Çözülmeyi bekleyen gerçek sorunların tartışılmasına sıra gelmeyen bir ülkede işgal devam ederken peş peşe kurulan hükümetlerin bir anlamı olabilir mi?
Geçtiğimiz mart ayı, Filistin’de kardeş kanının akıtıldığı zorlu bir
dönemin ardından, yolu Mekke’den geçen ittifaklar ve yoğun pazarlıklar
sonucu Ulusal Birlik Hükümeti’nin kurulmasına sahne oldu. Böylelikle
Ortadoğu’ya demokrasi getirme sevdalısı güçler tarafından dahi
nezihliği teslim edilen Filistin genel seçimleri sonrasında oyların
çoğunluğunu elde eden Hamas, iktidar koltuğunu muhalefetle paylaşmaya
bir bakıma icbar edildi.
Kurulan yeni hükümet, Filistin’de çok geniş bir kesimi temsil etmesi
açısından bir ilk. Yine İsmail Heniye’nin, geçmişte varılan anlaşmalara
saygılı olacaklarını vurgulaması ve hükümetin temel amacının 1967’de
işgal edilen topraklar üzerinde Filistin devletini kurmak olduğunu
söylemesi de Hamas hareketi açısından bir ilk.
Parlamento seçimlerine katılmasıyla beraber siyasi sürece bir şekilde
entegre olan ve yeni bir siyasi dili benimsemenin ilk işaretlerini
veren Hamas’ın, hükümetteki temsilcilerini hareketin liderlerinden
ziyade akademisyenlerden seçerek belki de İsrail’le olan görüşmelerini
kolaylaştırmak istemesi de gözlerden kaçmıyor. Yine Suudi Arabistan’ın
başını çektiği Mekke ittifakı açılımıyla ortaya çıkan tabloda Hamas;
Suriye-İran ekseninden uzaklaşarak, Batılı ülkelerce itidalli olarak
adlandırılan Arap devletlerine yaklaştı. Bu açıdan bakıldığında
Filistin davasında yeni bir dönemece girildiği kesin.
Filistin’in 11. hükümetini yerel ve bölgesel birçok problemin beklediği
aşikar. Bunların başında ise hükümetin uluslararası arenada kabul görüp
görmeyeceği meselesi geliyor.
İsmail Heniye başkanlığındaki Ulusal Birlik Hükümeti’nin kurulup
güvenoyu almasından hemen sonra İsrail, terörist unsurlar barındırmakla
suçladığı bu hükümetin hiçbir bakanıyla temas kurmayacağını bildirdi.
Başlangıçta kurulacak olan hükümeti tanımayacağını vurgulayan ABD’nin,
daha sonra hükümetin icraatlarına göre tavır alacağını ilan etmesi ise
yeni yönetime uzatılmış bir zeytin dalı olarak okunabilir. Uluslararası
toplum ise, bu konuda ikiye bölünmüş durumda. Rusya, Çin, Brezilya,
Norveç, İsveç gibi ülkeler şimdilik olumlu görüşler bildirerek
hükümetin kurulmasını destekledi. Öte yandan, İngiltere’nin hükümet
yetkilileriyle görüşme yapacağı yönündeki söylentiler gerçekleşirse bu,
İngiltere siyasetinde de yeni bir döneme girildiği manasına gelecektir.
Ancak söz konusu ülkelerin bu konuda ABD’ye rağmen tamamen bağımsız bir
politika izlemesi de beklenmemeli. Bugüne kadar hükümet üyeleriyle
görüşmeler gerçekleştiren diplomatların el-Fetih mensubu isimlerle bir
araya gelirken Hamaslı yetkililerle görüşmemeye özen göstermesi de
sözünü ettiğimiz endişeden kaynaklanıyor olsa gerek.
Arap dünyasına gelince; başlangıçta seçimlerde Hamas’ın başarı
kazanmasını kendileri için bir tehlike olarak gören Arap yönetimleri,
yaşanan gelişmelerle, Hamas’ın artık Filistin topraklarında göz ardı
edilemeyecek bir güç olduğunu gördü. Bu açıdan, Arap devletlerinin
hükümet kanadında kendilerine yakın olanları desteklemekle birlikte
Hamas faktörünü de göz ardı etmeyecekleri tahmin edilebilir.
Öte yandan “terörist” Hamas’ı iş başına getirdiğinden dolayı açlığa
mahkum edilen Filistin halkının yaşadığı ekonomik sorunlar da çözüm
bekleyen problemler listesinin ilk sıralarında yer alıyor.
Oslo Barış Süreci sonrasında oluşturulan Filistin Özerk Yönetimi’nin,
Avrupa ülkeleri ve ABD’den gelecek mali yardımlara bağımlı kılınması,
söz konusu yardımların yönetim ve halkın üzerinde Demoklesin kılıcı
gibi sallanmasına yarıyor. Arap ve İslam ülkeleri bu konuda inisiyatifi
ele almadıkça bu yardımlar, Filistin’in yumuşak karnı olmaya devam
edecektir.
Temiz ve dürüst kadrolarıyla halkın güvenini kazanan Hamas’ın,
yolsuzluk iddialarıyla gündeme gelen hükümet ortaklarından el-Fetih’in
üst düzey yetkilileri hakkında nasıl bir politika izleyeceği de akla
gelen sorular arasında.
Diğer yandan Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın, ulusal güvenlik
biriminin başına, Hamas’a rağmen, taraflar arasındaki çatışmaları
fitilleyen kişi olarak büyük tepki çeken Muhammed Dahlan’ı getirmesi
hükümet içerisindeki görüş ayrılıklarının en bariz örneğini oluşturuyor.
İçte ve dışta baş edilmesi güç problemlerle karşı karşıya bulunan
Ulusal Birlik Hükümeti, en önemli sınavını ise kendi kuruluş amacı
konusunda vereceğe benziyor. Gerçekten kurulan bu hükümet,
anlaşmazlıkları bir yana koyarak Filistin davasını önceleyecek,
bağımsızlığı gündeminin baş maddesine oturtacak bir birlik hükümeti mi?
Yoksa farklı görüşler ve stratejik vizyonlar içeren ve zorunluluktan
dolayı bir araya “iliştirilen” yamalı bir görünüme sahip iktidar
heveslisi bir topluluğun yansıması mı? Görünen o ki, Ulusal Birlik
Hükümeti, iç ve dış sorunlardan öte bizzat kendiyle imtihan edilecek.
Bir yanda Filistin topraklarında haksızca yükselen ırkçı duvar, İsrail
hapishanelerinde tutulan esirler, her gün kervana katılan yeni şehitler
ve Filistin halkının akan kanı, gözyaşları… Diğer yanda suni
gündemlerle meşgul edilen ve birbirine düşürülen aynı davanın
çocukları… Çözülmeyi bekleyen gerçek sorunların tartışılmasına sıra
gelmeyen bir ülkede işgal devam ederken peş peşe kurulan hükümetlerin
bir anlamı olabilir mi? Kanaatimce Filistin Ulusal Birlik Hükümeti’ni
asıl bu açıdan okumak gerekiyor.
|