|
İnsan hakları, demokratikleşme, güvenlik tehdidi ise ABD ile Rusya arasındaki mücadelede sık sık gündeme getirilen içi boşaltılmış kavramlar olarak karşımıza çıkmayı sürdürüyor.
Sovyetler Birliği’nin 1991 yılında yıkılmasının ardından eski Sovyet cumhuriyetleri birer birer bağımsızlıklarını kazanmaya başladılar. Sovyetler Birliği’nin dağılması ile Soğuk Savaş dönemi sona ererken, Amerika Birleşik Devletleri süper güç haline geldi. 1945 sonrası dönemin süper gücü Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin varisi Rusya, bugün yalnızca büyük güçlerden biri. Lakin ABD ile Rusya arasındaki nüfuz mücadelesi, özellikle Orta Asya toprakları söz konusu olduğunda sona ermiş değil.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından bugünkü Orta Asya Cumhuriyetleri Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Tacikistan, önemli bir nüfuz mücadelesi alanı haline geldi. Bu ülkelerin Çin, Hindistan, Afganistan, İran gibi uluslararası dengeler açısından son derece önemli ülkelere komşu olmaları, önemlerini arttırıyor. Bilhassa ABD, Rusya ve son yıllarda da Çin’in stratejik manevraları, Orta Asya halklarının refah ve huzurunu doğrudan etkiliyor. Bu ülkelerde meydana gelen insan hakları ihlallerinin ve insani durumun siyasi liderlerin diplomatik manevralarıyla olan doğrudan ilişkisi, bölgedeki dengeleri anlamayı mecbur kılıyor.
11 Eylül 2001’de meydana gelen olaylar ve ABD yönetiminin ilan ettiği “teröre karşı savaş”, tüm dünya için olduğu gibi Orta Asya Cumhuriyetleri için de bir dönüm noktası oldu. Afganistan’a müdahalesini bahane ederek Özbekistan ve Kırgızistan’daki hava üslerine yerleşen ABD, bölge politikasını güvenlik, enerji ve demokrasi ekseninde şekillendirmeye devam ediyor. ABD’nin “İslamcı terör” tanımlamasını başlangıçta kendi çıkarlarına uygun bulan ve özellikle Kafkasya’daki saldırgan tutumunu bu söyleme eklemlenerek meşrulaştırmaya çalışan Rusya, “terörizm karşıtı koalisyon”un önemli bir aktörü olarak karşımıza çıkmaktaydı. Bu çerçevede ABD ile Rusya liderleri karşılıklı ziyaretlerinde yeni stratejik ilişkilerini dostluk, işbirliği, ortak değerler, güven, açıklık gibi kavramlarla temellendirdiler. İki taraf da, Orta Asya ve Kafkaslar’da yaşayan ulusların istikrar, egemenlik ve toprak bütünlüğünü sağlamak istediğini ortaya koydu. Ancak ABD’nin bölgede kullandığı yeni hava üsleri, Hazar petrollerini Rusya ve İran’ı bertaraf edecek ve Gürcistan-Türkiye üzerinden Batı pazarlarına ulaştıracak Bakü-Ceyhan Petrol Boru Hattı’na olan desteği ve Gürcistan, Ukrayna ve Kırgızistan’da art arda ortaya çıkan liberal tandanslı devrimlerle Orta Asya’da artan nüfuzu, Rusya’yı tedirgin etmeye başladı. Rusya, özellikle son üç yıldır Çin, Hindistan ve Orta Asya ülkeleri ile gerek ikili düzeyde, gerekse bölgesel platformlarda gerçekleştirmeye çalıştığı ekonomik, siyasi ve askeri işbirliği ile bölgedeki ABD nüfuzunu azaltma çabasını sürdürüyor. Zira Rusya ve Çin, 2005’te Kırgızistan’da meydana gelen ve Aksar Akayev’i deviren harekete müdahale edememiş olmaktan endişe duymuşlardı. Olayların ardından bölgedeki kontrollerini arttırma çabalarına hız verdiler. Aksi bir durum, ABD hegemonyasının Asya’nın merkezinde taht kurması ve ABD’nin Rusya ile Çin’e sınır komşusu olması anlamına geliyor. Bilhassa Rusya, ABD’nin bölgedeki stratejik amaçlarından rahatsızlık duyuyor ve Orta Asya’yı kendi liderliğinde adeta tek bir çatı altında birleştirmek istiyor.
ABD hegemonyasını dengeleyen en önemli bölgesel güç, 2001 yılında Çin’deki bir toplantı ile kurulmuş olan Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ). İlk aşamada Rusya, Çin, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan’ın katılımıyla kurulan ve “Şanghay Beşlisi” olarak anılan grup, 2002’de Özbekistan’ın da katılımıyla “Şanghay Altılısı” olarak anılmaya başlandı. Moğolistan, İran, Hindistan ve Pakistan ise ŞİÖ’de gözlemci statüsüne sahip. Rusya, ŞİÖ aracılığıyla ABD’nin bölgedeki etkisine karşı çıkmak için çaba sarf ediyor. Temmuz 2005’te Kazakistan’ın Astana şehrindeki zirveden çıkan karar sonucunda Özbek lider Kerimov, ülkesindeki üs dolayısıyla Orta Asya’dan ne zaman çekileceğine dair ABD’den bir tarih vermesini istemişti. Bugün ABD, Afganistan’daki operasyonları için yalnızca Kırgızistan’daki hava üssünü kullanabiliyor. Rusya, ayrıca Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Belarus’un da üye olduğu Avrasya Ekonomik Birliği ile aynı ülkelerin ve Ermenistan’ın üye olduğu Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü aracılığıyla askeri ve ekonomik alanlarda kendi liderliğinde bölgedeki örgütlenmeyi sağlamaya çalışıyor. İki oluşum da Rus generalleri tarafından yönetiliyor. Rusya ayrıca askeri harcamaları arttırarak ve orduda kapsamlı reformlar gerçekleştirerek Orta Asya’daki Rus etki sahasını genişletmeye çalışıyor. Bir taraftan ŞİÖ bünyesinde ortak savunma sistemi kurma çabalarını sürdürürken, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan’daki askeri varlığını güçlendiriyor. Son olarak Ocak ayında Özbekistan ile yaptığı yeni bir anlaşma, Rusya’nın Orta Asya’daki son başarısı olarak değerlendiriliyor. Bu anlaşmaya göre Rusya acil durumlarda Özbekistan’ın Navoi hava üssünü kullanabilecek, buna karşılık Özbekistan’a modern donanma sistemleri ve hava savunma silahları sağlayacak. Bu gelişme, Sovyet hava savunma sisteminin yeniden canlandırılması ve ABD’nin Orta Asya’dan azami ölçüde uzaklaştırılması olarak yorumlanıyor. Putin’in Münih Konferansı’nda ABD’nin uluslararası politikalarına yaptığı sert eleştiriler de, Rusya’nın güç mücadelesini hızlandırdığının bir göstergesi.
ABD ile karşısında güç birliği oluşturmaya çalışan büyük güçler arasında kalan Orta Asya ülkelerinin liderleri, daimi diplomatik çabalarla iktidarlarını korumaya çalışıyorlar. Çoğu Sovyet döneminden miras liderler, ABD’nin sözde “demokratik devrimlere destek” ve “dünya halklarını zorba yönetimlerden kurtarma” söylemini çıkarlarına pek de uygun bulmadılar. Kırgızistan’ın devrik lideri Akayev’in yaşadıklarını da göz önünde bulundurarak, daha önce tehdit olarak algıladıkları Rusya ve Çin’e yaklaşmaya, ABD’den ise uzaklaşmaya başladılar. Kırgızistan’daki devrimin ardından, Orta Asya’da ABD’ye ait tek üs olarak kalan Kırgızistan’da bulunan Manas Havalimanı’ndaki Amerikan askeri tesisleri, Afganistan’daki operasyonlar için en önemli lojistik merkez olarak hizmet vermeye devam ediyor. Akayev’in ardından devrimle iktidara gelen Kurmanbek Bakıyev, ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in Ağustos 2005’teki ziyareti sırasında hava üssünün statüsünün devam edeceğinin garantisini vermişti. Ancak Bakıyev, Rusya ile ilişkilerini de dengede tutmaya gayret ediyor.
Kazakistan ve Türkmenistan da ABD’nin önem verdiği Orta Asya ülkeleri arasında bulunuyor. 2010 yılında İran’dan daha fazla miktarda petrol ihraç etmesi beklenen Kazakistan’ın, bu petrolün bir kısmını ABD destekli Bakü-Ceyhan petrol boru hattı ile Batı pazarlarına iletmesi bekleniyor. Kazakistan, ayrıca ABD’nin isteğiyle Irak’a 27 birlik göndermişti. Bu birlikler, sembolik de olsa ABD-Kazakistan ilişkilerinde yakınlaşmaya işaret ediyor. Ancak Kazakistan, Rusya ve Çin ile olan politik dengeleri de gözetmeye özen gösteriyor. ABD, Saparmurat Niyazov döneminde nüfuz edemediği Türkmenistan’da da Niyazov sonrası dönemi bölgedeki jeopolitik etkisi açısından bir fırsat olarak değerlendiriyor. ABD, Niyazov’un ardından 14 Şubat’ta göreve gelen Gurbanguli Berdimuhammedov’un ülkeyi daha önce kapalı kaldığı Batı pazarlarına açmasını umut ediyordu. Ancak Berdimuhammedov, yalnızca sağlık ve eğitim alanlarında reform yapacağını açıkladı.
ABD’nin amacı, bir taraftan Afganistan’a yerleşmek için üs olarak Orta Asya ülkelerini kullanmak ve alternatif petrol ve doğalgaz rezervleri üzerindeki kontrolü sağlamak, bir taraftan da Orta Asya ülkelerinde serbest piyasa ekonomisini hakim kılarak bu pazarlara serbestçe nüfuz edebilmek. Irak’ta tanık olunanlardan sonra, ABD’nin demokratikleşme söylemini bu hedefe giderken bir araç olarak kullandığını söylemek dahi gereksiz. Rusya ise ABD hegemonyası karşısında bölge aktörlerini harekete geçirerek kendi nüfuz alanını kurma çabasında. İnsan hakları, demokratikleşme, güvenlik tehdidi ise ABD ile Rusya arasındaki mücadelede sık sık gündeme getirilen içi boşaltılmış kavramlar olarak karşımıza çıkmayı sürdürüyor.
|