|
Ziyaret sonrası olumlu ve olumsuz gösterilen gürültülü tepkiler, asıl resmin önüne geçmeyi yine başardı. Fakat bu nazik barış gösterileri Vatikan’ın Ortadoğu üzerinde oynanan oyunlardaki rolünü görmemizi engellememelidir.
Geçtiğimiz Kasım ayına, Papa 16. Benediktus’un yankı uyandıran Türkiye ziyareti damgasını vurdu. Ziyaret
boyunca kelimenin tam anlamıyla dünyanın gözü Türkiye’nin üzerindeydi.
Ertesi gün Kuzey Amerika metrolarında ücretsiz dağıtılan haber
dergilerinde bile manşette Ali Bardakoğlu ile Papa 16. Benediktus’un
gülümseyen samimi fotoğrafları vardı. Dünya kamuoyunun ziyareti
neredeyse an be an yayın kanallarına taşıdığını zaten biliyoruz. Fakat
sokaktaki adam, tüm detaylar ve satır aralarında yollanan mesajlardan
çok ziyaretin genel havası ile ilgiliydi. Zihinlerdeki soru belliydi:
"Müslümanlar olay çıkartacak mı?" Hatta endişelerin komplo
senaryolarına dönüştüğü varsayımları dahi mevcuttu. Papa’ya suikast
girişimi endişesi, sadece kulaktan kulağa dolaşan bir fısıltı değildi
ve Türkiye de bunun farkındaydı.
Türkiye için 16. Benediktus, tavır ve davranışlarıyla barış mesajı
vermeye ve "özür dilemeden" hatasını affettirmeye çalışmış bir papadır.
Türkiye’nin AB üyeliğini desteklediğini belirtmiş, Anıtkabir’i ziyaret
etmiş, hatta Türk bayrağı sallayıp "kalbinin yarısını İstanbul’da
bırakarak" ülkeye veda etmişti. Fakat esasen tavır ve jestlerinin
değişen bakış açısını yansıtmaktan çok daha farklı yönleri vardı.
Hıristiyan alemine çeki-düzen verme gayreti içindeki papa, kiliseleri
birleştirme ziyaretini görsel bir şölene dönüştürmeyi başarmış ve
yurduna kendini ispatlamış bir papa olarak dönmüştü.
Birkaç yıl önce "üretilen" medeniyetler çatışması tezi ve ardından
tırmandırılan İslam’a yönelik gerilimlerde Türkiye’ye biçilen rol,
"kilit adam" olma idi. Türkiye, George Bush’un ifadesiyle "cephe
ülkesi"ydi. Ziyaret öncesi kopartılan fırtınalar, İslam-Hıristiyan
karşıtlığına göndermeler yapmakta ve ziyaret süresince yaşanacak
gelişmelerin krizin gidişatını belirleyeceğini savunarak Türkiye
üzerindeki dikkatleri arttırmaktaydı. Vatikan da ziyaret öncesi
tartışmaları körüklemekten sakınmadı. Vatikan’ın ne evvelki provokatif
halinin ne de ziyaret süresince gönderdiği olumlu mesajların tesadüf
olmadığını görmek hiç de zor değil.
Papa’nın Türkiye ziyaretini bu kadar önemli kılan, birçok kaynak
tarafından "talihsiz" olarak nitelendirilen provokatif ve yakışıksız
hatalarıdır. İfadeleri her ne kadar İslam karşıtı çevreleri memnun
ettiyse de, samimi Katolik dindarlar ve hatta entelektüeller tarafından
hiç hoş karşılanmadı. Meselenin bu yönü, 16. Benediktus için
ziyadesiyle önemlidir. Papalık kurumunun, gerek otorite gerekse
popülaritesini kaybettiği şu dönemde papanın dengelere dikkat etmesi
gerekmekteydi. Nitekim 16. Benediktus da bu konuyu önemsemekteydi.
Kendisine "Benedikt", yani Avrupa’nın koruyucu azizinin ismini
seçmesinin de benzer bir nedeni vardı. İsmini, Avrupa’yı dindarlaştırma
yolundaki misyonuna muvafık olacak şekilde seçmişti ve papalık
kurumunun ve Vatikan’ın güçlenmesini arzu ettiğinin sinyallerini
vermişti. Oysaki İslam’a "kardeş din" olarak bakan uzlaşmacı bir
papanın halefiydi ve birçok Katoliğin selefine dünya barışına
katkılarından dolayı meftun olduğu gerçeğini göz ardı etmişti.
Dolayısıyla Papa’nın İslam’la ilgili sözleri, evvela kendisine
meşruiyet aradığı taban tarafından şiddetle eleştirilmiş, dahası birçok
Katolik çevrenin Papa’dan bahsederken "fikirlerinin tüm Katolikleri
yansıtmadığını" belirtmesine sebep olmuştu. Bu etkiler, Papa’nın
Katolikleri temsil meşruiyetinin sorgulanması anlamına geliyordu ve
Benedikt Türkiye ziyaretine birkaç gün kala yaptığı değişiklikler ve
ziyaret boyunca sergilediği performans ile bu prestij kaybının da önünü
almış oldu. Ziyaret süresince gafını affettirme çabaları ne Türkiye ne
de dünya kamuoyunun dikkatinden kaçtı. Tartışma ve gerilim
yaratmasından en çok endişe edilen hareketlerden iradi olarak sakındı.
Ayasofya’da dua ederse diye endişe edilirken, o duasını Sultanahmet
Camii’nde yaptı. Böylece ilk kez cami ziyaret eden papa olmakla
kalmadı, il müftüsü Çağrıcı’nın davetine uyarak kıbleye yöneldi ve
"huzur duruşu"nda bulundu. Diplomatik ilişkilerde çok anlamlı olan
küçük detaylar ve papanın bunlara karşı gösterdiği hassasiyet köşe
yazılarında bile ince ince irdelendi.
Papa’nın ziyareti ile ilgili okunabilecek daha birçok satır araları
elbette var. Fakat ziyaretin farklı çevrelerde algılanış ve yansıtılış
biçimlerinin de en az ziyaretin kendisi kadar dikkate değer olduğunu
düşünüyoruz. Ziyaret sonrası olumlu ve olumsuz gösterilen gürültülü
tepkiler, asıl resmin önüne geçmeyi yine başardı. Fakat bu nazik barış
gösterileri Vatikan’ın Ortadoğu üzerinde oynanan oyunlardaki rolünü
görmemizi engellememelidir.
|