Son zamanlarda Bağdat’ta kaçırılan akademisyenlerin sayısı, işgal edilen Irak’taki eğitim sisteminde gelinen ümitsiz durumu ortaya koyuyor. Irak polis üniforması giyen silahlı kişiler, şu ana kadar Yüksek Öğrenim Bakanlığı’na bağlı 150 kadar akademisyeni kaçırdı. Parlamentodaki eğitim komisyonu başkanı Alaa Makki, olayı "ulusal felaket" olarak nitelendirirken, Yüksek Öğrenim Bakanı Abed Dhiab al-Ujaili "ne olduğu anlaşılıncaya kadar", "daha fazla profesörü kaybetmemek için" Bağdat’taki tüm üniversitelerde eğitime ara verildiğini duyurdu.
Şu ana kadar 70 akademisyen bulundu ancak diğerleri hala kayıp. Diğer
profesyonellerle birlikte akademisyenler de Irak’ın çoğu bölgesinde
kontrolsüz devam eden mezhep çatışmalarının hedefi haline geldiler.
Binlerce profesör ve araştırma görevlisi uzun zamandır süren savaşın
yıktığı Irak’ı terk etmiş durumda.
Bağdat’taki büyük bir üniversitenin yöneticisi faili meçhul durumla
ilgili olarak Inter Press Service’e konuştu ve "Irak üniversiteleri
milis ve ölüm mangalarının karargahlarına dönüştü. Tek problem dini
liderlerin resimlerinin ve mezhep bayraklarının her yerde olması değil,
ama bu liderler ve yandaşları her şeye müdahale ediyorlar." dedi.
Irak güvenlik güçleri de mezhep gruplarınca yapıldığına yaygın olarak
inanılan bazı büyük kaçırma olaylarıında rol almakla veya en azından bu
olayları göz ardı etmekle suçlanıyor. Sünni azınlık ise pek çok kaçırma
olayı için İçişleri Bakanlığı’nı da kontrol altında tutan Şii siyasal
partilerinin silahlı gruplarını suçluyor. Irak’ta Yüksek Öğrenim
Bakanlığı halen Sünni Arap siyasi bloğu üyesi biri tarafından
yönetiliyor.
Mevcut felaketin tek sebebi, -yeniden yapılanma ve Irak eğitim
sisteminin rehabilitasyonuyla ilgili tutulamayan vaatlerle birlikte-
2003 yılındaki Amerikan istilası ve Irak’ın işgali değil. UNESCO
(Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Organizasyonu), 1991’deki
Körfez Savaşı öncesi Irak’ın bölgedeki en iyi eğitim performansına
sahip ülkelerden biri olduğunu rapor etmişti. Rapora göre, Irak’ta
okuma-yazma oranı oldukça yüksekti ve ilkokula kaydolma oranı %100’dü.
Saddam Hüseyin rejimi (1979-2003) döneminde, Irak’taki okul sayısı
1970’lerde uygulamaya geçen zorunlu eğitim kanunuyla birlikte
artırılmıştı. Okur-yazarlığı teşvik için büyük bir kampanya düzenlenmiş
ve halk yasal cezalardan muaf olmak için çocuklarını okula göndermek
zorunda kalmıştı.
İşgal öncesi dönemde, Baas Partisi din eğitimi ile ilgili konulardaki
çalışmaları denetimine almıştı. Bunun yanında, idareciler ve
öğretmenler, çoğunlukla iş güvenliği için, yönetimdeki partiye yakın
olmayı tercih ediyorlardı. Amerikan işgalinin başlaması ve özellikle
Coalition Provisional Authority (CPA/ Geçici Koalisyon Yönetimi)
Başkanı L. Paul Bremer’in "anti-Baaslaştırma" planını uygulamaya
koyması, Baas ile ilişkili öğretmen ve yöneticilerin işten
çıkarılmasına, tutuklanmasına veya ölüm mangalarınca suikasta
uğramasına ve yerlerinin yönetimdeki yeni partinin seçtiği Şii
radikallerle değiştirilmesine yol açtı.
Zorlu ekonomik yaptırımlar ve mevcut işgale ek olarak bu faktörlerin
etkisi, Irak eğitim sistemini utanç içinde bırakıyor. İsmini açıklamak
istemeyen bir üst düzey eğitimci, Inter Press’e "Yeni işe alınan
öğretmenler yönetimdeki İslami partilerin üyeleri oldukları için ya da
rüşvet verdikleri için seçiliyorlar." şeklinde konuştu. Baas Partisi’ne
hiç katılmadığı için şu ana kadar işini koruyabilen yetkili, yeni
atanan öğretmenlerin kimisinin çok yaşlı olduğunu, kimilerinin de
hileyle mezuniyet sertifikaları aldıklarını, ancak milis güçleri olan
partiler tarafından atandıkları için bu kişileri görevden
uzaklaştırmanın mümkün olmadığını belirtiyor.
2003 işgali sırasında Amerikan uçaklarının bombaları nedeniyle ağır
hasar gören okulların rehabilitasyonu için sözde milyonlarca dolar
harcandı. Ancak, Bechtel Şirketi gibi yabancı müteahhitlerin ve onların
taşeronlarının iş kaliteleri o kadar kötüydü ki, ülke çapındaki
binlerce okul halen tam olarak onarılabilmiş değil. Onarım sürecinde,
paranın çoğu okulların yeniden boyanması ve uzun süre dayanmayacak ucuz
malzemelerin alınmasında harcandı.
Başka bir problem ise bazı bölgelerde okul binalarının farklı amaçlar
için kullanılması. Örneğin, Irak halkı, çatışmaların hakim olduğu
Ramadi’de ve Bağdat’ın bazı bölgelerinde Amerikan askerlerinin okul
binalarını özellikle gizli nişancılar için bir savaş mevkii olarak
kullanmalarından yakınıyor. Bağdat ve Irak’ın güney bölgelerindeki
diğer okullar da milisler ve ölüm mangaları tarafından kullanılabiliyor.
Bugün, eğitim sisteminin en büyük problemi belki de güvenlik sorunu.
Öğretmenler ve öğrenciler, böylesine karmaşık bir ortamda okul ve ev
arasında geçirdikleri yolculuğu oldukça tehlikeli buluyorlar. Fidye
için kaçırılma, ölüm mangaları tarafından katledilme korkusu ise
öğretmen ve öğrencilerin karşı karşıya oldukları başka bir tehlike.
Bütün bunların yanında, Irak ekonomisinin kötü durumu vaziyeti daha da
vahimleştiriyor. Irak’ta pek çok aile çocuklarını okula göndermemeyi
tercih ediyor ve onları temizlik görevlisi ya da dilenci olarak
sokaklarda çalışmaya zorluyorlar.
Geçen ay, Eğitim Bakanlığı Irak’taki 3,5 milyon öğrenciden sadece
%30’unun derslere devam ettiğini bildirdi. İngiliz sivil toplum
kuruluşu Save the Children’ın geçen yıl açıkladığı oran ise %75’ti.
Yani, derslere devam edenlerin oranı geçen yıldan bu yana yarı yarıya
azalmış. Bakanlığa göre, 20 Eylül’de başlayan yeni okul döneminde okula
devamlılık oranı rekor seviyede düşük. Bakanlığa göre, 20 Eylül’de
başlayan yeni eğitim döneminde okula devam oranı, Mart 2003’teki
Amerikan işgalinden bu yana en düşük seviyesinde. 2003 yılı savaş
öncesi dönemdeki devam oranı %100’e yakındı. Irak çalışma grubu Brüksel
Mahkemesi’nin açıkladığına göre de işgal sırasında en az 270
akademisyen öldürüldü. (Inter Press Service)
|