Sandığa Sırplar gitmiştir, ancak sonuçlarından en çok bölge ülkeleri ve özellikle de Bosna-Hersek etkilenmiştir. İşte bunun adı ‘kontrollü gerginlik’tir.
Verdikleri her kararla ülkelerinden ziyade, bölgeyi etkileyen sonuçlara
imza atan Sırp halkı, Sırbistan’ın yeni parlamentosunu oluşturmak için
21 Ocak 2007’de bir kez daha sandık başındaydı.
Seçimlerin galibi tıpkı 2003 yılında olduğu gibi, aşırı milliyetçi Sırp
Radikal Partisi (SRS) olurken, ikinciliği, 2003 seçimlerinin üçüncüsü
Demokrat Parti (DS), üçüncülüğü ise Sırbistan Demokratik Partisi (DSS)
aldı. Radikal Sırpların seçim sevinci sadece bir gece sürdü.
Cumhurbaşkanı Boris Tadiç’in, hükümeti kurma görevini, kendi partisi DS
ile DSS’ye vereceğini açıklaması, kurulacak hükümetin, AB yanlısı bir
hükümet olacağının ilk sinyaliydi. Tadiç, "Avrupa yanlısı partiler
çoğunluğu elde etti. Bu, Sırbistan'ın Avrupa ve dünyaya gönderdiği
önemli bir işarettir." derken DS’nin başbakan adayı Bozidar Djeliç de
demokrasi yanlısı hükümetin birkaç hafta içinde kurulacağını söylüyordu.
SRS’nin hükümet kuramayacağının seçimlerin hemen akabinde ortaya
çıkmasının ardında, tıpkı 2003 seçimlerinde olduğu gibi AB’nin ve
Amerika’nın etkili olduğu görülüyor. AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi
Javier Solana, "Çoğunluk demokratik ve Avrupa yanlısı partilere oy
vermiştir." derken aslında yeni Sırbistan hükümetine de şekil
veriyordu. Avrupa Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli
Rehn’in, Beyaz Saray sözcüsü Tony Snow’un, İsveç Dışişleri Bakanı Karl
Bild’in beyanatları, Batı’nın Sırbistan’da nasıl bir hükümet istediğini
ifade etmeleri açısından önemli birer mesaj niteliğindedir.
Burada, Batılı güçlerin özellikle gözlerden kaçırmaya gayret ettikleri
hususa dikkat çekmekte yarar var. Sırbistan’daki demokratik unsurların,
SRS kadar açıktan olmasa da aşırı milliyetçi söyleme sahip oldukları
asla unutulmamalıdır. Örneğin; koalisyonun büyük ortağı olması kuvvetle
muhtemel DSS’nin genel başkanı Vojislav Koştunitsa’nın, 1994 yılında
kaydedilen görüntülerinde, kuşatma altındaki Saraybosna’nın
tepelerinden bakarak, "Sırbistan’ın gelecekteki sınırlarına bakıyorum
ve çok mutluyum." şeklindeki sözleri oldukça anlamlıdır. Bu görüntüler,
Miloşeviç’i iktidardan indiren "demokratik" lider olarak tanınan
Voyislav Koştunitsa’nın aslında göründüğü gibi olmadığının küçük ama
önemli bir göstergesidir. Balkan kasabı Slobodan Miloseviç’in 2000
yılında sanıldığı gibi, katliamlardan dolayı devrilmediğini, tam aksine
savaşı kaybetmesinden dolayı görevinden alaşağı edildiğini ifade
etmeliyiz.
1 Ekim 2006’da Bosna-Hersek’te yapılan genel seçimler sonrasında,
Bosna-Hersek Başbakanlığı görevini SNSD’nin üst düzey üyesi, aşırı Sırp
milliyetçisi Nikola Şpiriç’in kazandığını düşünürsek ve bu durumu
Sırbistan seçimlerinin sonuçlarıyla birleştirerek analize kalkışırsak,
Bosna-Hersek’i zor bir dönemin beklediğini söylemek durumunda kalırız.
Kosova, Sırbistan ve Bosna-Hersek üçgenindeki son gelişmelerin,
önümüzdeki yılların hayli sıkıntılı sonuçları beraberinde getireceği
açıktır. Kosova’nın bağımsızlığının, yeni Sırbistan Hükümeti’nin
kurulmasının akabinde ilan edileceğini varsaydığımızda, Bosnalı
Sırplar, Bosna-Hersek’ten ayrılmanın startını vermekte pek de
gecikmeyeceklerdir. Bosnalı Sırpların Bosna-Hersek’ten ayrılarak
Sırbistan’a katılacak olma ihtimali, bölgenin 1990’ların başına yeniden
dönme riskini kuvvetlendirmektedir.
Son Sırbistan seçimlerinin, Kosova’yı bağımsızlığın verilip
verilmeyeceği noktasında değil, verilecek bağımsızlığın, içereceği
koşullar bağlamında etkileyeceğini söyleyebiliriz. Zira Sırbistan’ın
dış politikadaki seyrini bu kararın neleri içerdiği belirleyecektir.
Balkanlar’da yaşanan kanlı sürecin baş aktörü Sırbistan, bilinçli
olarak, bölgenin en güçlü ülkesi konumunda bırakılmıştır. Çünkü ABD’nin
bölgede var olabilmesi, Sırbistan’ın bölge ülkeleri üzerinde
oluşturduğu belirleyicilikle doğru orantılıdır. "Kosova Sırbistan’ın
ayrılmaz bir parçasıdır." kaydını içeren anayasanın referandumla kabulü
ve son seçimlerde gizli milliyetçilerin iktidara gelmesine yönelik
telkinler bunun bir kanıtıdır. Referandumun temel esprisi; "Kosova
Sırbistan anayasasına rağmen bağımsızlık alabiliyorsa, pekala Bosnalı
Sırplar da Bosna-Hersek anayasasına rağmen bu kararı alabilirler."
şeklinde özetlenebilir. Sandığa Sırplar gitmiştir, ancak sonuçlarından
en çok bölge ülkeleri ve özellikle de Bosna-Hersek etkilenmiştir. İşte
bunun adı ‘kontrollü gerginlik’tir.
|