|
Geçtiğimiz ve yaşadığımız çağlar, devletlerin ve devlet dışı güçlerin güce endeksli politikalarının vahim sonuçlarının yaşandığı örneklerle doludur. Hiçbir hukuki kural tanımayan savaşlar, işgaller söz konusu iken bu arada soykırımlar, kölelik, imha hareketleri, işkence, tecavüz, kaybettirme gibi insanlık dışı muamelelere tanık olunmaktadır. Bu süreçte, bu suçlarla ilgili hep kazananların kaybedenleri yargıladığı sözde adil yargılamalar gerçekleşmiştir. II. Dünya Savaşı’ndan sonra insan haklarını koruma adına birçok mekanizma geliştirilmiş; ancak toplu ihlallerin önüne geçilememiştir. Nuremberg ve Tokyo Mahkemeleri örneklik teşkil etse de geçici ve olaylara özgü yapılar olmaları nedeniyle kalıcı çözümler üretilememiştir. Öte yandan başta BM olmak üzere, oluşan daimi uluslararası mekanizmaların yapısal sorunları (BM Güvenlik Konseyi’nde beş devletin veto hakkının olması gibi) sonuç almak için umut vermemektedir.
"Güvenlik" paranoyasıyla hareket ederken dahi dünyayı yaşanamaz bir
yer haline getirme çabası karşısında insanlık vicdanı adalet ve barış
arayışını sürdürmektedir. 90’lı yıllara gelindiğinde ise Bosna, Kosova,
Ruanda, Çeçenistan ve Filistin’de işlenen suçlar karşısında devletler,
sivil toplum kuruluşları ve tüm uluslararası mekanizmalar aciz
kalmıştır.
İşte bu ortamda insanlığın adalet arayışı, çok etkin sivil talepler ve
baskılar sonucunda 15 Haziran -17 Haziran 1998 tarihleri arasında
BM’nin öncülüğünde düzenlenen bir konferans ile kalıcı bir sonuca
ulaştırılmak istendi. Konferansın sonucunda Uluslararası Ceza
Mahkemesi’nin yargılayacağı suçlar, mahkemede uygulanacak usul ve
ilkeler ile mahkemenin yapısını belirleyen 128 maddelik "Roma Statüsü"
21 çekimser ve 7 ret oyuna karşı 120 oyla kabul edildi. Statüye göre bu
belge 31 Aralık 2002 tarihine kadar devletlerin imzasına açık tutuldu.
60 devletin imzası ve onayıyla Uluslararası Ceza Mahkemesi 1 Temmuz
2002’de 60. onay ile kuruldu ve yargı yetkisi başladı. 102 devlet
bugün itibariyle onay vererek taraf sıfatını kazandı. Öte yandan başta
ABD ve İsrail olmak üzere bazı devletler statüye onay vermedikleri gibi
mahkemeyi etkisiz hale getirecek politikaları ve uluslararası
mekanizmaları işletmekten geri durmadılar. Özellikle ABD’nin 90
civarında ülke ile ikili anlaşmalar yaparak "hukuksuz cezasızlık"
ilkesini işlettiği ve statüye taraf olan devletleri statü hükümlerine
aykırı davranmaya zorladığı açıkça biliniyor.
Türkiye ise kendi mevzuatı ile Roma Statüsü’nün çelişkisini öncelikle
gerekçe göstererek statüyü henüz imzalamamıştır. Ancak Türk Ceza
Kanunu’nda ve anayasada yapılan değişikliklerle bu problem son dönemde
ortadan kalkmış ve Türkiye’nin de taraf olacağına dair sinyaller
verilmiştir.
Uluslararası Ceza Mahkemesi, soykırım suçları, insanlığa karşı suçlar,
savaş suçları ve saldırı suçları konusunda yargı yetkisine sahiptir. Bu
suçlardan herhangi birisi
- Roma Statüsü’nü onaylayan devletin toprakları dahilinde işlendiğinde,
- Roma Statüsü’nü onaylayan devletin vatandaşı tarafından işlendiğinde,
- Roma Statüsü’nü onaylamayan bir devlet, bir olay karşısında
mahkemenin yargı yetkisini kabul ettiğine dair bir bildirimde
bulunduğunda (ad hoc)
- Suçların işlenmesi, uluslararası barış ve güvenliği tehdit veya
ihlal ettiği durumlarda BM Güvenlik Konseyi, durumu uygun şekilde
mahkemeye gönderdiğinde, Uluslararası Ceza Mahkemesi statüye taraf
olmayan bir devletin ülkesinde ve o ülkenin vatandaşı olan ilgili
kişiler hakkında soruşturma açmaya yetkilidir.
Uluslararası Ceza Mahkemesi 18 yaşından küçükler hariç, görev
itibariyle pozisyonu ne olursa olsun tüm gerçek kişileri
yargılayabilir. Mahkemenin kuruluşundan önce işlenen suçlar için
yargılama yetkisi bulunmamaktadır. Statüye göre 1 Temmuz 2002’den
itibaren işlenen suçlara bakabilecektir. Mahkemenin merkezi
Lahey(Hollanda)’de olup Mahkeme gerekli görürse başka yerlerde
toplanabilir ve taraf olan devletlerin üzerinde görev ve yetki
kullanabilir. Mahkeme için mali kaynak BM bütçesinden
sağlanmaktadır.
Statüye konu işlenen bir suç ile ilgili taraf devletlerin ulusal
mahkemelerinde yargılama yapılması halinde Uluslararası Ceza Mahkemesi
kural olarak yargılama başlatmamaktadır. Ancak ulusal mahkemelerdeki
yargılamanın göstermelik veya etkisiz/yetersiz olduğu anlaşılırsa ya da
adil yargılama kurallarına uyulmazsa Uluslararası Ceza Mahkemesi
statüde yer alan tamamlayıcılık ilkesi gereğince harekete
geçebilmektedir.
Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne, BM Güvenlik Konseyi’nin talebi ile,
Roma Statüsü’ne taraf olan devletlerin talebi ile veya Uluslararası
Ceza Mahkemesi savcısına herhangi bir kaynaktan gelen bilgi,
mağdurların veya yakınlarından veya herhangi bir gerçek ya da tüzel
kişiden gelecek başvurular yoluyla olmak üzere üç şekilde başvurularak
soruşturma başlatılması mümkündür.
Mahkeme suçlu bulduğu ve mahkumiyet kararı verdiği kişilere para
cezası, malvarlığına el koyma, 30 yıla kadar hapis ve müebbet hapis
şeklinde ceza verebileceği gibi eski hale getirme, tazminat ve
rehabilitasyon gibi giderim kararları da verebilir.
Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kuruluşundan bu yana Demokratik Kongo
Cumhuriyeti’nde yaşanan ve 1998’den bu yana 4 milyondan fazla insanın
yaşamını kaybettiği iç çatışmalar sırasında işlenen suçlar nedeniyle
soruşturma açılmış ve soruşturma sırasında çocuk cinayet ve
tecavüzlerinin de öne çıktığı görülmüştür. Bu yargılama sırasında 17
Mart 2006’da Thomas Lubanga isimli lider ilk tutuklanan kişi olmuştur.
Ayrıca Mahkeme 29 Temmuz 2004’te Uganda’da beş lider ile ilgili
soruşturma başlatmış ve tutuklama kararı çıkartmıştır. Darfur, Sudan,
Orta Afrika Cumhuriyeti, Gürcistan, Burundi, Irak, Kolombiya, Lübnan
Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşınan diğer önemli dosyalardan
bazılarıdır.
Halen Uluslararası Ceza Mahkemesi saldırı suçunun tanımlanamaması, veto
hakkı taşıyan BM Güvenlik Konseyi üyelerinden ABD, Çin ve Rusya’nın
statüye taraf olmaması ve İsrail de dahil olmak üzere bu devletlerin
Mahkemeyi etkisizleştirme çabası, terör suçlarının tanımı ve statüye
nasıl dahil edileceği tartışmaları önümüzde duran önemli sorunlardır.
Fakat her şeye rağmen suçların cezasız kalamayacağı ve mağdurlar için
adalet olması umudu, suçların işlenmesinde caydırıcı/engelleyici rolü
ve cezasızlığın sona ermesi açılarından Uluslararası Ceza Mahkemesi çok
önemli bir uluslararası hukuk mekanizmasıdır. Adaletten yana işlevsel
olması dilenmektedir. Zira "adalet" olmadan "barış" olamayacaktır.
|