordu.
Çeçen direnişine dair
Rusya ile geçmişi savaşlarla ve acılarla dolu Çeçenlerin bu saatten
sonra Rusya ile ilişkilerini kardeşçe yürütmesi beklenemez; ancak
halihazırda direniş anlamında bir duraklama sürecinden bahsedilebilir.
Rusya’nın sınır tanımayan suikastleri ile Çeçen direnişinin lider
kadrosunun tamamına yakını şehit edildi. İçeride muhalif basını da aynı
yolla susturan Putin’in, Batı devletlerinden elle tutulur bir tepki
görmemesi, Çeçen tarafının çoktan gözden çıkarıldığını açıkça ortaya
koyuyor. Rusya’nın para ve madalyalarla satın aldığı sözde devlet
başkanı Ramzan Kadirov’un, Çeçenistan’da durumun normal olduğuna dair
demeçleri, mültecilerin koşarak Grozni’ye döndükleri ve huzur
içerisinde yaşadıklarına dair haberler koca bir balondan ibaret.
Çeçenistan’daki insani durum tüm dünya için bir utanç kaynağı
olmalıdır. Savaşın getirdiği sosyal çöküntü ise Putin’in baş
edemeyeceği kadar büyüktür. Yaşama sevinci kalmamış, ailesinin çoğunu
kaybetmiş ve ruhsal anlamda çökmüş binlerce Çeçen, herhangi bir dış
destekten yoksun olarak yaşama savaşı veriyor. Zaten Nord-Ost ve Beslan
baskınları da bunların en açık delili. Çeçenya’da Rusların
kullandıkları kimyasalların etkileri ise, savaş bugün bitse bile
acıları yıllarca canlı tutacak tahribatı şimdiden yapmış durumda.
Konya’nın yarısı büyüklüğündeki Çeçenistan’da yaşanan savaşı Kuzey
Kafkasya’dan ayrı tutmak mümkün değildir ve değerlendirme yapılırken
tüm coğrafya bir bütün olarak ele alınmalıdır: Gürcistan’da kadife
devrim yaptıran Amerika, NATO’ya girmek uğruna Amerikan uydusu halini
alan, Abhazya ve Güney Osetya sorunlarını kaşıyan Rusya’nın baskısını
hep hisseden Gürcistan, Hazar’daki hak paylaşımı sebebi ile geleceği ve
politikaları pek belli olmayan İran, onun yanı başında bulunan ve renk
seçimini yapamayan Azerbaycan, ekonomik geleceğini Kafkasya’ya bağlamış
ve enerji tekeli kurarak Sovyetler Birliği şaşaasının hayallerini kuran
ve hızla yeniden Sovyetleşen Rusya, sömürüden pay alamadığı için
sıkıntıda olan ve yakın gelecekteki Rusya tehlikesini yanı başında
hisseden Avrupa ve Karadeniz ülkeleri Kuzey Kafkasya ile doğrudan
çıkarları için ilgilenmektedir. Ve tüm bunların yanında siyasal
kozlarını kuvvetlendirmek, Avrupa ve Orta Asya’ya güçlü bir şekilde
açılmak isteyen, topraklarında üç milyondan fazla Kuzey Kafkasyalı
yaşayan ve en avantajlı konumda olan Türkiye, atalarından kendilerine
miras kalan bağımsızlıkları için her şeylerini feda eden Çeçenler ve
kaderleri aynı olan tüm Kuzey Kafkasyalılar.
Çeçenya bugün uluslararası bir sorundur ve çözümü pek çok devleti
doğrudan veya dolaylı şekilde etkileyecek boyuttadır. Mücadelenin
kazanılması, hem İslam alemi hem de Türkiye açısından tahmin edilemez
kazanımları beraberinde getirecektir. Emperyalistler için ise yıllar
boyu sürecek bir sömürünün sona ermesi ve masa başında vazgeçilemez bir
koz kaybı olacaktır. Bu yüzden Çeçenya’da yaşananları uluslararası bir
sorun olarak görmeli ve yapabileceklerimizin farkında
olmalıyız.
ÇEÇENİSTAN
Başkent: Caharkale (Grozni)
Nüfusu: Savaş öncesinde yaklaşık bir milyondu. Savaş esnasında 350 bin
şehit verildi ve yüz binlerce Çeçen mülteci, Rusya, Azerbaycan ve
Gürcistan gibi ülkelere sığındı.
Yüz ölçümü: 19.200 km2
Şehirleri: Grozni (Caharkale), Shali, Vedeno, Gudermes, Znamenskoye,
Naurskaya, Achkhoy-Martan, Urus-Martan, Shelkovskaya, Itum-Khale,
Shatoy, Nzhay-Yurt
Bağımsızlık tarihi: 1 Kasım 1991
Etnik durum: %82,9 Çeçen, %10,9 İnguş ve %6,4 diğerleri
Diller: Çeçence, Rusça
Doğal kaynaklar: Doğal gaz, petrol
İklim: Karasal iklim
|