|
Emperyalist emellere sahip Batılı örgütlerin kendi elleriyle veya yerel
figüranları eliyle yürüttükleri, devletlerin politik çıkarlarından
bağımsız olmayan, içerisinde misyonerlik faaliyetlerini de barındıran
ve kalıcı proje ve çalışmalarla kendisini gösteren anlayıştır.
İnsanoğlu yaratılışından dolayı özellikle yardımlaşma/dayanışma
içerisinde yaşamak durumundadır. Bu nedenle tarih boyunca daha iyi
durumda olanlar daha zor durumda olanlar için veya aynı konumda olanlar
birbirleri için yardımlaşma/dayanışma içerisinde olmuşlardır.
Bu dayanışma zaman ilerledikçe farklı kavramlar adı altında ve farklı
yöntemlerle kendisini gösterir. Kimi zaman kişiler, kimi zaman sivil
kuruluşlar, kimi zaman kişi ve kuruluşların ortak platformları, kimi
zaman da devletler ve devletlerin oluşturduğu mekanizmalar yardım için
hareket halindedir. Savaşlardan, doğal afetlerden, salgın
hastalıklardan veya kronik yoksulluktan kaynaklanan mağduriyetlerde bu
mekanizmaların insani yardım için hareket halinde olduğu görülür.
Din, yardımlaşmayı ve dayanışmayı insana görev ve sorumluluk olarak
verir. Seküler anlayışta ise yardımlaşma, birbirinden farklı dünyevi
maddi-manevi menfaatlere ulaşmak için bir imkan gibi gösterilir. Bu
durum insani yardım kuruluşlarının politikalarının farklılıklarını da
ortaya çıkaran temel sebeptir. Her ikisinde de hangi saikle hareket
edildiği ile alakalı olarak farklılıklar ortaya çıkar.
Müslüman toplumlarda yardım etmek Allah rızasını kazanmak için herkesin
sorumlu olduğu anlayışına dayalı iken, günümüzde bu anlayış giderek
Batı modeli ile kurumsallaşan ve adının sosyal sorumluluk, vicdani
görev veya insan olmanın ve insan kalmanın gereği şeklinde göründüğü
farklı kavramsal izahlarla kendini gösterir.
Türkiye örneğinde toplumun kendi özünde İslami değerlerden kaynaklanan
ve kendiliğinden işleyen bir yardımlaşma ve dayanışma mekanizması
mevcuttur. Ancak yukarıda bahsettiğimiz etki insanların farklı
saiklerle hareket ettiğini ve yardımlaştığını göstermektedir. Her şeye
rağmen Osmanlı döneminden bu yana korunan vakıf kültürü yaygın bir
şekilde görülmektedir. Bu yapı o kadar etkilidir ki kendi etrafındaki
fakir ve muhtaçlar için hemen hemen her sokakta bir kuruluş gibi
çalışan kişileri ve grupları görmek mümkündür. Son 20 yıllık dönemde
ise Avrupa Birliği süreci ile doğru orantılı olarak birçok alanda
“STK’laşma” diyebileceğimiz bir süreçten söz etmek mümkündür. Ancak
görünürde Batı modelini andıran ve o tarz kurulan yapılar, içerik ve
yöntemlerinde Avrupa’daki kuruluşlardan farklılık arz etmektedir.
Ancak her şeye rağmen kendi değerlerinden yola çıkıp kendi referansları
ile hareket eden Türkiyeli yardım kuruluşlarının örneklikleri hem
Türkiye’de hem de İslam dünyasında yankı uyandırmıştır. Özellikle Bosna
Savaşı döneminde kurulan İHH İnsani Yardım Vakfı, Türkiye’de bir ilki
gerçekleştirmiş ve bir grup gönüllünün ortaya koyduğu çalışmalar
Türkiye’yi aşarak sınırlar ötesi yardım ulaştıran uluslararası bir
kuruluşu oluşturmuştur. Yıllarca bu alanda çalışmalarını başarıyla
sürdüren İHH’nın ortaya koyduğu örneklik bugün başarılı çalışmalar
yürüten birçok ulusal ve uluslararası insani yardım kuruluşlarına esin
kaynağı olmaktadır.
Öte yandan, insani yardımın çokça konuşulduğu ve binlerce insanın
yardım için çalıştığı bir zamanda, halen Afrika’da açlık yüzünden her
dakikada bir çocuğun hayatını kaybediyor olması, dünyanın her tarafında
mağduriyet ve muhtaçlıktan söz edilmesi düşündürücüdür. Bu durumu etkin
devlet politikalarını ve bunun karşısında insani yardım anlayışı ve
politikalarını incelediğimizde bir ölçüde izah edebiliriz. Ortaya
koyduğumuz anlayış dünyada etkin bir rol oynayıp oynayamayacağımız
sonucunu çıkaracaktır.
Birçok insani yardım teşkilatı yardım toplama yöntemleriyle de
farklılık arz etmektedir. Kısa vadede muhtaç insanların fiziki ve
duygusal tüm mahremiyetlerinin ortaya döküldüğü ve yardım edenin acıma
duygusunu harekete geçirme yöntemi ile gerçekleşen yardımlar uzun
vadede insanı daha da zelil duruma düşürme tehlikesini barındırır.
Yardım alanın onurunu kıran davranış yardım edeni de sorumluluk
hissinden beri bırakmaktadır. Bu anlamda tüm yardım kuruluşları bütün
toplumu etkileyen çalışmalarını yaparken çok daha dikkatli davranmalı,
sadece yardıma duyulan ihtiyacı tespit etmeli ve bu tespiti kamuoyuna
yansıtmalıdır.
İnsani yardım alanındaki çalışmalarda amaç, yardım toplama ve dağıtım
yöntemleri vs. bütün toplumun sosyal olaylar karşısındaki tavrını
etkileyecektir. Örneğin Türkiye’den Irak’a ilaç gönderen bir esnaf
Irak’taki işgali sebep ve sonuçlarıyla anlıyor, Türkiye’yi ve
uluslararası toplumu harekete geçirme iddiasını kendi yüreğinde ve
beyninde hissedebiliyorsa, dahil olduğu insani yardım çalışması ilaç
göndermenin çok ötesine geçebilecek demektir.
Birçok yardım kuruluşu ihtiyaç sahipleri için topladıkları yardımları
ihtiyaç bölgesine götürüp dağıtıp gelmektedir. Bu en yaygın yapılan
yardım şeklidir. Ancak bu basit yardım dağıtımı dışında ve arkasında
iki anlayış esasen çarpışma halindedir: Birincisi yardımı yaparken
emperyalist emellere sahip Batılı örgütlerin kendi elleriyle veya yerel
figüranları eliyle yürüttükleri, devletlerin politik çıkarlarından
bağımsız olmayan, içerisinde misyonerlik faaliyetlerini de barındıran
ve kalıcı proje ve çalışmalarla kendisini gösteren anlayıştır. İkincisi
ise bölgelerdeki politik oyunları hesap eden ve bölge halkını
destekleyerek güçlendirmeye çalışan, bölge halklarının kendi
değerlerine sahip çıkarak yaşayabilmesi için onlara kalıcı projelerle
destek çıkabilen anlayıştır. Yardım dağıtımı sırasında bölge halkının
güçlendirilmesi ve kendi kendilerine yetebilecekleri uzun vadeli
projelerin desteklenmesi gibi çalışmalar ikinci anlayışa örnek
oluşturur. Bu anlayış aynı zamanda yardım dağıtımı esnasında yardıma
muhtaç insanların onurunu korumaya yönelik bir davranış biçimini de
ortaya koymaktadır.
Birinci anlayışa birçok örnek verilebilir. Ancak çok öne çıkan
birkaçından burada bahsetmek mümkündür. Afrika’da çocuğu açlıktan ölmek
üzere olan bir anneye bir dolar karşılığında haç takması teklif
edilirken, insanlardan 25 dolar karşılığında din değiştirmeleri talep
edilebilmektedir. Muhtaç insanlara yardım sunulurken yürütülen bu tür
pazarlıklar misyonerlik faaliyetlerinin insani yardım adı altında nasıl
sürdürüldüğünü de göstermektedir. Afrika’da çok karşılaşılan diğer bir
manzara ise insani yardım amaçlı yapılan bir hastanenin veya bir okulun
aynı zamanda kilise olarak kullanılması ve söz konusu okullarda din
olarak Hıristiyanlıkla ilgili derslerin zorunlu olmasıdır.
Diğer bir örnek ise savaşlarda ve doğal afetlerde yakınları ölen ya da
kaybolan, ortada savunmasız kalmış, kimsesiz yetim çocuklar için insani
yardım götürdüğünü söyleyen sözde insani yardım kuruluşlarının
özellikle 0-6 yaş grubu Müslüman çocukları kaçırıp
Hıristiyanlaştırmaları veya çocukları kaçırarak organları için insan
tacirlerine teslim etmeleridir.
Önemli bir problem de insani yardım kuruluşlarının genelinin apolitik
kalma çabasıdır. Bu durumun var olan sorunları çözmede uzun vadede
yanlış bir tutum olduğu unutulmamalıdır. Zira insani yardımın ihtiyaç
duyulduğu ortamların sebebi deprem, sel vb. doğal afetler dışında
genelde politiktir. Irak’ta, Filistin’de yaşananların ABD, İsrail ve
İngiltere’nin uluslararası politikalarından kaynaklandığı herkesin
malumudur. Bu durumda Irak’a şu an insani yardım ulaştırmanın dışında
işgalin son bulması için de çaba sarf etmek gerekir. Afrika’daki açlık
ve yoksulluğun sebebi orada sürdürülen sömürgeci zihniyettir. İnsani
Yardım kuruluşları tabii ki yardım eden pozisyonunu korumalı ve
devletlerle ilişkileri noktasında siyasi manipülasyonların dışında
kalmalıdır. Ancak bu durum, sonuçların sebeplerini ortadan kaldıracak
siyasi süreçleri etkileme gerekliliğini de ortadan kaldırmamalıdır.
Zira insani yardım için bir bölgeye ulaştığınızda hayatını kaybetmiş
olanlar için yapabileceğiniz hiçbir şey kalmamıştır.
İnsani yardım kuruluşlarının savaşlar, afetler vb. en ağır koşullarda
yaşamsal önemi tartışılmaz. Ancak uzun vadeli kalıcı projeler ile
insanların kendi kendine ayakta durabilecekleri ve kendi hayatlarını
idame ettirecekleri ortam ve koşulların oluşturulması bazen bir
toplumun ihyası bazen bir ülkenin ihyası anlamını taşır. Bu nedenle
insani yardım amaçlı tüm faaliyetlerin her yönüyle stratejisinin iyi
hesap edilmesi ve etkin yöntemlerle bu faaliyetlerin gerçekleştirilmesi
gerekir. Ayrıca önümüzdeki dönemlerde ulusal ve uluslararası
mekanizmaların, insani yardım kuruluşlarının işlerini kolaylaştırıcı
politikalar geliştirmesi ve koruyucu/kolaylaştırıcı tedbirler alması da
sağlanmalıdır.
|