|
Mevcut uluslararası sistemin ürettiği sorunlara adil bir çözüm getirilmesinde etken olabilecek insani yardım kuruluşları önemli bir gücü bünyesinde barındırmaktadır.
Gerek insan eliyle gerekse doğal afetler nedeniyle ortaya çıkan
insanlık krizlerine müdahale edilmesi sürecinde, öncelikli olarak yaşam
hakkını garanti altına alma, insanlık onurunu koruma, mağdurların can
ve mal güvenliğini sağlama hususunda gerekli insani yardımın sunulması
gibi çalışmaları içeren insani yardım, yerel ya da uluslararası arenada
resmi ya da sivil kuruluşlar tarafından sürdürülür.
İnsani yardımın içeriği, insani yardım stratejileri, siyasi krizler ve
bu krizlerin insani yardım süreçleri üzerindeki etkisi, "insani
müdahale" kavramı, insani yardım fonlarının elverişli kullanımı, yardım
alan kişilerin haklarının korunması gibi konular alanın tartışmalı
meselelerini oluştururken, insani yardım kuruluşları faaliyet alanları,
çalıştığı coğrafyalar ve kuruluş amaçları gibi etkenlere göre
farklılaşmaktadır.
Alanda faaliyet gösteren sivil kuruluşların geçmişine bakıldığında,
günümüzde faaliyet gösteren Batı menşeli insani yardım kuruluşlarının
önemli bir kısmının köken olarak misyonerlik faaliyetlerine dayandığı
görülür. Özellikle Afrika’da sömürgecilik sürecini takiben başlayan
misyonerlik faaliyetleri zaman içerisinde insani yardım teşkilatlarına
dönüşmüştür. Çünkü insani yardım aracılığıyla kıta insanına hizmet
etmenin Afrikalıların Hıristiyanlığa sempati duymasını sağlayacağı
düşünülmüştür. Örneğin, 19. yüzyılın ikinci yarısında Cezayir’de
kurulan ve daha sonra sahra altı Afrika ülkelerinde faaliyete geçen
Society of African Missionaries, Hıristiyanlığı yaymak amacıyla kıtada
çalışmalara başlamıştır. Beyaz Arap elbiseleri giydikleri için White
Fathers diye de anılan bu grup, kıtanın kültür atmosferi ile
çatışmamayı önemseyerek açıktan ihtida hareketlerinden kaçınmış, eğitim
ve tıbbi yardımlar yolu ile Hıristiyanlığı yaymaya çalışmıştır. Kıtada
doğal felaketlere müdahale etmiş, doğal felaketler sonucu yetim kalan
çocuklar için kamplar kurmuş, hastaneler ve dispanserler açmıştır. Bu
ve benzeri misyoner örgütler, kuruldukları günden bu yana, sundukları
hizmetler ile insanların Hıristiyanlığa ihtida etmesini teşvik
etmektedir. Yine 19. yüzyılın sonunda Almanya’da kurulan Caritas
Internationalis de şu an 200 ülke ve bölgede faaliyette bulunan bir
Katolik teşkilatıdır.
İnsani yardım kuruluşlarının kurulma sürecinde büyük çaplı siyasi
krizlerin etken olduğunu söylemek mümkündür. II. Dünya Savaşı’nın
günümüzde etkili olan birtakım Batı menşeli yardım kuruluşlarının
teşkilatlanmasında tetikleyici olduğu söylenebilir. Avrupa’da geniş
insan kitlelerinin mülteci konumuna düşmesi, acil gıda ve tıbbi
müdahaleye ihtiyaç duyulması nedeniyle organize edilen faaliyetler
sonucu, kiliselerin girişimiyle kurulan Christian Aid, World Relief ve
Oxfam gibi yardım kuruluşları bugün dünya çapında faaliyet göstermekte,
"İsa’nın eli ile insanlığa hizmet" etme gayesinde olduklarını
açıklamaktadırlar.
Batı’da 1940’lı yıllarda savaş mağdurlarının ihtiyacını giderme amacı
ile kurulan çok sayıda kuruluş kısa zamanda gerek faaliyette bulunduğu
coğrafyayı, gerekse faaliyet alanlarını genişletmiş; insan eli ile
oluşan krizlerin yanı sıra, doğal afetler sonucu ortaya çıkan
mağduriyetlerin giderilmesinde de rol almaya başlamışlardır. "Savaş
yardımları" ile yola çıkan kuruluşlar "dünya çapında yardım" amacıyla
faaliyet bölgelerini genişletmişlerdir.
Kilise teşkilatlarının girişimiyle kurulan benzeri yardım teşkilatları,
ırk, din ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin ihtiyaç sahibi herkese yardım
edileceğini belirtmektedir. Ancak, Filipinler’de yaşanan siyasi
çalkantılar üzerine 80’li yıllarda bölgeye giden World Relief’in 10
yılda 10 binden fazla kilise inşa etmesi, ya da Afrika’da faaliyet
gösteren kimi organizasyonların yardımı dini öğretilerini yaymak için
kullanmaları farklı bir gerçeklik sergilemektedir.
Batılı yardım kuruluşlarının oluşumu 19. yüzyıl misyonerlik
hareketlerine ve 20. yüzyılda yaşanan siyasi krizlere dayanırken,
insani yardımın İslam dünyasında günümüzde anlaşıldığı şekli ile bir
sivil kuruluş bünyesinde yapılanması 20. yüzyıldaki gelişmeler sonucu
oluşmuştur. İslam toplumlarında geçmişe dayanan bir toplumsal dayanışma
kültürü var olagelmiş, vakıf hizmetleri bünyesinde yürütülen yardım
faaliyetlerinin günümüzde kullanıldığı anlamıyla "insani yardım
kuruluşu" olarak yapılanması ise 20. yüzyılda gerçekleşmiştir. İslam
dünyasında geleneksel anlamda vakıf müessesesi halen görülebilirken
günümüzde uluslararası alanda faaliyet gösteren önemli insani yardım
kuruluşları vardır. 20. yüzyılın başından beri yaşana gelen Filistin
sorunu, yine aynı yüzyılda yaşanan Afgan savaşları, Keşmir sorunu,
yüzyılın ikinci yarısında yaşanan Bosna ve Çeçenistan savaşları, ve
sonrasında Irak işgali gibi siyasi krizler büyük ölçekli insani yardım
çalışmalarını gerekli kılmış, bu krizlerde doğan ihtiyaçlara cevap
vermek adına İslam ülkelerinde pek çok yardım kuruluşu yapılanmıştır.
Bu oluşumlar kısa zamanda geniş coğrafyalara ulaşabilmiş, Ortadoğu,
Uzakdoğu, Asya ve Afrika gibi coğrafyalarda yardım projelerini hayata
geçirmiştir.
İHH İnsani Yardım Vakfı, Islamic Society of Jabalia, Zamzam Foundation,
Khubaib Foundation gibi İslam dünyasında teşekkül eden yardım
kuruluşlarına ek olarak, Avrupa ve Amerika’da yaşayan Müslümanların
İslam dünyasında yaşanan mağduriyetleri gidermek için oluşturduğu
kurumlar da dünya çapında yardım faaliyetlerinde bulunmaktadır.
Örneğin, 1985 yılında İngiltere’de önde gelen 23 Müslüman teşkilat
tarafından kurulan Muslim Aid yoksulluk, savaş ve doğal felaketler
nedeniyle mağdur olmuş insanlara yardım ulaştırmak için çalışmaktadır.
Bugün gelinen noktada, dünyanın dört bir yanında faaliyet gösteren
yüzlerce insani yardım teşkilatı bulunmaktadır. Mevcut uluslararası
sistemin ürettiği sorunlara adil bir çözüm getirilmesinde etken
olabilecek insani yardım kuruluşları önemli bir gücü bünyesinde
barındırmaktadır. Bu nedenle insani yardım kuruluşları faaliyette
bulunduğu bölgeleri bir menfaat alanı olarak görmemelidirler. Yardıma
ihtiyacı olan geniş insan kitleleri için gerekli çalışmaları
yürütürken, mağduriyetlerin ve insan hakları ihlallerinin çözümü
noktasında kanaat liderlerini harekete geçirmeli ve yaşanan ihlallerin
sonlandırılmasında kalıcı çözümler üretilmesini sağlamalıdırlar.
|