Index arrow Düşünce Gündem arrow Sayı 30

Orta Asya: ABD işgali sonrası Afganistan: Taliban sonrası "en kanlı" yazın arefesinde PDF Yazdır E-posta
Yazar Mahmut Osmanoğlu - mosmanoglu@gmail.com   
2006 yazından bu tarafa ABD ve NATO askerlerinin Afganistan'da vermekte olduğu zayiatlar artıyor ve bu yılın, 2001'den sonra görülen en kanlı yıl olacağı tahmin ediliyor.

afganistan.jpgABD’nin “Şer Ekseni” macerasının ilk ayağı, daha doğru bir tabirle sıçrama tahtası Afganistan’dı. 11 Eylül eylemlerini bahane eden ABD, ilk müdahalesini Afganistan’a yaptı ve Kuzey İttifakı güçleri ile birlikte Taliban rejimini devirdi. Sebep, Taliban’ın el-Kaide örgütüne ve onun lideri Usame bin Ladin’e arka çıkması ve onu barındırması idi.
Taliban rejiminin 2001 yılı sonlarında devrilmesinin ardından ABD bu sefer asıl hedefinin ana ayaklarından birisini oluşturan Irak’a, “Saddam Rejimi”ne saldırdı. Serencamını hep birlikte izliyoruz.

Afganistan yaklaşık 15.000 Amerikan ve bir o kadar da NATO askerine bırakılarak dünya gündeminin dışında tutulmaya çalışıldı. Soğuk Savaş döneminde Afganistan’ı işgal ve kontrol etmeye kalkışan Sovyetler Birliği’nin yüz binlerce asker yığmasına karşılık ABD’nin sadece 15.000 civarında asker bırakması ve inisiyatifi NATO’ya vermesi belki de ABD’nin Afganistan’ı bir sıçrama tahtası olarak kullanmasının en büyük delili idi. Sovyetlerin hem sayı ve hem de ateş gücü açısından çok daha büyük bir güçle bile baş edemediği Afganistan’la yaklaşık 30.000 kişilik ABD ve NATO askeri nasıl baş edebilecekti. Diğer taraftan, her ne kadar yerli işbirlikçiler de olsa da, tarih boyunca her fırsatta yabancı işgalcilere Afgan topraklarını dar eden Afganlılara karşı bu hacimde bir güç aslında NATO açısından büyük bir risk almak manasına da geliyordu.

Bu arada, ABD cingözlüğüne de değinmekte yarar var: Irak’ta zaten zorda olan Amerikan ordusu bir yerde Afganistan’daki riskleri NATO’daki müttefiklerine yıkmak istiyordu ve yıktı da. Afganistan’ın güneyinden ve güney doğusundaki riskli bölgelerden çekilen ABD askerleri yerine İngiliz, Kanada ve Avustralya askerleri konuşlandırıldı.
Kanımızca, ülkelerini işgale yeltenen ateş gücü yüksek düşmanlarına karşı zamanı en etkili bir yıpratma silahı olarak kullanan Afganlılar (Bugün itibariyle bunu Taliban diye de okuyabiliriz.) şimdi bu süreci tekrar devreye sokmuş gözüküyor:

2006 yazından bu tarafa ABD ve NATO askerlerinin Afganistan’da vermekte olduğu zayiatlar artıyor ve bu yılın, 2001’den sonra görülen en kanlı yıl olacağı tahmin ediliyor. İstatistiklere bakacak olursak 2001 yılında resmi rakamlara göre 12 ABD askerinin ölmüş olduğunu ama bunun daha sonraki yıllarda katlanarak, ölü sayısının 2006 yılında 98 ABD ve 93 NATO askeri olmak üzere 191’e sıçramış olduğunu görüyoruz. 2007 yılının ilk üç ayında ise her iki tarafın vermiş olduğu kayıp ise şimdiden 47 olarak gözüküyor. Baharla birlikte artması öngörülen saldırıların bu rakamları çok daha yukarılara taşıması hiç de zor gözükmüyor ve kayıplar arttıkça NATO içerisindeki ve NATO’ya asker veren ülke kamuoylarındaki tartışmaların alevlenmesi bekleniyor.

Son iki yıldır, Taliban’ın, Irak’taki direnişçilerin Amerikalılara karşı kullandığı taktikleri, özellikle de intihar eylemlerini devreye sokması da ABD ve NATO güçlerini zora sokmuş gözüküyor. Son iki yıldır intihar eylemlerinde, iddialara göre çoğu sivillere zarar verse de, büyük bir artış göze çarpıyor. 2005 yılında gerçekleşen 25 intihar eylemine karşılık 2006 yılında 139 eylem yapılmış. 2000 intihar bombacısın eyleme hazır olduğunu iddia eden Taliban, 2007 yılının Taliban sonrası “en kanlı” yıl olacağı uyarısında bulunuyor.

Taliban son yıllarda sadece intihar bombacılarının sayısını artırmadı: Taliban hem savaşçı sayısını artırdı ve hem de yeni uçaksavar ve tanksavar silahlar elde etti. (Taliban’ın direnişi ve başarısının artması, global ve bölgesel düzlemde ABD muhalifi ve ABD’den kuyruk acısı olan güçlerin Taliban’a el altından yardımlarını da artıracaktır ve bu yeni silahlar bunun bir göstergesidir.)

Taliban bu baharla birlikte bir taraftan güney ve güney doğu Afganistan’daki hakimiyet alanını genişletmeye çalışırken, diğer taraftan bu bölgeyi ve Afgan halkını ülkedeki yabancı varlığı ve onun işbaşına getirdiği Afgan hükümetine karşı kışkırtacak ve bunu dini bir vecibe, “cihad” olarak empoze etmeye çalışacaktır. Taliban bu çabalarında yalnız değildir. Bir taraftan Pakistan’dan hatırı sayılır sayıda medrese talebesi Taliban saflarına katılmakta, diğer taraftan da Sovyetler Birliği işgaline karşı direnişin sembollerinden Gülbeddin Hikmetyar ve grubu da Taliban’la stratejik işbirliği yapmaktadır.

Bu arada, ABD ve NATO destekli Hamit Karzai Hükümeti, yaklaşmakta olan tehlikenin farkındadır, Taliban’ı ve kendilerine yönelik silahlı muhalefeti bölme planları yapmaktadır. Karzai, bizzat Taliban liderlerinden bazıları ile görüştüğünü ve onları siyasi sürece davet ettiklerini açıklamıştır. Ayrıca, Hikmetyar’ın da Kabil ile gizli görüşmeler yürüttüğü iddia edilmektedir.

Şu da var ki, bu tür uzlaşma çabaları Kabil’deki Taliban muhalifleri tarafından hoş karşılanmazken, diğer taraftan Taliban bunu Kabil hükümetinin zaafına da yorabilir. Afgan Hükümeti Taliban’ı bölerek siyasi sürece dahil etme ve kendisine karşı silahlı muhalefeti zayıflatma taktiği gütse de, Taliban da Kabil hükümetinin omurgasını oluşturan ama son yıllarda bir şekilde Karzai ile ilişkileri soğuyan Kuzey Güçleri ile görüşmeler sürdürmekte olduklarını ilan etmiştir.
Afganistan’ı yakından izleyenlerin ortak kanısı, bir Taliban liderinin de belirttiği üzere, bu yazın Taliban sonrası dönemin “en kanlı” yazı olmaya aday olduğudur. Bu da NATO ve ABD güçlerini, Afganistan’dan çıkmak veya bir çığ gibi artan Taliban saldırılarına karşı Afganistan’daki askeri personelini artırmak gibi her ikisi de zor bir seçime zorlayabilir.
Eğer böyle giderse, Afganistan ateşi NATO’yu da yakar (yıkar), ABD güçlerini de; hem de Irak’tan daha beter. Bu ifadelere şaşılmamalı; çünkü Afgan tarihi bunun örnekleriyle doludur.

 

Sayı 44

MÜLTECİ HAYATLARDAN TANIKLIKLAR
Başımızın üzerine toprak döker, paramızı çıkarırız.
“1944 yılında daha sekiz yaşımda iken Rusya’nın gerçekleştirdiği büyük sürgünde ailemle beraber Özbekistan’...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Av. Taner Kılıç*
Mültecilik mevzuatından kaynaklanan sorunlar ve çözüm önerileri

Türkiye’de geçici sığınmacı pozisyonunda tutulan Avrupa dışından gelen iltica başvurusunda buluna...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Ahmet Emin Dağ*
İHH üç kıtada mültecilerin yanında
Mülteci kampları, çoğu ülkede başlangıçta mağdurların sığınağı olurken, bir süre sonra onların hayatını sınırlayan birer hapishaneye dönüşüyo...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Michel Gaude*
Değerli Konuklar,
İHH İnsani Yardım Vakfı’nın düzenlediği, mültecilerin kötü yaşam koşulları üzerine görüşlerimi sunacağım konferansa katılmak benim için büyük bir onur...

Adanmış Hayatlar Mülteci bir çizer; Naci el-Ali
Filistin direnişinin 60 yıllık öyküsünü, işgaller ve sürgünlerin özgürlüklerine gölge düşürdüğü binlerce Filistinlinin yurtlarından edilerek ülkelerine hasret bir hayata mahkum edilişini, çizgileriyle...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Av. Bülent Yıldırım*
Av. Bülent Yıldırım
Mültecilik konusunun, mültecilerin yaşadıkları sorunların ve bu sorunlar için üretilecek çözüm önerilerinin tartışılacağı sempozyumumuza hoş geldiniz. Tarih...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Prof. Dr. Kemal Kirişçi*
Osmanlı ve cumhuriyet Türkiye'sinde göç ve sığınma
Avrupa Birliği’nin son yıllarda mültecilere yönelik geliştirmiş olduğu mevzuatlar Türkiye’yi ve AB etrafındak...