Index arrow Düşünce Gündem arrow Sayı 29

Ortadoğu: Komşuda pişer, Yemene de düşer (mi?) PDF Yazdır E-posta
Yazar Taha Kılınç - taha_kilinc@yahoo.com   
Yemen, 2007’nin Şubat ayından itibaren, kuzeydeki Sa’da şehri ve çevresinde "Şii isyancılar"a devletin gösterdiği şiddetli reaksiyonla gündeme geldi.

Eisenhower Doktrini’nden BOP’a
1947’de ilan edilen Truman Doktrini ile Sovyet Rusya’nın güneye doğru yayılmasını engelleyen ABD, hemenyemen.jpg ardından ilan ettiği Marshall Doktrini ve bundan 10 yıl sonra, Ocak 1957’de kabul ettiği Eisenhower Doktrini ile Ortadoğu ülkelerine direkt müdahale edebilme imkanı buldu.

Türkiye’yi ziyaret eden ilk Amerikan Başkanı olan Dwight Eisenhower tarafından Kongre’ye sunulan doktrine göre, ABD, bağımsızlığını korumak için ekonomik kalkınma gayreti içine giren Ortadoğu ülkelerine ekonomik ve askeri yardım yapacak, yine söz konusu ülkelerin istemesi halinde, “komünist dış güçler”in silahlı saldırıları karşısında, Amerikan askerlerini kullanabilecekti.

Ortadoğu’yu tam anlamıyla Amerikan denetimine açan doktrini ilk kabul eden ülke Lübnan oldu. Lübnan’ı, Pakistan, Irak, Yunanistan ve Türkiye izledi. Doktrini son kabul eden ülke İsrail olurken; Mısır, Ürdün ve Suriye, Eisenhower’ın planına karşı çıktılar.

Önceleri ABD ve Sovyet Rusya arasında kendince bir denge politikası gütmeye çalışan, ama dünyanın gidişatına göre tavır almayı daha doğru bularak Kore Savaşı’nda canla başla ABD’nin yanında yer alan Türkiye, bunun “ödülünü” önce NATO’ya kabul edilmekle, sonra da hala devam eden “ABD’nin bölgedeki stratejik ortağı” payesini elde etmekle aldı.

Mısır, Enver Sedat’ın 1977’deki ani Kudüs ziyaretinin ardından ABD ve İsrail’le “müttefik” haline gelirken; Ürdün de 1995 yılında İsrail’le barış antlaşması imzaladı. 1879 yılından beri toprakları üzerinde Rus elçiliği bulunduran Suudi Arabistan, 1945 yılında, ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt ve Kral Abdülaziz arasında imzalanan antlaşma ile Amerikan şirketlerinin Suudi petrolü üzerindeki denetimini kabul etmiş oldu.

Geç olsun, güç olmasın!
Ortadoğu ülkeleri içinde Amerika ile “stratejik” ilişkilerini geliştirme anlamında “en geç kalanlardan biri”, coğrafi konumuyla, dünya devi olmayı isteyen bütün süper güçlerin iştahını kabartan Yemen oldu. 1991 yılındaki Birinci Körfez Savaşı’nda Irak’ın tarafını tutan, dolayısıyla Amerikan karşıtı cephede yer alan Yemen’in beklediği “demokrasi ve ilerleme fırsatı”, 11 Eylül sonrası süreçte ayağına geldi: Büyük Ortadoğu Projesi.

Kabaca, Arap ülkelerini demokratikleştirmeyi ve Ortadoğu’nun tümünü, Afrika’nın da bir kısmını içine alan bir bölgede siyasi değişim ve gelişimleri öngören projede, Yemen için biçilen rol gücünün epey üzerinde. Amerika Başkanı Bush tarafından “örnek alınacak bir demokrasi”ye sahip olduğu ilan edilen Yemen’de, 1978 yılından beri Ali Abdullah Salih iktidarı yönetimde.

Yemen’e neden böyle bir projede rol biçildiğini anlamak için bu ülkenin Ortadoğu jeopolitiğindeki yerine göz atmak ufuk açıcı olabilir:
Kızıldeniz’in Hint Okyanusu’na açıldığı Babu’l-Mendeb boğazına hakim konumuyla Yemen, dünyanın önemli petrol sevkıyat güzergahlarından biri üzerinde yer alıyor. Dünyada tüketilen günlük petrolün %50’den fazlası, yaklaşık 45 milyon varil petrol, Ortadoğu ve çevresindeki önemli boğazlardan taşınıyor. Süveyş Kanalı yoluyla Kızıldeniz’den geçen bütün gemiler için Babu’l-Mendeb Boğazı tek alternatif durumunda. Yapılan araştırmalar, 2025 yılında ABD’nin, ihtiyacı olan petrolün %70’den fazlasını kendi toprakları dışından temin etmek zorunda olacağını gösteriyor. Buna Avrupa ve Çin’in petrol ihtiyacı da eklendiğinde, ABD’nin kendisine zorluk çıkarmayacak “örnek demokrasi”lere ne kadar muhtaç olduğu daha iyi anlaşılır.

Durumdan çıkarılan vazifeler
Yemen, Körfez Savaşı sonrası süreçte, siyasi açıdan belki de en zor zamanlarını yaşadı. Güçlü komşusu Suudi Arabistan tarafından dışlanan ve yalnızlığa itilen Yemen, çözümü ABD ile yakınlaşmakta buldu. Bunun doğal bir sonucu mudur bilinmez, Suudi Arabistan ile uzun yıllardır devam eden sınır ihtilafına da bu süreçte son verdi.
Kademeli olarak “demokrasi”ye geçen Yemen, “gerektiğinde” Amerikan askerlerinin topraklarını kullanmasına da yeşil ışık yaktı. Aynı dönemde, Avrupa ile de yakınlaşma süreci başladı. Fakat Yemenli karar alıcıları, “ağabeyleri” önünde mahcup edecek bazı gelişmeler de olmadı değil:

1992 yılında, Amerikan askerlerine karşı girişilen kanlı saldırının ardından, 2000 yılında Aden Körfezi açıklarındaki USS Cole adlı savaş gemisine bomba yüklü bir tekneyle saldırı düzenlendi. Yine 2002 yılının Aralık ayında Yemen’de üç Amerikalı doktor öldürüldü.

Bu saldırıların her birinin ardından, ülkedeki ‘aşırı’ları kademeli olarak devre dışı bırakan Yemenli yöneticiler için Amerikan planlarına adapte olmak, diğer bazı örneklere bakıldığında, çok sancılı olmadı. Öyle ki Yemen, İsrail ve Amerika tarafından desteklendiği bilinen Eritre tarafından işgal edilen Kızıldeniz’deki adaları konusunda bile sorunu diplomatik olarak halletme yoluna gitti.

Churchill’in dediği gibi…
Zaman zaman ülkenin kuzey kesimlerinde yaşayan Şiilere yönelik şiddet olaylarıyla medyaya konu olan Yemen’den iki senedir bu yönde haber gelmiyordu. 2005 yılının Mayıs ayında ise ülkenin önemli Şii liderlerinden Yahya Hüseyin ed-Deylemi ölüm cezasına çarptırılmış, Muhammed Ahmed Muftah da sekiz yıla mahkum edilmişti.
Yemen, 2007’nin Şubat ayından itibaren, kuzeydeki Sa’da şehri ve çevresinde “Şii isyancılar”a devletin gösterdiği şiddetli reaksiyonla gündeme geldi. İran ve Libya tarafından desteklendiği varsayılan Şiilere önemli kayıplar verdirildiği gelen haberler arasında.

Sözün özü, her şey, Büyük Britanya Başbakanı Winston Churchill’in 1936 yılında Avam Kamarası’nda söylediği gibi: “Bir damla petrol, bir damla kandan daha değerlidir.”

 

Sayı 45

İSLAM COĞRAFYASI: Sömürgeden bağımsızlığa Cezayir

Cezayir halkı, tam 130 sene Fransa’ya her ne pahasına olursa olsun boyun eğmemekte direndi ve sonunda 1962 yılında bağımsızlığını elde etti. ...

45. Sayı Sunuş
Değerli Okuyucularımız,
Geçtiğimiz temmuz ayında, 1995 yılında Srebrenitsa’da katledilen Müslümanları anma merasimi için bölgedeydik. BM Barış ...

DOSYA; Irak'ın Sessiz Çığlığı: Sonuç ve öneriler
2003 yılından bu yana Irak’ın içinde bulunduğu koşullar, olumsuz ambargo mirası üzerine bindiğinden çok büyük bir yıkıma neden olmuştur. İşgal sonrası uygulanan yanl...

DÜNYA GÜNDEMİ; G-8 ülkeleri ve zirvenin geleceği
G-8 zirvesi, dünya sorunlarına çözüm bulma zirvesi mi, yoksa yalnızca bir fotoğraf zirvesi mi? ...

ROPÖRTAJ; Irak'ın cesur kadınları

İHH İnsani Yardım Vakfı olarak Irak Türkmen Kadınları Derneği Başkanı Yüsra Ömer’i, bir grup Iraklı hanımla beraber temmuz ayında Türkiye’de ağırladık. İstanb...


DÜNYA GÜNDEMİ; AFRİKA: Soykırım iddiaları
Sudan’da çıkarlarını bir türlü sağlayamayan küresel güçler, çözümü devlet başkanını soykırım gibi çok ciddi bir suçla yargıl...