Savaş suçlularından sembol isimlerin yargılan(a)maması ve Bosna-Hersek'teki nihai barışa olumsuz etkileri
Boşnakların ruhen ve zihnen rahatlaması, daha da önemlisi diğer milletlerle tekrar bir uzlaşı sürecinin başlayabilmesi için geç kalan adaletin tecelli etmesi ve savaşta işlenen suçların sembolü haline gelen şahısların mahkum edilmesi gerekiyor.
1992-1995 yılları arasında cereyan eden Bosna Savaşı’nı sona
erdiren Dayton Barış Antlaşması’nın üzerinden takriben 12 yıl geçmesine
rağmen, savaşın acı sonuçları halen devam etmektedir. Merkezi hükümet,
üç milletin elinde bulundurdukları bölgelere hakim olamadığı için,
Bosna-Hersek’in birliği sadece kağıt üzerinde kalmaktadır. Üç millet,
bölgede etkin olan milletlerarası kuruluş ve güçlerin baskısından
dolayı aralarındaki bu "zoraki nikahı" sürdürmektedirler.
Bosna-Hersek’teki
bu istikrarsızlığın nedenlerini, savaşı bitiren -ancak çok geç gelen-
Dayton Barış Antlaşması’nın "etnik temizlik" neticesinde ortaya çıkan
homojen bölgeleri resmen tanıması ve bu sağlıksız hukuki zemin üzerine
Bosna-Hersek’in yeniden yapılandırılmasında aramak gerekir. Nihai
barışın önündeki diğer bir engel ise, doğrudan savaşta yaşananlarla
alakalıdır. Savaş sırasında Boşnak sivillere yönelik katliam, göçe
zorlama, toplu tecavüzler ve toplama kamplarında işkenceler gibi birçok
savaş suçu işlenmiş ve bunların hepsi de BM’nin kayıtlarına girmiştir.
Nitekim etnik temizliğin doruk noktasına ulaştığı sıralarda, 22 Şubat
1993’te BM Güvenlik Konseyi’nin 808 numaralı kararıyla Uluslararası
Savaş Suçları Mahkemesi’nin kurulması kararlaştırılmış ve mahkeme 17
Kasım 1993’te Lahey’de faaliyetlerine başlamıştır. İlginçtir, savaşlar
sırasında barış için etkin olan Batılı diplomatlar, ellerinde imkan
varken caydırıcı bir şekilde müdahale etmeyerek olaylara engel
olmamışlar ve Sırpların bu suçları işlemelerine seyirci kalmışlardır.
Daha da önemlisi savaş suçlusu Sırp ve Hırvat yetkililerle bir takım
gereksiz diplomatik görüşmeler yapmak suretiyle, onların işledikleri
suçları bir şekilde meşrulaştırmışlardır.
Mahkemenin göreve
başlamasından, bugüne kadar geçen sürede, önemsiz bazı insanların
yargılanması dışında, savaşla özdeşleşen önemli isimlerden sadece
Sırbistan eski Devlet Başkanı Slobodan Miloşeviç yargılanmıştır. Fakat
ilginçtir, savaşın başlamasından ve savaş suçlarının işlenmesinden
mesul tutulan bu şahıs, Bosna-Hersek’te değil de sadece Kosova’da
insanlığa karşı işlenen suçlardan dolayı mahkeme edilmiş ve Bosna’da
işlenen suçların hesabını vermeden hapishanede ölmüştür. Savaş
suçlarının işlenmesinde Bosna’da Sırp milislere emir veren ve siyasi
olarak onları idare eden Bosna Sırplarının lideri Radovan Karadziç ise
halen serbest olarak Bosna Sırp Cumhuriyeti’nde yaşamaktadır. Üçüncü
adam, kendisine verilen emirleri yerine getiren Sırp milislerinin
komutanı Ratko Mladiç de aynı şekilde Sırbistan’da hayatını devam
ettirmektedir. Hakkındaki en son bilgi Ocak 2006’ya kadar Belgrad’da
saklandığı şeklindedir. Suçları tescil edilen bu iki şahsın, pek çok
Sırp tarafından halen kahraman olarak görülmesi de ilginçtir. Bu
kişilerin fotoğraf ve isimleri kullanılarak hazırlanan hediyelik
eşyalar bu durumun sadece ufak bir delilidir.
Bütün bunların üzerine
bir kötü haber de Hollanda’dan geldi. Malum olduğu üzere, Hollandalı
askerler BM adına Srebrenitsa şehrini Sırp saldırganlarına karşı
korumakla görevlendirilmelerine rağmen, şehri 1995’de Mladiç
komutasındaki Sırp milislere teslim ederek geri çekilmişlerdi. Hatta
teslim esnasında, Hollandalı komutanın Mladiç’le kadehlerini
tokuşturmaları basına yansımıştı. Neticede, Mladiç ve adamları 8000
sivil erkek ve genci katlederek ormanda belli noktalara gömdürmüştü.
BM’nin eski Yugoslavya’da işlenen savaş suçlarıyla alakalı kurduğu
Savaş Suçları Mahkemesi bunu katliam olarak ilan etmiş ve Karadziç ile
Mladiç’i insanlığa karşı suç işlemeden dolayı dava etmişti. Hollanda
hükümeti, askerlerinin Srebrenitsa’da gösterdikleri bu kahramanlığı (!)
tam 12 yıl sonra hatırlamış ve bu kahraman askerlerine (!) şeref
madalyası vermiştir. Yapılan törende, şehrin teslimi sırasında
Mladiç’le kadeh tokuşturan komutan Karremans’a savunma bakanı
tarafından ilk madalya takılmıştır.
Normal organize cinayetlerde
azmettirme/azmettiren, planlama/planlayan ve uygulama/uygulayan gibi üç
aşama vardır ve her üç aşamada da farklı şahıslar yer alır. Bu tür
suçların zanlıları yakalandıktan ve gerekli cezaları aldıktan sonra,
adalet ancak tecelli eder ve kamu vicdanı da teskin edilir. Böylece
toplumsal barışın devamı sağlanır. Tam tersine, katillerin
yakalan(a)maması durumunda, mağdurların kendileri ceza vermek için
fırsat kollayacaklardır. Bu arada toplumsal huzur ve barış da
zedelenecektir. Bu anlamda adaletin tecelli etmesi, toplumsal hayatın
sağlıklı bir şekilde devamı için vazgeçilmez kıstastır.
Bu misali
Bosna Savaşı’na uyarlarsak; savaş suçlarının azmettiricisi (Miloşeviç),
planlayıcısı (Karadziç) ve suçları işleyenlerin komutanı/reisi (Mladiç)
kesin olarak tespit edilmiş; Miloşeviç hariç diğer ikisinin suçları ve
isimleri BM’nin birçok raporuna doğrudan geçmiş; haklarında tutuklama
kararı çıkartılmış ve her tarafta aranmalarına rağmen, günlük
hayatlarını istedikleri gibi, adeta milli kahramanlar gibi,
sürdürmektedirler. Nasıl ki, bir katilin cezalandırılmadan serbestçe
dolaşması, maktulün yakınlarını ve kamu vicdanını derinden yaralar ve
bu da uzun vadede toplumsal barışı zedelerse, aynı şekilde, şu anda
Bosna-Hersek’te benzer bir durum söz konusudur. Boşnakların ruhen ve
zihnen rahatlaması, daha da önemlisi diğer milletlerle tekrar bir
uzlaşı sürecinin başlayabilmesi için geç kalan adaletin tecelli etmesi
ve savaşta işlenen suçların sembolü haline gelen bu iki şahsın mahkum
edilmesinin yanı sıra Hollanda’daki gibi yanlışların da yapılmaması
gerekiyor.
|