Şarku’l-Avsat gazetesinden Susan Abtah’ın da yazdığı gibi, sonunda Saddam’dan da yeni bir Kamis-i Osman (Hz. Osman’ın kanlı gömleği) yani fitne yarası üretildi. Yargılamadan infaza kadar Saddam Hüseyin’in son anları hep fitneye çanak tutacak şekilde gerçekleştirildi. İdamı hak edip etmediğinin tartışılması bir yana, idama giden süreçte birçok gariplik vardı. Aslında bu gariplikler muamma bile sayılamaz, çünkü açıktan ve göstere göstere yapıldı. Hepsi bir şekilde gözler ve kameralar önünde gerçekleşti. Bu, fütursuzluğun ötesinde sanki bir meydan okuma ve intikam sahnesiydi.
Garabetlerden birisi idamın bayramda gerçekleşmesi ve bu hususta Şii
dini mercilerden de onay alınmasıydı. Ama o mevzuya gelene kadar iç içe
geçmiş birçok gariplik vardı. Bunlardan birisi, Saddam’ın
yargılanmasının tarafsız bir bölge veya ülke yerine Bağdat’ta
gerçekleşmesi ve bunu yapanların arasında Saddam’ın eski hasımlarının
da olmasıydı. Yargıçlar ısrarla, Enfal ve Halepçe davasında taraf olan
Kürtlerden seçilmişti. Böylece kendileri de Sünni olan etnik Kürtlerle
etnik Arap Sünnilerin arası açılmak isteniyordu. İkinci kademedeki
yanlış, Saddam’ın kendisine karşı yapılan bir suikast girişimi
dolayısıyla yürütülen Duceyl Davası’nda 100 ila 150 kişinin hayatına
son verilmesi nedeniyle idam edilmesiydi. Saddam’ın diğer davalar
bitmeden ve tüm suçların toplamından idam edilmek yerine Duceyl gibi
Şiilerle alakalı tartışmalı bir davadan dolayı idamı sanki iki toplum
arasında kalıcı nefret tohumları ekmek içindi. Şii ve Sünni
kaynaşmasının en sakin ve sorunsuz ülkesi böylece Şii-Sünni
kavgalarının yeşerdiği bir vaha haline geliyordu. Irak bu anlamda denek
olarak seçilmişti. Zira Irak’ta çıkacak mezhep kavgalarının ve etnik
kavgaların bir ucu bölgeye sıçrayacaktı ve nitekim öyle de oldu. Irak
işgalinden sonra Şii hilalinden ve buna mukabil Sünni ittifakından
bahsedilmeye başlandı.
İran basını Saddam’ın idam sahnesinin bir komplo olduğunu yazdı. Ancak
Komplo olmasına komploydu, ama kimin komplosu? sorusu ortada kaldı.
Zira infazın bayramda gerçekleşmesi için Şii din adamlarından fetva
alınmıştı. Saddam’ı idam edilmesi için Şiilere teslim eden Bush Biz
olsaydık adabınca idam ederdik ve böyle olmazdı. Şiiler Saddam’ın
idamını bir intikam aracına ve sahnesine çevirdiler. diyecekti. Bush,
Maliki ve hükümetini suçladı; İdamı intikam sahnesine çevirdiler. dedi
ama bile bile Saddam’ı infaz için Şiilere teslim etti. Bereket, Saddam
Mukteda’nın dediği gibi meydanlarda asılmadı. Demek ki Saddam tamamen
Şiilere bırakılmış olsaydı ortaya belki de daha kötü sahneler
çıkabilirdi. İdamın işgalin gölgesinde gerçekleşmesinde belki de fayda
vardı. Zira Abbasiler iktidara geldiklerinde Emevi halifelerini
kabirlerinden çıkararak cezalandırmışlardı. Rubai’nin dediği gibi Irak
böyle bir kültürden geliyordu. Nedense Emevi Haccac ile Abbasi Seffah
çizgisi Irak’ta deveran edip gidiyor; iktidarlar değişiyor ama yöntem
değişmiyordu.
Saddam veya üvey kardeşi Barzan’ın idamında yaşanılan ihlaller
gerçekten de Saddam’ın hasımlarını değil Saddam’ı yüceltti ve onu
psikolojik olarak ölümünde bile düşmanlarına galip getirdi. Saddam’ın
idamında bir kez daha mağluptur bu yolda galip durumu yaşandı. Bundan
sonra yapılacak iş bu fitnenin en dar alanlara hapsedilmesi, bloke
edilmesi ve daha fazla zarar vermesinin önüne geçilmesidir. Bunun için
de Irak bağlamında izlenmesi gereken politika; işgalin sonlanması için
çalışmak ve Irak’ın nüfuz alanı olmasının önüne geçmek olmalıdır. Irak
bölge ülkeleri arasında no mans’ land/tarafsız bölge olmalıdır. Bu
bağlamda Bağdat ve Kerkük gibi şehirler de tarafsız ülkenin tarafsız
şehirleri olmalıdır. Belanın kökü aslında işgaldedir. İşgal burada bir
iktidar boşluğu doğurmuş, iktidar boşluğu da nüfuz savaşına yol
açmıştır. Nüfuz savaşı fiilen başlamıştır ve bunun bölgesel bir savaşa
dönüşmemesi için mutlaka bunu başlatanların ilk mevzilerine dönmeleri
gerekmektedir. Irak’ta taşlar kendi dinamikleri içinde yerlerine
oturmalıdır. Dışarıdan müdahale nüfuz savaşını ve bilahare bölgesel
savaşı tetikler ve bunun emareleri de çoktan ortaya çıkmıştır.
Amerikan işgali Irak’ta tarihi dengeyi ve referansı yok etti. ABD,
demokrasi adıyla veya sayısal çoğunlukla Şiilerin üstün gelmesine ve
Şiilerin ordu ve polis gücünü ellerine geçirmelerine yardımcı olurken
İngilizlerin bile yapmadığı bir şeyi yaptı. Yüzyıllardan beri Sünni
referansa bağlı olarak yönetilen ve İngiliz işgaliyle de değişmeyen bu
arkaik yapı Amerikan işgaliyle tebeddül etti ve değişti. ABD, tarihi ve
coğrafi dengeleri bozarak güya şikayet ettiği mezhepçilik
kutuplaşmasına ve kavgasına yol açtı. ABD’nin bunu kasten ve bilerek
yaptığı düşünülüyor. Kalemiyle ve aklıyla ABD’nin hizmetine giren ve
devşirmelerinden olan, belki de bu yönüyle Abdulmecid Hoi gibilerinin
halefi sayılabilecek Veli Nasr 6 Mart 2004 tarihli The New York
Times’da şunları yazdı: Irak’ın Amerika öncülüğünde işgali, bir Şii
kültürel uyanışının önünü açmasının yanı sıra Şiiler ile Sünniler
arasındaki güç dengesini de ilkinin lehine değiştirdi. Siyasi
gelişmeler Irak dışındaki Sünnileri iyice öfkelendirdi; bilhassa Şii
ağırlıklı Irak Hükümet Konseyi’nin oluşumu ve Şii lider Büyük Ayetullah
Ali el-Sistani’ye konsey üzerinde açıkça veto yetkisi tanınması bu
öfkeyi katladı. Birçok Sünni için, en önemli Arap ülkelerinden birinin
Sünnilerden Şii hakimiyetine geçecek olması tasavvur edilmesi zor bir
durum. Militan Sünni çevrelerde bu, kendilerine ve bir bütün olarak
İslam’a yönelik Amerikan komplosunun kanıtı sayılıyor. Sünni
militanlığı, kökeni itibarıyla sadece Şii karşıtı değil, Amerikan
karşıtıdır da...
Bush intikam almak istemediyse Saddam’ı neden teslim etti ve Şiiler
idamı ABD’nin komplosu olarak görüyorlarsa o halde neden bu komplo
meşhedinde rol almaktan imtina etmediler? Bununla birlikte Abdulaziz
Hekim ile birlikte idam sahnesinde olduğu ileri sürülen Mukteda Sadr
kendisinin infazda olmadığını, cellat değil bir din adamı olduğunu
söyledi ve konumuna açıklık getirdi. Hekim cenahından ise henüz böyle
bir açıklama gelmedi. Peki bütün bunlardan sonra ne yapılması gerekir?
Öncelikli olarak işgali defetmek ve ardından da Irak’ı nüfuz ve çatışma
alanı olmaktan kurtarmaktır. Bunun için herkesin eşit derecede
katkısına ihtiyaç vardır. Ve burada da en büyük görev İran’a
düşmektedir. Zira el-Müctema dergisinin de yazdığı gibi Türkiye 1 Mart
Tezkeresini reddetmiş ama İran zımni olarak kendi tezkeresini
onaylamıştır. Şimdiki mezhep kavgasının nedenlerinden birisi budur.
Irak nüfuz alanı olmayacaksa İran da geri duracaktır. Tarafsız bir Irak
sonuçta İran’ı da mutlu edecektir. İran’ın Irak’a müdahil olmasaydık
Necef üzerinden altımızı oyacaklardı. gerekçesi de dayanaksızdır. Zira
1 Mart Tezkeresi geçmediği için Kuzey Irak’ta da Türkiye’nin altını
oyuyorlar. İki zarar karşılaştığında ehaffı ihtiyar olunur. Burada en
hafif şer veya ehveni şer ABD ile doğrudan veya dolaylı olarak ortaklık
ilişkisinden veya pasif işbirliği görüntüsünden kaçınmaktır.
Bu hususta iddiası gereği İran’ın Türkiye’den daha da dikkatli olması gerekmektedir.
|