Index arrow Düşünce Gündem arrow Sayı 26

Dosya: İnsani yardım anlayışları üzerine PDF Yazdır E-posta
Yazar Av. Gülden Sönmez - guldensonmez@ihh.org.tr   
Emperyalist emellere sahip Batılı örgütlerin kendi elleriyle veya yerel figüranları eliyle yürüttükleri, devletlerin politik çıkarlarından bağımsız olmayan, içerisinde misyonerlik faaliyetlerini de barındıran ve kalıcı proje ve çalışmalarla kendisini gösteren anlayıştır.

İnsanoğlu yaratılışından dolayı özellikle yardımlaşma/dayanışma içerisinde yaşamak durumundadır. Bu nedenle tarih boyunca daha iyi durumda olanlar daha zor durumda olanlar için veya aynı konumda olanlar birbirleri için yardımlaşma/dayanışma içerisinde olmuşlardır.
Bu dayanışma zaman ilerledikçe farklı kavramlar adı altında ve farklı yöntemlerle kendisini gösterir. Kimi zaman kişiler, kimi zaman sivil kuruluşlar, kimi zaman kişi ve kuruluşların ortak platformları, kimi zaman da devletler ve devletlerin oluşturduğu mekanizmalar yardım için hareket halindedir. Savaşlardan, doğal afetlerden, salgın hastalıklardan veya kronik yoksulluktan kaynaklanan mağduriyetlerde bu mekanizmaların insani yardım için hareket halinde olduğu görülür.

Din, yardımlaşmayı ve dayanışmayı insana görev ve sorumluluk olarak verir. Seküler anlayışta ise yardımlaşma, birbirinden farklı dünyevi maddi-manevi menfaatlere ulaşmak için bir imkan gibiinsaniyardim.jpg gösterilir. Bu durum insani yardım kuruluşlarının politikalarının farklılıklarını da ortaya çıkaran temel sebeptir. Her ikisinde de hangi saikle hareket edildiği ile alakalı olarak farklılıklar ortaya çıkar.
Müslüman toplumlarda yardım etmek Allah rızasını kazanmak için herkesin sorumlu olduğu anlayışına dayalı iken, günümüzde bu anlayış giderek Batı modeli ile kurumsallaşan ve adının sosyal sorumluluk, vicdani görev veya insan olmanın ve insan kalmanın gereği şeklinde göründüğü farklı kavramsal izahlarla kendini gösterir.

Türkiye örneğinde toplumun kendi özünde İslami değerlerden kaynaklanan ve kendiliğinden işleyen bir yardımlaşma ve dayanışma mekanizması mevcuttur. Ancak yukarıda bahsettiğimiz etki insanların farklı saiklerle hareket ettiğini ve yardımlaştığını göstermektedir. Her şeye rağmen Osmanlı döneminden bu yana korunan vakıf kültürü yaygın bir şekilde görülmektedir. Bu yapı o kadar etkilidir ki kendi etrafındaki fakir ve muhtaçlar için hemen hemen her sokakta bir kuruluş gibi çalışan kişileri ve grupları görmek mümkündür. Son 20 yıllık dönemde ise Avrupa Birliği süreci ile doğru orantılı olarak birçok alanda “STK’laşma” diyebileceğimiz bir süreçten söz etmek mümkündür. Ancak görünürde Batı modelini andıran ve o tarz kurulan yapılar, içerik ve yöntemlerinde Avrupa’daki kuruluşlardan farklılık arz etmektedir.

Ancak her şeye rağmen kendi değerlerinden yola çıkıp kendi referansları ile hareket eden Türkiyeli yardım kuruluşlarının örneklikleri hem Türkiye’de hem de İslam dünyasında yankı uyandırmıştır. Özellikle Bosna Savaşı döneminde kurulan İHH İnsani Yardım Vakfı, Türkiye’de bir ilki gerçekleştirmiş ve bir grup gönüllünün ortaya koyduğu çalışmalar Türkiye’yi aşarak sınırlar ötesi yardım ulaştıran uluslararası bir kuruluşu oluşturmuştur. Yıllarca bu alanda çalışmalarını başarıyla sürdüren İHH’nın ortaya koyduğu örneklik bugün başarılı çalışmalar yürüten birçok ulusal ve uluslararası insani yardım kuruluşlarına esin kaynağı olmaktadır.

Öte yandan, insani yardımın çokça konuşulduğu ve binlerce insanın yardım için çalıştığı bir zamanda, halen Afrika’da açlık yüzünden her dakikada bir çocuğun hayatını kaybediyor olması, dünyanın her tarafında mağduriyet ve muhtaçlıktan söz edilmesi düşündürücüdür. Bu durumu etkin devlet politikalarını ve bunun karşısında insani yardım anlayışı ve politikalarını incelediğimizde bir ölçüde izah edebiliriz. Ortaya koyduğumuz anlayış dünyada etkin bir rol oynayıp oynayamayacağımız sonucunu çıkaracaktır.

Birçok insani yardım teşkilatı yardım toplama yöntemleriyle de farklılık arz etmektedir. Kısa vadede muhtaç insanların fiziki ve duygusal tüm mahremiyetlerinin ortaya döküldüğü ve yardım edenin acıma duygusunu harekete geçirme yöntemi ile gerçekleşen yardımlar uzun vadede insanı daha da zelil duruma düşürme tehlikesini barındırır. Yardım alanın onurunu kıran davranış yardım edeni de sorumluluk hissinden beri bırakmaktadır. Bu anlamda tüm yardım kuruluşları bütün toplumu etkileyen çalışmalarını yaparken çok daha dikkatli davranmalı, sadece yardıma duyulan ihtiyacı tespit etmeli ve bu tespiti kamuoyuna yansıtmalıdır.

İnsani yardım alanındaki çalışmalarda amaç, yardım toplama ve dağıtım yöntemleri vs. bütün toplumun sosyal olaylar karşısındaki tavrını etkileyecektir. Örneğin Türkiye’den Irak’a ilaç gönderen bir esnaf Irak’taki işgali sebep ve sonuçlarıyla anlıyor, Türkiye’yi ve uluslararası toplumu harekete geçirme iddiasını kendi yüreğinde ve beyninde hissedebiliyorsa, dahil olduğu insani yardım çalışması ilaç göndermenin çok ötesine geçebilecek demektir.

Birçok yardım kuruluşu ihtiyaç sahipleri için topladıkları yardımları ihtiyaç bölgesine götürüp dağıtıp gelmektedir. Bu en yaygın yapılan yardım şeklidir. Ancak bu basit yardım dağıtımı dışında ve arkasında iki anlayış esasen çarpışma halindedir: Birincisi yardımı yaparken emperyalist emellere sahip Batılı örgütlerin kendi elleriyle veya yerel figüranları eliyle yürüttükleri, devletlerin politik çıkarlarından bağımsız olmayan, içerisinde misyonerlik faaliyetlerini de barındıran ve kalıcı proje ve çalışmalarla kendisini gösteren anlayıştır. İkincisi ise bölgelerdeki politik oyunları hesap eden ve bölge halkını destekleyerek güçlendirmeye çalışan, bölge halklarının kendi değerlerine sahip çıkarak yaşayabilmesi için onlara kalıcı projelerle destek çıkabilen anlayıştır. Yardım dağıtımı sırasında bölge halkının güçlendirilmesi ve kendi kendilerine yetebilecekleri uzun vadeli projelerin desteklenmesi gibi çalışmalar ikinci anlayışa örnek oluşturur. Bu anlayış aynı zamanda yardım dağıtımı esnasında yardıma muhtaç insanların onurunu korumaya yönelik bir davranış biçimini de ortaya koymaktadır.

Birinci anlayışa birçok örnek verilebilir. Ancak çok öne çıkan birkaçından burada bahsetmek mümkündür. Afrika’da çocuğu açlıktan ölmek üzere olan bir anneye bir dolar karşılığında haç takması teklif edilirken, insanlardan 25 dolar karşılığında din değiştirmeleri talep edilebilmektedir. Muhtaç insanlara yardım sunulurken yürütülen bu tür pazarlıklar misyonerlik faaliyetlerinin insani yardım adı altında nasıl sürdürüldüğünü de göstermektedir. Afrika’da çok karşılaşılan diğer bir manzara ise insani yardım amaçlı yapılan bir hastanenin veya bir okulun aynı zamanda kilise olarak kullanılması ve söz konusu okullarda din olarak Hıristiyanlıkla ilgili derslerin zorunlu olmasıdır.

Diğer bir örnek ise savaşlarda ve doğal afetlerde yakınları ölen ya da kaybolan, ortada savunmasız kalmış, kimsesiz yetim çocuklar için insani yardım götürdüğünü söyleyen sözde insani yardım kuruluşlarının özellikle 0-6 yaş grubu Müslüman çocukları kaçırıp Hıristiyanlaştırmaları veya çocukları kaçırarak organları için insan tacirlerine teslim etmeleridir.

Önemli bir problem de insani yardım kuruluşlarının genelinin apolitik kalma çabasıdır. Bu durumun var olan sorunları çözmede uzun vadede yanlış bir tutum olduğu unutulmamalıdır. Zira insani yardımın ihtiyaç duyulduğu ortamların sebebi deprem, sel vb. doğal afetler dışında genelde politiktir. Irak’ta, Filistin’de yaşananların ABD, İsrail ve İngiltere’nin uluslararası politikalarından kaynaklandığı herkesin malumudur. Bu durumda Irak’a şu an insani yardım ulaştırmanın dışında işgalin son bulması için de çaba sarf etmek gerekir. Afrika’daki açlık ve yoksulluğun sebebi orada sürdürülen sömürgeci zihniyettir. İnsani Yardım kuruluşları tabii ki yardım eden pozisyonunu korumalı ve devletlerle ilişkileri noktasında siyasi manipülasyonların dışında kalmalıdır. Ancak bu durum, sonuçların sebeplerini ortadan kaldıracak siyasi süreçleri etkileme gerekliliğini de ortadan kaldırmamalıdır. Zira insani yardım için bir bölgeye ulaştığınızda hayatını kaybetmiş olanlar için yapabileceğiniz hiçbir şey kalmamıştır.

İnsani yardım kuruluşlarının savaşlar, afetler vb. en ağır koşullarda yaşamsal önemi tartışılmaz. Ancak uzun vadeli kalıcı projeler ile insanların kendi kendine ayakta durabilecekleri ve kendi hayatlarını idame ettirecekleri ortam ve koşulların oluşturulması bazen bir toplumun ihyası bazen bir ülkenin ihyası anlamını taşır. Bu nedenle insani yardım amaçlı tüm faaliyetlerin her yönüyle stratejisinin iyi hesap edilmesi ve etkin yöntemlerle bu faaliyetlerin gerçekleştirilmesi gerekir. Ayrıca önümüzdeki dönemlerde ulusal ve uluslararası mekanizmaların, insani yardım kuruluşlarının işlerini kolaylaştırıcı politikalar geliştirmesi ve koruyucu/kolaylaştırıcı tedbirler alması da sağlanmalıdır.

 

Sayı 44

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Dr. Lami Bertan Tokuzlu*
Türk sığınma mevzuatında devletin takdir yetkisi sorunu

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, “insan haklarına saygılı devlet” ilkesi gereği sığınma hakkını Anayasa...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Michel Gaude*
Değerli Konuklar,
İHH İnsani Yardım Vakfı’nın düzenlediği, mültecilerin kötü yaşam koşulları üzerine görüşlerimi sunacağım konferansa katılmak benim için büyük bir onur...

İslam Coğrafyası; Bir Muhacir Ülkesi: ÜRDÜN
Altı milyonluk nüfusun yarısından fazlasını Filistinlilerin oluşturduğu Ürdün, bir muhacir ülkesi olarak anılır.

Coğrafya
Ürdün,  kuzeyde Suriye, kuzeydoğuda Ira...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Ahmet Emin Dağ*
İHH üç kıtada mültecilerin yanında
Mülteci kampları, çoğu ülkede başlangıçta mağdurların sığınağı olurken, bir süre sonra onların hayatını sınırlayan birer hapishaneye dönüşüyo...

SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ: Av. Taner Kılıç*
Mültecilik mevzuatından kaynaklanan sorunlar ve çözüm önerileri

Türkiye’de geçici sığınmacı pozisyonunda tutulan Avrupa dışından gelen iltica başvurusunda buluna...

MÜLTECİ HAYATLARDAN TANIKLIKLAR
Başımızın üzerine toprak döker, paramızı çıkarırız.
“1944 yılında daha sekiz yaşımda iken Rusya’nın gerçekleştirdiği büyük sürgünde ailemle beraber Özbekistan’...

Film Tanıtımı: In This World
Orijinal adı: In This World (Bu dünyada)
Yönetmen: Michael Winterbottom
Senaryo: Tony Grisoni
Yapım: 2002, İngi...