Index arrow Düşünce Gündem arrow Sayı 27

Balkanlar: Kontrollü gerginlik stratejisi ve Sırbistan genel seçimleri PDF Yazdır E-posta
Yazar Yusuf Armağan - yusufarmagan@gmail.com   
Sandığa Sırplar gitmiştir, ancak sonuçlarından en çok bölge ülkeleri ve özellikle de Bosna-Hersek etkilenmiştir. İşte bunun adı ‘kontrollü gerginlik’tir.

Verdikleri her kararla ülkelerinden ziyade, bölgeyi etkileyen sonuçlara imza atan Sırp halkı, Sırbistan’ın yeni parlamentosunu oluşturmak için 21 Ocak 2007’de bir kez daha sandık başındaydı.

Seçimlerin galibi tıpkı 2003 yılında olduğu gibi, aşırı milliyetçi Sırp Radikal Partisi (SRS) olurken, ikinciliği, 2003sirp.jpg seçimlerinin üçüncüsü Demokrat Parti (DS), üçüncülüğü ise Sırbistan Demokratik Partisi (DSS) aldı. Radikal Sırpların seçim sevinci sadece bir gece sürdü. Cumhurbaşkanı Boris Tadiç’in, hükümeti kurma görevini, kendi partisi DS ile DSS’ye vereceğini açıklaması, kurulacak hükümetin, AB yanlısı bir hükümet olacağının ilk sinyaliydi. Tadiç, "Avrupa yanlısı partiler çoğunluğu elde etti. Bu, Sırbistan'ın Avrupa ve dünyaya gönderdiği önemli bir işarettir." derken DS’nin başbakan adayı Bozidar Djeliç de demokrasi yanlısı hükümetin birkaç hafta içinde kurulacağını söylüyordu.

SRS’nin hükümet kuramayacağının seçimlerin hemen akabinde ortaya çıkmasının ardında, tıpkı 2003 seçimlerinde olduğu gibi AB’nin ve Amerika’nın etkili olduğu görülüyor. AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Javier Solana, "Çoğunluk demokratik ve Avrupa yanlısı partilere oy vermiştir." derken aslında yeni Sırbistan hükümetine de şekil veriyordu. Avrupa Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn’in, Beyaz Saray sözcüsü Tony Snow’un, İsveç Dışişleri Bakanı Karl Bild’in beyanatları, Batı’nın Sırbistan’da nasıl bir hükümet istediğini ifade etmeleri açısından önemli birer mesaj niteliğindedir.

Burada, Batılı güçlerin özellikle gözlerden kaçırmaya gayret ettikleri hususa dikkat çekmekte yarar var. Sırbistan’daki demokratik unsurların, SRS kadar açıktan olmasa da aşırı milliyetçi söyleme sahip oldukları asla unutulmamalıdır. Örneğin; koalisyonun büyük ortağı olması kuvvetle muhtemel DSS’nin genel başkanı Vojislav Koştunitsa’nın, 1994 yılında kaydedilen görüntülerinde, kuşatma altındaki Saraybosna’nın tepelerinden bakarak, "Sırbistan’ın gelecekteki sınırlarına bakıyorum ve çok mutluyum." şeklindeki sözleri oldukça anlamlıdır. Bu görüntüler, Miloşeviç’i iktidardan indiren "demokratik" lider olarak tanınan Voyislav Koştunitsa’nın aslında göründüğü gibi olmadığının küçük ama önemli bir göstergesidir. Balkan kasabı Slobodan Miloseviç’in 2000 yılında sanıldığı gibi, katliamlardan dolayı devrilmediğini, tam aksine savaşı kaybetmesinden dolayı görevinden alaşağı edildiğini ifade etmeliyiz.

1 Ekim 2006’da Bosna-Hersek’te yapılan genel seçimler sonrasında, Bosna-Hersek Başbakanlığı görevini SNSD’nin üst düzey üyesi, aşırı Sırp milliyetçisi Nikola Şpiriç’in kazandığını düşünürsek ve bu durumu Sırbistan seçimlerinin sonuçlarıyla birleştirerek analize kalkışırsak, Bosna-Hersek’i zor bir dönemin beklediğini söylemek durumunda kalırız. Kosova, Sırbistan ve Bosna-Hersek üçgenindeki son gelişmelerin, önümüzdeki yılların hayli sıkıntılı sonuçları beraberinde getireceği açıktır. Kosova’nın bağımsızlığının, yeni Sırbistan Hükümeti’nin kurulmasının akabinde ilan edileceğini varsaydığımızda, Bosnalı Sırplar, Bosna-Hersek’ten ayrılmanın startını vermekte pek de gecikmeyeceklerdir. Bosnalı Sırpların Bosna-Hersek’ten ayrılarak Sırbistan’a katılacak olma ihtimali, bölgenin 1990’ların başına yeniden dönme riskini kuvvetlendirmektedir.
Son Sırbistan seçimlerinin, Kosova’yı bağımsızlığın verilip verilmeyeceği noktasında değil, verilecek bağımsızlığın, içereceği koşullar bağlamında etkileyeceğini söyleyebiliriz. Zira Sırbistan’ın dış politikadaki seyrini bu kararın neleri içerdiği belirleyecektir.

Balkanlar’da yaşanan kanlı sürecin baş aktörü Sırbistan, bilinçli olarak, bölgenin en güçlü ülkesi konumunda bırakılmıştır. Çünkü ABD’nin bölgede var olabilmesi, Sırbistan’ın bölge ülkeleri üzerinde oluşturduğu belirleyicilikle doğru orantılıdır. "Kosova Sırbistan’ın ayrılmaz bir parçasıdır." kaydını içeren anayasanın referandumla kabulü ve son seçimlerde gizli milliyetçilerin iktidara gelmesine yönelik telkinler bunun bir kanıtıdır. Referandumun temel esprisi; "Kosova Sırbistan anayasasına rağmen bağımsızlık alabiliyorsa, pekala Bosnalı Sırplar da Bosna-Hersek anayasasına rağmen bu kararı alabilirler." şeklinde özetlenebilir. Sandığa Sırplar gitmiştir, ancak sonuçlarından en çok bölge ülkeleri ve özellikle de Bosna-Hersek etkilenmiştir. İşte bunun adı ‘kontrollü gerginlik’tir.

 

Sayı 44

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Av. Bülent Yıldırım*
Av. Bülent Yıldırım
Mültecilik konusunun, mültecilerin yaşadıkları sorunların ve bu sorunlar için üretilecek çözüm önerilerinin tartışılacağı sempozyumumuza hoş geldiniz. Tarih...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Av. Bülent Yıldırım*
Av. Bülent Yıldırım
Mültecilik konusunun, mültecilerin yaşadıkları sorunların ve bu sorunlar için üretilecek çözüm önerilerinin tartışılacağı sempozyumumuza hoş geldiniz. Tarih...

Kısa - Kısa
150 kaçak mülteci taşıyan gemi Libya’da battı
Libya’dan İtalya’ya kaçak mülteci taşıyan bir gemi battı. Mısırlı bir diplomat tarafından yapılan açıklamada haz...

44. Sayı Sunuş
Değerli okurlar,
İHH İnsani Yardım Vakfı’nın, faaliyetlerinin önemli bir kısmının hasredildiği mülteciler; yaşadığımız dünyanın karşı karşıya kaldığı en temel insani mese...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Dr. Lami Bertan Tokuzlu*
Türk sığınma mevzuatında devletin takdir yetkisi sorunu

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, “insan haklarına saygılı devlet” ilkesi gereği sığınma hakkını Anayasa...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Fuat Özdoğru
Dünyada mülteci hareketleri, Türkiye'nin konumu ve mültecilerin karşılaştıkları sorunlar

Dünyadaki mülteci hareketleri, mültecilerin karşılaştıkları sorunlar ve Tür...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Av. Abdulhalim Yılmaz*
Türkiye’de mültecilerin hukuki sorunlarının çözülmesi ve STK’ların rolü

Günümüzde sığınma sebepleri daha çok siyasi nitelikteki “zulüm” kaynaklı olsa da; önümüz...