Index arrow Düşünce Gündem arrow Sayı 27

Ortadoğu: İdam senaryosundan komplo senaryosuna Irak PDF Yazdır E-posta
Yazar Mustafa Özcan - mustafaozcan@yeniasya.com.tr   
Şarku’l-Avsat gazetesinden Susan Abtah’ın da yazdığı gibi, sonunda Saddam’dan da yeni bir Kamis-i Osman (Hz. Osman’ın kanlı gömleği) yani fitne yarası üretildi. Yargılamadan infaza kadar Saddam Hüseyin’in son anları hep fitneye çanak tutacak şekilde gerçekleştirildi. İdamı hak edip etmediğinin tartışılması bir yana, idama giden süreçte birçok gariplik vardı. Aslında bu gariplikler muamma bile sayılamaz, çünkü açıktan ve göstere göstere yapıldı. Hepsi bir şekilde gözler ve kameralar önünde gerçekleşti. Bu, fütursuzluğun ötesinde sanki bir meydan okuma ve intikam sahnesiydi.


saddamirak.jpg Garabetlerden birisi idamın bayramda gerçekleşmesi ve bu hususta Şii dini mercilerden de onay alınmasıydı. Ama o mevzuya gelene kadar iç içe geçmiş birçok gariplik vardı. Bunlardan birisi, Saddam’ın yargılanmasının tarafsız bir bölge veya ülke yerine Bağdat’ta gerçekleşmesi ve bunu yapanların arasında Saddam’ın eski hasımlarının da olmasıydı. Yargıçlar ısrarla, Enfal ve Halepçe davasında taraf olan Kürtlerden seçilmişti. Böylece kendileri de Sünni olan etnik Kürtlerle etnik Arap Sünnilerin arası açılmak isteniyordu. İkinci kademedeki yanlış, Saddam’ın kendisine karşı yapılan bir suikast girişimi dolayısıyla yürütülen Duceyl Davası’nda 100 ila 150 kişinin hayatına son verilmesi nedeniyle idam edilmesiydi. Saddam’ın diğer davalar bitmeden ve tüm suçların toplamından idam edilmek yerine Duceyl gibi Şiilerle alakalı tartışmalı bir davadan dolayı idamı sanki iki toplum arasında kalıcı nefret tohumları ekmek içindi. Şii ve Sünni kaynaşmasının en sakin ve sorunsuz ülkesi böylece Şii-Sünni kavgalarının yeşerdiği bir vaha haline geliyordu. Irak bu anlamda denek olarak seçilmişti. Zira Irak’ta çıkacak mezhep kavgalarının ve etnik kavgaların bir ucu bölgeye sıçrayacaktı ve nitekim öyle de oldu. Irak işgalinden sonra Şii hilalinden ve buna mukabil Sünni ittifakından bahsedilmeye başlandı.

İran basını Saddam’ın idam sahnesinin bir komplo olduğunu yazdı. Ancak Komplo olmasına komploydu, ama kimin komplosu? sorusu ortada kaldı. Zira infazın bayramda gerçekleşmesi için Şii din adamlarından fetva alınmıştı. Saddam’ı idam edilmesi için Şiilere teslim eden Bush Biz olsaydık adabınca idam ederdik ve böyle olmazdı. Şiiler Saddam’ın idamını bir intikam aracına ve sahnesine çevirdiler. diyecekti. Bush, Maliki ve hükümetini suçladı; İdamı intikam sahnesine çevirdiler. dedi ama bile bile Saddam’ı infaz için Şiilere teslim etti. Bereket, Saddam Mukteda’nın dediği gibi meydanlarda asılmadı. Demek ki Saddam tamamen Şiilere bırakılmış olsaydı ortaya belki de daha kötü sahneler çıkabilirdi. İdamın işgalin gölgesinde gerçekleşmesinde belki de fayda vardı. Zira Abbasiler iktidara geldiklerinde Emevi halifelerini kabirlerinden çıkararak cezalandırmışlardı. Rubai’nin dediği gibi Irak böyle bir kültürden geliyordu. Nedense Emevi Haccac ile Abbasi Seffah çizgisi Irak’ta deveran edip gidiyor; iktidarlar değişiyor ama yöntem değişmiyordu.

Saddam veya üvey kardeşi Barzan’ın idamında yaşanılan ihlaller gerçekten de Saddam’ın hasımlarını değil Saddam’ı yüceltti ve onu psikolojik olarak ölümünde bile düşmanlarına galip getirdi. Saddam’ın idamında bir kez daha mağluptur bu yolda galip durumu yaşandı. Bundan sonra yapılacak iş bu fitnenin en dar alanlara hapsedilmesi, bloke edilmesi ve daha fazla zarar vermesinin önüne geçilmesidir. Bunun için de Irak bağlamında izlenmesi gereken politika; işgalin sonlanması için çalışmak ve Irak’ın nüfuz alanı olmasının önüne geçmek olmalıdır. Irak bölge ülkeleri arasında no mans’ land/tarafsız bölge olmalıdır. Bu bağlamda Bağdat ve Kerkük gibi şehirler de tarafsız ülkenin tarafsız şehirleri olmalıdır. Belanın kökü aslında işgaldedir. İşgal burada bir iktidar boşluğu doğurmuş, iktidar boşluğu da nüfuz savaşına yol açmıştır. Nüfuz savaşı fiilen başlamıştır ve bunun bölgesel bir savaşa dönüşmemesi için mutlaka bunu başlatanların ilk mevzilerine dönmeleri gerekmektedir. Irak’ta taşlar kendi dinamikleri içinde yerlerine oturmalıdır. Dışarıdan müdahale nüfuz savaşını ve bilahare bölgesel savaşı tetikler ve bunun emareleri de çoktan ortaya çıkmıştır.

Amerikan işgali Irak’ta tarihi dengeyi ve referansı yok etti. ABD, demokrasi adıyla veya sayısal çoğunlukla Şiilerin üstün gelmesine ve Şiilerin ordu ve polis gücünü ellerine geçirmelerine yardımcı olurken İngilizlerin bile yapmadığı bir şeyi yaptı. Yüzyıllardan beri Sünni referansa bağlı olarak yönetilen ve İngiliz işgaliyle de değişmeyen bu arkaik yapı Amerikan işgaliyle tebeddül etti ve değişti. ABD, tarihi ve coğrafi dengeleri bozarak güya şikayet ettiği mezhepçilik kutuplaşmasına ve kavgasına yol açtı. ABD’nin bunu kasten ve bilerek yaptığı düşünülüyor. Kalemiyle ve aklıyla ABD’nin hizmetine giren ve devşirmelerinden olan, belki de bu yönüyle Abdulmecid Hoi gibilerinin halefi sayılabilecek Veli Nasr 6 Mart 2004 tarihli The New York Times’da şunları yazdı: Irak’ın Amerika öncülüğünde işgali, bir Şii kültürel uyanışının önünü açmasının yanı sıra Şiiler ile Sünniler arasındaki güç dengesini de ilkinin lehine değiştirdi. Siyasi gelişmeler Irak dışındaki Sünnileri iyice öfkelendirdi; bilhassa Şii ağırlıklı Irak Hükümet Konseyi’nin oluşumu ve Şii lider Büyük Ayetullah Ali el-Sistani’ye konsey üzerinde açıkça veto yetkisi tanınması bu öfkeyi katladı. Birçok Sünni için, en önemli Arap ülkelerinden birinin Sünnilerden Şii hakimiyetine geçecek olması tasavvur edilmesi zor bir durum. Militan Sünni çevrelerde bu, kendilerine ve bir bütün olarak İslam’a yönelik Amerikan komplosunun kanıtı sayılıyor. Sünni militanlığı, kökeni itibarıyla sadece Şii karşıtı değil, Amerikan karşıtıdır da...

Bush intikam almak istemediyse Saddam’ı neden teslim etti ve Şiiler idamı ABD’nin komplosu olarak görüyorlarsa o halde neden bu komplo meşhedinde rol almaktan imtina etmediler? Bununla birlikte Abdulaziz Hekim ile birlikte idam sahnesinde olduğu ileri sürülen Mukteda Sadr kendisinin infazda olmadığını, cellat değil bir din adamı olduğunu söyledi ve konumuna açıklık getirdi. Hekim cenahından ise henüz böyle bir açıklama gelmedi. Peki bütün bunlardan sonra ne yapılması gerekir? Öncelikli olarak işgali defetmek ve ardından da Irak’ı nüfuz ve çatışma alanı olmaktan kurtarmaktır. Bunun için herkesin eşit derecede katkısına ihtiyaç vardır. Ve burada da en büyük görev İran’a düşmektedir. Zira el-Müctema dergisinin de yazdığı gibi Türkiye 1 Mart Tezkeresini reddetmiş ama İran zımni olarak kendi tezkeresini onaylamıştır. Şimdiki mezhep kavgasının nedenlerinden birisi budur. Irak nüfuz alanı olmayacaksa İran da geri duracaktır. Tarafsız bir Irak sonuçta İran’ı da mutlu edecektir. İran’ın Irak’a müdahil olmasaydık Necef üzerinden altımızı oyacaklardı. gerekçesi de dayanaksızdır. Zira 1 Mart Tezkeresi geçmediği için Kuzey Irak’ta da Türkiye’nin altını oyuyorlar. İki zarar karşılaştığında ehaffı ihtiyar olunur. Burada en hafif şer veya ehveni şer ABD ile doğrudan veya dolaylı olarak ortaklık ilişkisinden veya pasif işbirliği görüntüsünden kaçınmaktır.

Bu hususta iddiası gereği İran’ın Türkiye’den daha da dikkatli olması gerekmektedir.

 

Sayı 44

MÜLTECİ HAYATLARDAN TANIKLIKLAR
Başımızın üzerine toprak döker, paramızı çıkarırız.
“1944 yılında daha sekiz yaşımda iken Rusya’nın gerçekleştirdiği büyük sürgünde ailemle beraber Özbekistan’...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Av. Taner Kılıç*
Mültecilik mevzuatından kaynaklanan sorunlar ve çözüm önerileri

Türkiye’de geçici sığınmacı pozisyonunda tutulan Avrupa dışından gelen iltica başvurusunda buluna...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Prof. Dr. Kemal Kirişçi*
Osmanlı ve cumhuriyet Türkiye'sinde göç ve sığınma
Avrupa Birliği’nin son yıllarda mültecilere yönelik geliştirmiş olduğu mevzuatlar Türkiye’yi ve AB etrafındak...

Film Tanıtımı: In This World
Orijinal adı: In This World (Bu dünyada)
Yönetmen: Michael Winterbottom
Senaryo: Tony Grisoni
Yapım: 2002, İngi...

MÜLTECİLİK SEMPOZYUMU ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Uluslararası arenada mültecilik sorunu
  • Dünya üzerinde çeşitli nedenlerle yer değiştiren milyonlarca kişi bulunmaktadır. İster sığınmacı, ister mülteci, isterse göçme...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Av. Abdulhalim Yılmaz*
Türkiye’de mültecilerin hukuki sorunlarının çözülmesi ve STK’ların rolü

Günümüzde sığınma sebepleri daha çok siyasi nitelikteki “zulüm” kaynaklı olsa da; önümüz...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Av. Bülent Yıldırım*
Av. Bülent Yıldırım
Mültecilik konusunun, mültecilerin yaşadıkları sorunların ve bu sorunlar için üretilecek çözüm önerilerinin tartışılacağı sempozyumumuza hoş geldiniz. Tarih...