Index arrow Düşünce Gündem arrow Sayı 28

Balkanlar: Osmanlı barışından "Balkanlaşma"ya doğru PDF Yazdır E-posta
Yazar Yrd. Doç. Necmettin Alkan - necmettinalkan@gmail.com   
farklı milletlerin iç içe yaşadığı bir bölgede sadece belli bir etnik gruba ait ada devletler meydana getirmek, bölgedeki istikrarsızlığın temel nedeni olmaktadır.

Balkanlar’daki bölünmeler ve iç çatışmalar artık öylesine bir hal almıştır ki, siyasi terminolojide ayrılmayı, etnikbalkanlasma.jpg.jpg çatışmaları ve belli etnik grupların ortadan kaldırılmasını ifade eden “Balkanlaşma” ve “etnik temizlik” gibi kavramlar kullanılmaya başlanmıştır. Şu günlerde bölgede belli bir sükunet gözlense de, artık Balkanlar’a barışın hakim olduğuna inanmak yanıltıcı olur. Çünkü halihazırdaki manzara, etkin dış güçlerin baskılarıyla mevcut problemlerin hasıraltı edilmesinin ve dikkatlerin daha ziyade sıcak bölgelere kaydırılmasının bir neticesidir. Yoksa, bölgedeki problemler sadece geçici bir süre dondurulmuş ve rafa kaldırılmıştır. Bu makalede, Balkanlar’ın “Balkanlaşması”nın ve buna nihai bir çözüm üretil(e)memesinin sadece tarihi nedenleri üzerinde kısaca durulacaktır.

Balkanlar’ın “Balkanlaşması” veya “Balkanlaştırılması” yeni bir olgu değildir; aksine kökleri bölgedeki Osmanlı hakimiyetinin sona er(diril)mesine kadar geri gitmektedir. Yüzyıllar boyu süren Osmanlı hakimiyeti sırasında, bölgede böylesine bir tarihi mirasın oluşumuna zemin hazırlayacak bir altyapı aslında mevcut değildi. Mevcut sıkıntılar, Osmanlı iç dinamiklerinden değil, daha ziyade harici faktörlerden zuhur etmiştir. Nitekim Osmanlı Devleti, bölgeyi kısa zamanda fethettikten sonra, literatürde “Millet Sistemi” olarak geçen sistemle, bölgede meskun olan milletlerin dini inanışlarına göre örgütlenmesine müsaade etmiştir. Müslümanlar, Ortodokslar ve Katolikler gibi belli başlı din ve mezheplere mensup her grup, kendi hiyerarşik yapısı içinde örgütlenme serbestiyetine sahipti; kendi yapıları içinde dini, hukuki ve iktisadi meseleleri, eğitim ve vergi toplama gibi konuları başlarındaki cemaat liderinin gözetiminde kendileri organize ederlerdi. Bu yapı içinde devlet, en tepede bir organizatör veya hakem gibi görev yapmaktaydı. Çok ciddi birtakım sıkıntılar çıkmadığı sürece, devlet bu yapıya müdahalede bulunmuyordu. Balkanlar ve diğer Osmanlı coğrafyasında tesis edilen bu yönetim mekanizması altında mevcut bölünmeler ve dolayısıyla ihtilaflar en aza indirilmişti. Daha da önemlisi, her millete sınırlı da olsa kendi kendini yönetme ve kendi değer yargıları çerçevesinde yaşama hakkı verilmişti. Bu sistem, çok ciddi etnik çatışmalara sebebiyet vermeksizin başarılı bir şekilde yüzyıllar boyunca uygulanmıştı. Osmanlı barışının devam ettiği bu sıralarda çıkan bölgesel çatışmalar ise, her yerde cereyan edebilecek o günkü şartlarda olağan birtakım mahalli adli olaylardı ve bunlar etnik-siyasi bir hüviyet taşımamaktaydı.

Balkanlar’da Osmanlı millet sistemi çatısı altında yüzyıllar boyu devam eden barış ortamı, 1789 Fransız İhtilali’yle öne çıkan fikir akımlarından milliyetçiliğin bölgede kabul görmesi, dönemin Avrupalı büyük devletlerinin de bu milletleri kışkırtması ve desteklemesi sonucu çatırdamaya başlamıştı. Nitekim, 1804-1827 Sırp İsyanı’yla başlayan bu etnik ayrışma, 1821-1830 Yunan İsyanı neticesinde ilk milli devletin kurulmasıyla artık her yerde uygulanacak bir model halini almıştı. Bundan sonraki zaman diliminde isyanlar, kurulan ada devletler ve dolayısıyla etnik temizlikler birbirini takip etmişti.

Bu şekilde kurulan her “milli” devlet, dayandığı etnik yapı dışındakileri dışlayıcı bir oluşuma girmiş ve onları ya asimile olmaya ya da göç etmeye zorlamıştı. Bu aşamada en çok mağdur edilenler ise Türkler, Boşnaklar ve Arnavutlar gibi Müslüman milletlerdi. Yine bu devletler hiçbir tarihi altyapısı olmayan, Büyük Sırbistan ve Büyük Hırvatistan gibi birtakım milli idealleri gündeme getirerek komşularının topraklarına göz dikmişler ve bu topraklar üzerinden büyümeye çalışmışlardı. Son olarak zikredilmesi gereken husus ise, Balkanlar’daki belli başlı Hıristiyan milletlere bağımsız devlet kurma şansı verilirken, bulundukları yerlerde çoğunluğa sahip olmalarına rağmen Müslüman milletlerin bu sürecin dışında bırakılmalarıdır. Bu yetmiyormuş gibi, içinde Müslüman nüfusu barındıran devletler ise, Müslümanları kendi hakimiyetleri önünde engel görmüşler ve Müslüman nüfusu azaltmak için etnik temizliğe başlamışlardı. Balkanlar’daki iç savaşlar ve etnik temizlikler zinciri böylece süreklilik kazanmıştır. Bu durumun örneğine son olarak 1990-1995 yılları arasında II. Yugoslavya’nın çözülmesi sürecinde ve sonrasında şahit olduk.

Gerek II. Yugoslavya’nın dağılması ve gerekse 1995 sonrasındaki yeniden yapılanmalarda, Balkanlar’daki bu acı tecrübelerden istifade edilmemiş ve aynı hatalar tekrar edilmiştir. Tarihi tecrübenin ortaya koyduğu gibi, böylesine farklı milletlerin iç içe yaşadığı bir bölgede sadece belli bir etnik gruba ait ada devletler meydana getirmek, bölgedeki istikrarsızlığın temel nedeni olmaktadır. Yapılması gereken; bölgedeki etnik, milli, dini ve kültürel farklılıkları kapsayan, temelinde ötekine hayat hakkı tanıyan ve ötekinin her türlü kültürel özgürlüğünü garanti altına alan geniş katılımlı bir oluşuma gidilmesidir. Diğer bütün çözümler, bir sonraki iç savaşlar için sebep teşkil etmekten başka bir anlam taşımayacaktır.

 

Sayı 44

İslam Coğrafyası; Bir Muhacir Ülkesi: ÜRDÜN
Altı milyonluk nüfusun yarısından fazlasını Filistinlilerin oluşturduğu Ürdün, bir muhacir ülkesi olarak anılır.

Coğrafya
Ürdün,  kuzeyde Suriye, kuzeydoğuda Ira...

Film Tanıtımı: In This World
Orijinal adı: In This World (Bu dünyada)
Yönetmen: Michael Winterbottom
Senaryo: Tony Grisoni
Yapım: 2002, İngi...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Prof. Dr. Kemal Kirişçi*
Osmanlı ve cumhuriyet Türkiye'sinde göç ve sığınma
Avrupa Birliği’nin son yıllarda mültecilere yönelik geliştirmiş olduğu mevzuatlar Türkiye’yi ve AB etrafındak...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Michel Gaude*
Değerli Konuklar,
İHH İnsani Yardım Vakfı’nın düzenlediği, mültecilerin kötü yaşam koşulları üzerine görüşlerimi sunacağım konferansa katılmak benim için büyük bir onur...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Prof. Dr. Ahmet Yaman
İslam kaynaklarında ve geleneğinde mültecilik algısı
İslam geleneğine göre mülteciler, sığındıkları toplumun asli üyesi sayılırlar. Mültecilerin can ve mal dokunulmazlığı başt...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Fuat Özdoğru
Dünyada mülteci hareketleri, Türkiye'nin konumu ve mültecilerin karşılaştıkları sorunlar

Dünyadaki mülteci hareketleri, mültecilerin karşılaştıkları sorunlar ve Tür...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Dr. Lami Bertan Tokuzlu*
Türk sığınma mevzuatında devletin takdir yetkisi sorunu

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, “insan haklarına saygılı devlet” ilkesi gereği sığınma hakkını Anayasa...