Darfur’da yaşanan kriz ciddi bir insanlık krizi olmakla birlikte, bu krizin Sudan hükümetine yönelik suçlamalara indirgenmesi ve varsayımlara istinaden "yüzyılın insanlık dramı" gibi tanımlamalarla ifade edilmesi, sorunu başka boyutlarda tartışmayı zorlaştırıyor.
BM rakamlarına göre -belki de tahminlerine göre demek daha doğru olacak- Darfur’da son dört yılda tırmanan şiddet 2,5 milyon insanın yerlerinden olmasına ve 200 binden fazla insanın da ölümüne neden oldu. 2006 yılının Mayıs ayında Abuja’da, Hartum hükümeti ile Sudan Kurtuluş Ordusu arasında anlaşma imzalanmış, ancak bu anlaşma Darfur’da güvenlik ve barışı sağlayamamış, bölgeden gelen haberler durumun daha da kötüye gittiğini ortaya koymuştu. Geçtiğimiz günlerde ise isyancıların, BM ve Afrika Birliği temsilcileriyle görüşmeleri sırasında, ateşkese sadık kalacaklarını ve müzakere masasına dönmek istediklerini belirtmeleri, dikkatleri yeniden Darfur’a çekti.
Darfur sorunu son bir yılda en fazla dünya gündeminde yer alan konu oldu. Darfur’da yaşanan kriz ciddi bir insanlık krizi olmakla birlikte, bu krizin Sudan hükümetine yönelik suçlamalara indirgenmesi ve varsayımlara istinaden “yüzyılın insanlık dramı” gibi tanımlamalarla ifade edilmesi, sorunu başka boyutlarda tartışmayı zorlaştırıyor. Hartum hükümeti, kendisine yönelik suçlamaları reddederken, Darfur’da yaşananların Batı dünyası tarafından abartıldığını ileri sürüyor. Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir de barış görüşmelerinden bir türlü sonuç alınamamasının nedeni olarak Batı müdahalesini gösteriyor ve dış baskının Darfur’daki savaş ortamının devam etmesine neden olduğunu ileri sürüyor.
Batı dünyası ise sorunun çözümüne değil, sorunun Batı eliyle nasıl çözüleceğine odaklanmış durumda. Dolayısıyla Batı, Hartum hükümetinin ve Afrika Birliği’nin barış için atmış olduğu tüm adımları görmezden gelerek suçlamalarına devam ediyor. Görünen o ki, Darfur’daki sorunun nasıl çözüleceğinden ziyade kim tarafından çözüleceği daha büyük bir mesele olarak duruyor. Öte yandan Ortadoğu ve Arap dünyasındaki diğer sorunlarla karşılaştırıldığında Darfur sorunu Arap medyasında çok fazla ilgi görmüyor. Bazı Arap medya organları, bölgede yaşanan insani krizi görmezden gelerek Darfur sorununu “Sudan’ı parçalamayı ve zenginliklerini çalmayı amaçlayan Siyonist-Amerikan komplosu” olarak nitelendiriyorlar. Aslında pek çok İslam ülkesi de benzer yaklaşımlarla sorunu görmezden geliyor. Dolayısıyla Darfur’da yaşanan sorun, Batı ve İslam dünyası karşıtlığı çerçevesine hapsediliyor ve gün geçtikçe çözülebilir bir sorun olmaktan çıkıyor.
Hal böyle olunca, sorun Batı dünyasının manipülasyonları doğrultusunda dünya kamuoyunda yerini almaya devam ediyor. Batı, kendi beklentileri doğrultusunda kimi zaman sorunu abartıyor, kimi zaman ise yaşanan insani krizi dışarıdan seyrederek müdahale için uygun zamanı bekliyor. İsyancı grupların yeniden barış masasına oturma yönündeki isteklerini belirtmelerinin hemen ardından Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Darfur’da savaş suçu işlediği öne sürülen isimleri açıklamaya başlaması ise gerçekten manidar. Bu isimlerin başında, Sudan’ın eski İçişleri Bakanı Ahmed Muhammed Harun’un gelmesi ise ayrıca dikkat çekici. Harun, cinayet, tecavüz ve işkence olaylarından sorumlu tutulan hükümet yanlısı Cancavit milislerinin oluşturulmasında rol almakla suçlanıyor. Mahkeme, Darfur’daki işkence, tecavüz ve cinayet iddialarını soruşturmak üzere bölgeye gönderdiği heyetin raporuna binaen bu isimleri açıklıyor. Ancak bu heyet, güvenlik kaygıları nedeniyle soruşturmanın büyük bölümünü Sudan dışında yapmış ve bu nedenle insan hakları örgütleri tarafından eleştirilmişti. Dolayısıyla bu rapor, diğer pek çok uluslararası rapor gibi gözlemlere değil, varsayımlara dayanıyor.
Darfur’da yaşanan sorunun her şeyden önce çok faktörlü ve çok katmanlı bir sorun olarak yeniden tanımlanmaya ve bu minvalde İslam dünyası tarafından sahiplenilmeye ihtiyacı var. Ne Hartum hükümetinin sorunu Sudan sınırları içerisinde çözme konusundaki ısrarlı tutumu ne de genelde İslam dünyası ve özelde Arap dünyasının bu sorunu “Batı dünyasının kendi çıkarları doğrultusunda ortaya attığı suni bir sorun” olarak görme girişimi Darfur’da yaşanan dramı örtbas etmemeli. Bu kriz, ister siyasi, ister etnik, isterse coğrafi nedenlerle olsun ciddi bir insanlık krizidir. Bu sorun Sudan’ın egemenliğine saygı duyarak ve tarafların çıkarlarına ihtimam göstererek siyasi müzakereyle çözülmelidir. Her şeyden önemlisi Darfur sorununun çözümünde İslam dünyası başat rol almalı ve Batı’nın Afrika siyasi arenasında bu denli etkin rol almasını engellemelidir.
BM, Darfur’da başlayan sorunun gün geçtikçe sınırları da aşarak büyüdüğünü göstermeye çalışmakta ve benzer suçlamalarla şimdi de Çad’ı dünya gündemine taşımaya gayret etmektedir. Nitekim Çad, Sudan ve Orta Afrika Cumhuriyeti’nin birbirlerinin topraklarına saldıran silahlı güçleri desteklememek konusunda bir anlaşma imzalamalarının hemen akabinde Birleşmiş Milletler Mülteci Örgütü’nün, Sudan’ın Darfur bölgesindeki şiddetin Çad’a da sıçradığı ve bu ülkede 1994’te Ruanda’da yaşanana benzer bir soykırım yaşanabileceği yönündeki açıklaması, BM’nin müdahale ve nüfuz alanını genişletme isteğinin bir göstergesi olarak okunabilir.
|