Şeymiyev ılımlı İslam modelini yaymak amacıyla kendi dini okullarını ve üniversitelerini açarken, Rus hükümeti de Kafkasya’da “radikal İslam”ın etkisini kırmak amacıyla bir İslam üniversitesi açmayı hedefliyor.
Rusya’da İslam’ın ve Müslüman toplulukların bugünkü durumunu
anlayabilmemiz için komünizm sonrasında değişen din-devlet
ilişkilerini, daha somut bir ifadeyle hem kilise-devlet ilişkilerini
hem de devletin ve Rus Ortodoks Kilisesi’nin İslam’a ve Müslümanlara
bakışını anlamamız gerekiyor. Zira komünizm sonrası dönemde Rusya’da
devletin başta Müslümanlar olmak üzere diğer dini gruplara karşı
ürettiği siyaseti Rus Ortodoks Kilisesi’nden bağımsız düşünmemiz mümkün
değil. Sovyet topraklarında 1980’li yıllarda uygulanmaya başlayan
liberal politikalar, bölgedeki tüm dini kurumlar tarafından oldukça
olumlu bir biçimde karşılandı. Bu süreçten en karlı çıkan dini kurum
ise hiç şüphesiz Rus Ortodoks Kilisesi oldu. Sovyetler Birliği
döneminde devletin sıkı kontrolü altında bulunan Kilise, yayın
faaliyetlerini çeşitlendirme, eğitim faaliyetlerini artırma ve ibadet
yerlerini yeniden inşa etme bakımından yeni fırsatlar elde etti. Bu
durum Kilise’ye Rusya’nın dini hayatında yeniden merkezi bir rol elde
etme imkanını verdi. Kilise de tüm enerjisini buna yoğunlaştırdı. Rus
Ortodoks Kilisesi’nin devrim öncesi statüsüne dönüş talebi, yeni dönem
ile Çarlık dönemi arasındaki en önemli süreklilik unsuru olarak ortaya
çıktı.
John Anderson’a göre, Perestroyka reformlarının liberalleştirdiği din
politikaları sayesinde özelde Rusya’da genelde ise tüm eski Sovyet
coğrafyasında din-devlet ilişkilerinde iki önemli değişim ortaya çıktı.
Birincisi; din-devlet ilişkilerinde komünist dönemdeki çatışmacı ilişki
biçimi, yeni dönemde işbirliği modeline doğru evrildi. Tüm bölgede din,
artık savaşılması gereken bir düşman olmaktan çıktı. İkinci değişim ise
din politikalarının oluşturulma sürecinde ortaya çıktı. Bundan sonra
din politikaları daha açık ve şeffaf bir süreçte oluşturulmaya
başlandı. Başlandı başlanmasına ama Rusya’da din-devlet ilişkilerinde
işbirliği modeli denildiğinde, hep Rus devleti ile Rus Ortodoks
Kilisesi arasındaki işbirliği akıllara geldi. Ortodoksluk dışında kalan
İslam, Katoliklik ve Protestanlık gibi azınlık dinleri ve mezhepleri
yeni yasal liberal düzenlemelerden Rus Ortodoks Kilisesi kadar
yararlanamadılar, hatta süreçten dışlandılar. Bunun en açık örneği,
1991 yılında “din ve vicdan özgürlüğü” ile ilgili olarak kabul edilen
kanundan, 1997 yılında geçirilen yeni bir kanunla geri adım
atılmasıdır. Bu durumun en önemli nedeni ise, 1991 yılında oluşturulan
liberal ortama başta Rus Ortodoks Kilisesi olmak üzere muhafazakarların
gösterdiği reaksiyondur. Rus Ortodoks Kilisesi’ni “Rusya’nın tarihi ve
kültürel mirasının ayrılmaz bir parçası” olarak tanımlayan yeni
düzenlemenin İslam, Budizm, Hıristiyanlık ve Yahudilik gibi diğer
geleneksel dinleri hukuki olarak tanıması bile, yeni düzenlemeyi insan
hakları savunucularının eleştirilerinden kurtaramamıştır. Zira 1997
düzenlemesi, 1991’de kabul edilen kanunla karşılaştırıldığında dini
özgürlükler açısından pek çok kısıtlayıcı hüküm taşımaktadır.
Bugün Rusya’da, Rusya Müftülük Konseyi Başkanı Ravil Gaynutdin’in
verdiği rakamlara göre 23 milyon Müslüman yaşamaktadır. Müslümanlar
Rusya’da en fazla nüfus artış oranına sahip olan grubu oluşturuyor. Rus
nüfus artış oranı azalırken, Müslüman nüfusu giderek artıyor. Müslüman
nüfusun yoğunlaştığı bölgelerin başında Kuzey Kafkasya, Tataristan ve
son yıllarda yaşanan işçi göçü nedeniyle Moskova geliyor. Kuzey
Kafkasya ve Tataristan’da İslam’ın devletle kurduğu ilişki biçimi,
Rusya’daki İslam’ın iki cephesini gösteriyor. Alexander Beningsen’in
Çarlık Rusyası ve Sovyetler Birliği dönemi içinde Tatar cedidizmi ve
Kafkas müridizmi olarak ifadelendirdiği farklılaşma, Sovyet sonrası
dönemde de varlığını devam ettiriyor. Kafkas müridizmi direnmeye, Tatar
cedidizmi uzlaşma yollarını aramaya devam ediyor. Sovyet sonrası Rusya,
pragmatist bir yaklaşımla Müslüman azınlıklara karşı otoriterliği ve
esnekliği birleştirmiş durumda. Tataristan Cumhurbaşkanı Şeymiyev,
Putin’e Ortadoğu turunda eşlik ederken, Rusya’nın Çeçenistan’daki
insan hakları ihlalleri devam ediyor. Aynı şekilde Şeymiyev kendi
tercih ettikleri ılımlı İslam modelini yaymak amacıyla kendi dini
okullarını ve üniversitelerini açarken, diğer taraftan Rus hükümeti de
Kafkasya’da “radikal İslam”ın etkisini kırmak amacıyla bir İslam
üniversitesi açmayı hedefliyor.
Rusya son dönemde Tataristan yüzünü ön plana çıkararak İslam dünyası
ile ilişkilerini geliştirme peşinde. Putin’e Ortadoğu turunda eşlik
eden Şeymiyev’in Suudiler tarafından inanca hizmet etmesinden ötürü
ödüllendirilmesi, Putin’in İslam dünyasına yönelik yeni politikasının
önemli bir parçasını oluşturuyor. Şubat ayında Tataristan Cumhurbaşkanı
Şeymiyev ve İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu’nun başkanlığında
İstanbul’da yapılan Rusya-İKÖ Stratejik Vizyon Toplantısı ise Rusya ve
İKÖ üyesi ülkelerin birlikte gerçekleştirecekleri projeler için iyi bir
platform oluşturuyor. 2005 yılında Rusya’nın İslam Konferansı
Örgütü’nde elde ettiği gözlemci statüsü ile başlayan söz konusu iyi
ilişkiler bakalım Rusya’nın Müslüman nüfusuna yönelik politikalarına
yansıyacak mı?
|