Index arrow Düşünce Gündem arrow Sayı 26

Balkanlar: Balkanlar'daki son komşumuz: Amerika! PDF Yazdır E-posta
Yazar Yusuf Armağan - yusufarmagan@gmail.com   
Yüzeysel bir okuma yapacak olursak eğer, ABD’nin Soğuk Savaş’ın sona ermesini müteakip, genelde Demirperde ülkelerinin, özelde Yugoslavya’nın dağılması ile birlikte bölgeye müdahil olduğunu görürüz.

abdbalkanlar.jpgBalkanlar’a dair bir cümle kurma yetisine sahip olan herhangi bir kimsenin, yadsımadan söyleyebileceği cümlelerden biri de "Biz Balkanlar’ı savaşla beraber tanıdık." cümlesidir. Bu cümle bölgeye dair yapabildiğimiz ilk ve en doğru tespitlerden biridir, başımızdaki külahı alıp önümüze koymanın cümlesidir. Balkanlar’a dair Türk entelektüelinin kuracağı bütün cümlelerin çıkış cümlesidir. Buradaki asıl acı nokta ise, Balkanlar’ın ABD’nin gündemine girmesiyle beraber bizim gündemimize dahil olduğu gerçeğidir. Bu, sadece dış politikamızın değil bizlerin de bir gerçeğidir.

Yüzeysel bir okuma yapacak olursak eğer, ABD’nin Soğuk Savaş’ın sona ermesini müteakip, genelde Demirperde ülkelerinin, özelde Yugoslavya’nın dağılması ile birlikte bölgeye müdahil olduğunu görürüz. Soğuk Savaş döneminde, SSCB ve Varşova Paktı’na karşı Avrupa’da var olan ABD, 1990’lara kadar Balkanlar’da etkin değildi. Bütün enerjisini, Soğuk Savaş stratejisi çerçevesinde sarf eden ABD için Yugoslavya’nın dağılması ve Bosna Savaşı ile birlikte yeni bir süreç başladı.

Yugoslavya’nın dağılmasını hızlandırma anlamında en etkin rolü, Slovenya’nın ve Hırvatistan’ın bağımsızlığını destekleyen AB üstlendi. AB, üstlendiği bu rolle Yugoslavya’nın dağılmasını sağladı ancak özellikle Sırbistan faktörünün yol açtığı derin krizi yönetmekte aynı beceriyi gösteremedi. Bu kriz, hiç hesapta olmayan "Boşnak" faktörünü bütün dünyanın gözleri önüne serdi. AB’nin bu noktada müdahil olmasının gecikmesi, ABD’nin Balkanlar’a yönelik somut politikalarının oluşmasına zemin hazırladı.

ABD’nin, bölgedeki etkinliğine zemin hazırlayan şartları dört temel başlıkta inceleyebiliriz:
1-ABD’nin, Bosna Savaşı ile birlikte zayıf kalan AB’nin dolduramadığı boşluğa talip olmasıyla stratejik etkinliğine imkan veren bir coğrafi alanın oluşması;
2-Giderek yükselen AB’nin oluşturmaya çalıştığı bölgesel iç bütünlük vizyonunun önüne geçmek için bir fırsatın oluşması;
3-AB’nin Ortadoğu, Kafkaslar ve Asya’ya çıkış yollarının bölgedeki savaş nedeniyle kapanmış olması;
4-ABD’nin Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte dillendirdiği Yeni Dünya Düzeni ve Büyük Ortadoğu Projesi’nin uygulanmasına yönelik olarak bölgenin bir laboratuar niteliğine haiz olması ve bölgenin bu projelerin koordinasyonuna imkan sağlaması.

Balkanlar, Osmanlı hakimiyeti altındaki tüm bölgelerin karakteristik özelliklerini bünyesinde barındırır. En belirgin karakteristik özellik, çok ulusluluktur. Balkanlar, öteden beri, uluslararası arenada tatbik edilmesi düşünülen uygulamaların ve bu uygulamalar esnasında/sonrasında karşılaşılması muhtemel tepkilerin ölçümü, planların başarıya ulaşıp ulaşamayacağına dair öngörülerin sınanması açısından oldukça önemli vazifeler üstlenmiştir. Örneğin; dünya, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Balkan uluslarının ulus devletçi ayaklanmalarına şahitlik etmiştir. Zaman içerisinde buradan üretilen Osmanlı’yı parçalama modeli, Arap Yarımadası’nda da karşılık bulmuştur. Laboratuarlığını Balkanlar’ın yaptığı üründe son noktanın Arap Yarımadası’nda konduğunu görürüz.

Nitekim yakın zamanda da bunun bir başka örneğini Dayton Barış Antlaşması’yla yaşadık. Organize edilen Srebrenitsa Katliamı’yla, Aliya İzzetbegoviç’e dayatılan bu antlaşma bugünlerde konuşulan Büyük Ortadoğu Projesi’nin önemli yapı taşlarından biri niteliğindedir. Antlaşma’yla birlikte Bosna-Hersek devleti Republica Sırpska ve Bosna-Hersek Federasyonu olmak üzere iki ayrı entiteye bölünmüştür. Boşnak, Sırp ve Hırvatlardan müteşekkil üçlü cumhurbaşkanlığı sisteminin kurulduğu Bosna-Hersek’te, savaş öncesinde var olmayan ayrı bir Sırp devleti ihdas edilmiştir. Tüm bunların üzerinde ise uluslararası gücün temsilcisi belirleyici bir konumda bulunmaktadır.

Bugün Irak’ta, tartışılan federal yapı Bosna-Hersek’te Dayton’la birlikte uygulamaya konulan yapının aynısıdır. Sırpların Bosna’da soykırıma girişmesi, Saddam’ın Kuveyt’e saldırması, 11 Eylül’ün doğuştan sanıklarının Afganistan’da yerleşik bulunması… Hepsinin ortak akıbeti Barış Gücü’nün konuşlanması, yeni bir devletin ortaya çıkması ve üzerinde mutlaka bir yüksek temsilcinin bulunacağı federal yapıların kurulmasıdır. Tüm bunların temelinde kontrollü gerginlik stratejisi vardır. Kontrollü gerginliğin işlevsiz kaldığı noktalarda, kontrolden çıkmış gerginliğe izin verilmektedir. Gerginliklerin aktörleri ise yeri geldiğinde bir lider, yeri geldiğinde bir toplum, yeri geldiğinde bir azınlık, yeri geldiğinde bir devlet olmaktadır. Bu bağlamda Balkanlar’ın son yüzyıldaki baş aktörü Sırplardır. Sırplar bu rol için kendi iç dinamikleri dolayısıyla biçilmiş kaftandır. Peki, bugün Balkanlar’da yaşananlar acaba gelecekte hangi bölgede uygulanacak bir programın test aşamasıdır?

ABD için bölgede oluşan şartların Dayton Barış Antlaşması ile birlikte kazandığı yeni boyut, savaşı sonlandıran bir devlet olmanın aldatıcı görüntüsü eşliğinde ABD’nin bölgeye yerleşmesi sonucunu doğurmuştur. Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı’na karşı Avrupa’nın kuzeyinde konuşlanmış ABD üsleri, yeni bir işlev üstlenmek kaydıyla Balkanlar’a kaydırılmıştır.
ABD, Balkanlar’da kendisi için yeni bir pazar oluşturmakla beraber, enerji kaynaklarının AB’ye geçişinde de önemli olan bir yere hakim olmuştur. Bu durum, ABD’nin, siyasal açıdan zaten kontrol ettiği AB’yi ekonomik anlamda da denetim altına alması anlamına gelmektedir.
ABD bugün, Balkanlar’daki üsleri sayesinde, gerek bu bölgeye gerekse Ortadoğu ve Kafkaslar’a daha hızlı müdahil olabilmektedir. Bölgeye yerleşen ABD’nin, bu şekilde AB üzerinde söz sahibi olduğu da apaçık ortadadır.

Kuşkusuz, ABD’nin buradaki varlığı, sorun çözücü bir gerekçeden ziyade, kendi güvenlik stratejisi ile izah edilmelidir. Bu stratejinin bir getirisi olarak, ABD’nin Kosova’nın bağımsızlık sürecinin hızlanmasına önemli katkılar sağladığını söyleyebiliriz. ABD’nin bölgede varolabilmesi, bölgede oluşturabileceği partnerlerle daha da kolaylaşacaktır.

Bu konjonktürde dikkat çeken bir diğer nokta ise, ABD’nin bölgede başka Müslüman unsurların etkin olmasını istememesidir. Buna ilişkin en can alıcı örnek ise, savaş zamanında Bosna’da bulunmuş olmaları hasebiyle, Bosna-Hersek vatandaşlığı alan diğer milletlere mensup Müslümanların, vatandaşlıktan çıkarılması amacıyla Bosna-Hersek Hükümeti’ne yapılan baskılardır. Ne yazık ki, Bosna-Hersek Hükümeti Dayton Barış Antlaşması’nı gerekçe göstererek, bir zamanlar vatandaşlık verdiği Müslümanları sınır dışı etmeye başlamıştır.

Gelelim Türkiye’nin Balkanlar politikasına. "Yurtta sulh cihanda sulh" tabirini kendi içine kapanmak olarak algılayan yerleşik devlet mantığı, genelde dış dünyaya ve özelde de dışladığı dünyaya bütün algılarını kapatmış durumdaydı. Bugünlerde bunun kısmen de olsa farklı bir kalıba büründüğünü müşahede ediyoruz. Devletin özellikle Başbakanlığa bağlı TİKA ile bir zamanlar dışladığımız dünyaya yöneldiğini ifade etmek mümkündür. Oysaki hem yurtta hem de dünyada aslolan sulh, kendi içine kapanarak değil aksine dışa açılarak sağlanabilecek bir olgudur. Bugün İstanbul’un, Ankara’nın sulhu Saraybosna’nın, Beyrut’un sulhundan bağımsız ele alınamaz.
Bugün Türk halkı, çeşitli vesilelerle, Balkanlar’ı yeniden keşfe çıkmış durumdadır. Bu, Balkanlar’da daha iyi bir düzleme geldiğimizin küçük ama önemli bir göstergesidir. Ancak bu elbetteki yeterli değildir. Bölge insanıyla entelektüel, kültürel, insani bağlamda kuracağımız her ilişki biçimi, hem bölgenin hem de bizim zihinsel kilitlenmişliğimizi çözecektir. Sivil anlamda bölgeyle iletişimde önemli vazife gören turistik seyahatler, artık farklı alanlarda işbirliğine olanak sağlayacak şekilde planlar içermelidir. Son tahlilde, İHH’nın, yıllardan beri sürdürdüğü yardım faaliyetleriyle, oldukça kritik bir vazife üstlendiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

 

Sayı 45

DÜNYA GÜNDEMİ; G-8 ülkeleri ve zirvenin geleceği
G-8 zirvesi, dünya sorunlarına çözüm bulma zirvesi mi, yoksa yalnızca bir fotoğraf zirvesi mi? ...

ROPÖRTAJ; Irak'ın cesur kadınları

İHH İnsani Yardım Vakfı olarak Irak Türkmen Kadınları Derneği Başkanı Yüsra Ömer’i, bir grup Iraklı hanımla beraber temmuz ayında Türkiye’de ağırladık. İstanb...

DOSYA; Irak'ın Sessiz Çığlığı: Irak'a farklı bakmak

Eski düzen-yeni düzen tartışmaları arasında siyasi polemiklere, stratejik analizlere ve uluslararası güçlerin global pazarlıklarına pek konu olmayan Irak’taki insani ...


DÜNYA GÜNDEMİ; Çok katilli ve çok ölümlü beynelmilel bir oyun: Srebrenitsa
Srebrenitsa’da yaşanan soykırımı önemli kılan hususlar; zamanlama, teorik planlamanın kusursuz işleyişi, uygulamadaki sürat ve yapılanlara BM’nin bizzat eşlik etmesidir....

DÜNYA GÜNDEMİ; AFRİKA: Soykırım iddiaları
Sudan’da çıkarlarını bir türlü sağlayamayan küresel güçler, çözümü devlet başkanını soykırım gibi çok ciddi bir suçla yargıl...

DOSYA; Irak'ın Sessiz Çığlığı: Sonuç ve öneriler
2003 yılından bu yana Irak’ın içinde bulunduğu koşullar, olumsuz ambargo mirası üzerine bindiğinden çok büyük bir yıkıma neden olmuştur. İşgal sonrası uygulanan yanl...