|
Dünya siyasetinin ekseni değişiyor ve bu devletlerin hepsi de bunun farkında. Değişen eksenin hangi şanslı ülke ya da bölge üzerinde sabitleneceğini ise bugünkü nüfuz hareketleri belirleyecek.
Ocak ayında İran Devlet Başkanı Mahmud Ahmedinejad, Latin Amerika’nın
seçimin terini yeni atmış üç ülkesini ziyaret etti. Her üç ülkede de
verilen mesajlar benzerdi: Bizler kardeş devletleriz, halklarımız
kardeş; çünkü çok fazla ortak noktamız var.
Gerek ideolojik gerekse kültürel açıdan oldukça farklı görünen
toplumların karşılıklı olarak bu tür bir söylemi benimsemeleri ilk
esnada kulağa garip gelebilir. Ancak gerçekten de birtakım ortak
özelliklerin (ya da çıkarların) var olması bir yana, bu devletlerin
bütün ortak özelliklerini toplayan bir dış unsur aşikar olsa gerek.
Nitekim Ahmedinejad ve diğer liderler objektiflere el ele pozlar
verirken hepsinin üzerinde bütün bu ziyaret sürecini irkilmiş bir
vaziyette yan gözle izleyen aynı devletin bakışları vardı.
Ahmedinejad, Venezüella, Nikaragua ve Ekvador’da çiçeklerle, basit bir
resmi karşılamadan öte halkın sıcak ilgisiyle karşılandı. Ekvador’da
yeni başkan Rafael Correa’nın göreve başlama törenine katılan
Ahmedinejad, Chavez ile birlikte adeta "biraderlik" ilişkisi
sergiliyor. Chavez’in, Ahmedinejad’ı "adil hakların savunucusu" olarak
isimlendirmesi, apaçık verilmeye çalışılan bir mesaj olarak
algılanmalı. Hiç kuşkusuz dünyanın "öteki" tarafında bir gruplaşmaya
gidildiği, bir blok oluşturulmaya çalışıldığı söylenebilir. Ancak bugün
tanıklık ettiğimiz bu çabalar, Soğuk Savaş döneminden hayli farklı.
Devletlerin yakınlaşmasında ideolojik unsurlar etkisini yitirirken
(önceden ne kadar etkili olduğu da ayrı bir bahis mevzuudur) günümüz
dünyasının daha geçer akçeleri olan ekonomik ve askeri ilişkiler öne
çıkmakta. Dolayısıyla burada verilen "mücadele" gerçekten de
"emperyalizme" karşı bir savaş değil. Gerek ABD’ye petrol sağlayan ilk
beş ülkeden biri olan Venezüella, gerekse Rusya’dan satın aldığı TOR-M1
savunma füzelerinin sevkıyatını henüz tamamlayan İran, ekonomik ve
askeri ilişkiler söz konusu olduğunda pekala ideolojik ayrım
gözetmiyor. Ne var ki, burada söz konusu devletlerin ilişkilerini ve
dış politikalarını belirleyen, aldıkları tavırların, vermeye
çalıştıkları mesajların içeriğini oluşturan hassas nokta ne ideolojik,
ne ekonomik ne de askeri; bunun ayrımını yapmak gerekir.
Dünya siyasetinin ekseni değişiyor; pusulanın gösterdiği yönde yer
alacak kutup da. Bu tıpkı büyük kıtaların yer değiştirmesi gibi bir
değişim; on yıllık bir süreçte gözle görülebilecek şekilde belirgin ve
hızlı bir değişim değil, ağır ancak istikrarlı bir değişim. Öyle ki,
konjonktürün aynı kalmasına yönelik her çaba, bir önceki girişimden
daha kötü, daha başarısız bir sonuç veriyor. Dünya siyasetinin ekseni
değişiyor ve bu devletlerin hepsi de bunun farkında. Değişen eksenin
hangi şanslı ülke ya da bölge üzerinde sabitleneceğini ise bugünkü
nüfuz hareketleri belirleyecek. Gerek Latin Amerika, gerekse İran,
modern ulus devlet sisteminin kurulmasından bu yana
marjinalleştirilmeye ve sistemin dışına itilmeye, geçmişte sahip
oldukları kadim medeniyet geleneklerine rağmen büyük güçlerin nüfuz
alanları haline getirilmeye çalışıldı. Dolayısıyla zengin yeraltı ve
yer üstü kaynakları ile genç iş gücüne sahip iki bölgenin, artık
barındırdıkları zenginliklerin gerçek zilyetliğini tekrar elde etmek
için güçlerini birleştirmeleri doğal karşılanmalı. Zira bu halkları
gerçekten "kardeş" ya da "ortak" kılan da budur: Değişen eksenin
menziline yerleşebilmek ve kaybettiklerini geri alabilmek. Bugünün
"Amerika karşıtlığını" basit bir hamburger yemezcilik ya da içi
boşaltılmış anti-emperyalist söylemler olarak algılamamak gerekir.
Sorun ABD yönetiminin işlediği insan hakları ihlalleri ise, diğer
bölgesel ya da büyük güçler de (hatta "güç" bile olamayan pek çok
devlet) benzer suçları, hatta belki çok daha da ağırlarını el altından
yıllardır işlemekte. Dolayısıyla artık insan hakları meselesi de
gerçekten bir kaygı unsuru olmaktan çıkıp, siyasi olarak "nasıl"
yapıldığı, stratejik olarak da "kime karşı" yapıldığı önemli hale
gelmiş bulunmakta.
Bu nedenledir ki, Ahmedinejad’ın (Hatemi’nin daha önceki benzer dostane
atmosferde geçen ziyaretleri ve Ahmedinejad’ın son dört ay içerisindeki
ikinci ziyareti olduğu da düşünülecek olursa) özelde Venezüella,
genelde de Latin Amerika ziyareti, bu çerçevede bir "dostluk"
ilişkisinin ilanıdır. Ortak fabrikaların kurulması, petrole yönelik
yatırımlar, ABD karşıtı fonun oluşturulması gibi beraber atılan
ekonomik adımlar ve kurulan stratejik ortaklık, sadece İran’ın, uranyum
zenginleştirme politikalarına yönelik BM tarafından alınan yaptırım
kararları karşısında kendisine bir destekçi arama çabası olarak değil
birebir iki devletin de pusulanın ibresine oynama girişimleri olarak
değerlendirilebilir.
Dünyanın ekseni artık değişiyor. Ekseni değiştiği gibi, işleyişi ve
işlenişi de değişiyor. Dünya haritası aynı kalsa da haritaya bakışlar
ve haritaya bakınca görülenler değişiyor. Bu yüzden bu denli farklı
coğrafyalar arasında dokunan mekiklere alışmaya başlamak, bizim için
ileride en büyük kolaylık olacak.
|