Index arrow Düşünce Gündem arrow Sayı 24

Uzakdoğu: Kimler silahlansın kimler silahsızlansın? PDF Yazdır E-posta
Yazar Fatma Tunç Yaşar   
11 Eylül sonrasında başta ABD olmak üzere Batı ülkelerinin ‘güvenlik’ eksenli politikaları, Batı karşıtı ülkeleri de aynı gerekçeyle savunmaya geniş bütçe ayırmaya sevk etti ve bu ülkeler hızla silahlanma yarışı içerisine girdi.

Uzun süredir İran üzerinden dünya kamuoyunda geniş yankı bulan silah(sız)lanma sorunu Kuzey Kore’nin 9 Ekim’de yeraltında nükleer deneme yaptığını açıklamasıyla daha geniş bir platforma taşındı. 1994 yılında ABD ile yaptığı nükleer faaliyetlerini dondurma anlaşmasını 2002’de bozan ve “ABD’den gelen nükleer savaş ve yaptırım tehdidi nedeniyle caydırıcılığın bir parçası olarak” nükleer silah denemesi yaptığını açıklayan Kuzey Kore, bu denemeyle nükleer silah sahibi olduğu bilinen dokuzuncu ülke oldu. Bugün nükleer silahlara sahip olduğu bilinen diğer sekiz ülke ise ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin, İsrail, Hindistan ve Pakistan.
Silahlanma, İran ve Kuzey Kore örneğinden yola çıkarak bakıldığında, ABD tekelinde çözülmeye çalışılan bir sorun olarak gözükmekle birlikte aslında tüm dünyayı tehdit eden çok önemli bir sorun. 1970 yılında 188 ülke tarafından imzalanan Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması bu sorunu çözmek için atılmış en önemli adım olarak kabul ediliyor. Nükleer silah ve teknolojinin yayılmasının engellenmesini ve bu teknolojinin barışçıl amaçlarla kullanılmasını amaçlayan bu anlaşmaya göre nükleer silaha sahip olmayan ülkelerin bunları edinmeye çalışmaması, tersi durumdaki ülkelerin ise silahsızlanmayı kabul etmesi gerekiyor. Fakat sadece teorik olarak yürürlükte olan bu anlaşmada nükleer güç sahibi dokuz ülkeden dördü olan İsrail, Hindistan, Pakistan ve Kuzey Kore’nin imzası bulunmuyor.silahlanma12.jpg

11 Eylül sonrasında başta ABD olmak üzere Batı ülkelerinin ‘güvenlik’ eksenli politikaları, Batı karşıtı ülkeleri de aynı gerekçeyle savunmaya geniş bütçe ayırmaya sevk etti ve bu ülkeler hızla silahlanma yarışı içerisine girdi. Bu süreçte ABD’nin ve Rusya’nın terörle mücadele gerekçesiyle izlediği saldırgan politikalar süreci daha da hızlandırdı. ABD’nin 30 Aralık 2001’den beri yürürlükte olan Anti-Balistik Füze Antlaşması (ABM)’ndan çekilmesi, son yıllarda bütün nükleer başlıklı füzelerini modernize etmesi ve Nükleer Silahların Yayılmasını Engelleme Antlaşması’nı imzalamayan Hindistan’ı nükleer kulübe kabul etmesi, öte yandan Mart 2006’da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Rusya ölçeğinde bir ülkenin güvenliği için nükleer silahlanmaya mecbur olduğunu ifade etmesi her an sıcak çatışmaya dönüşmeye hazır bir güvensizlik ortamı olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte nükleer silahlanmadan en çok rahatsız olan ülkelerin başında, yine en çok nükleer silaha sahip olan ve izlediği politikalar ile silahlanmayı mecburiyet haline getiren ABD ve Rusya geliyor.

Aslına bakılırsa silahlanma sadece Batı karşıtı, özellikle de ABD karşıtı ülkeler söz konusu olduğunda bir soruna dönüşüyor. Nitekim nükleer silaha sahip ülkeler arasında en büyük tehlike olarak Bush’un şer ekseni nitelemesinde bulunduğu Kuzey Kore ve İran (Suriye de bu eksende yer alıyor) gösteriliyor. Kuzey Kore nükleer çalışmalarının gerekçesi olarak ABD tehdidini ileri sürerken söz konusu anlaşmada imzası bulunan İran, nükleer enerjiyi teknolojik gelişmenin temeli olarak nitelendiriyor ve bu enerjiye barışçı amaçlarla sahip olmak istediğini vurguluyor. Her iki ülke de bunun en doğal hakları olduğunu savunuyor. Fakat ABD muhalif ülkelerin silahlanmasını başlıca savaş ya da müdahale gerekçesi olarak kabul ediyor. Nitekim kitle imha silahları bulunduğu gerekçesiyle Irak’ı işgal eden ABD, nükleer faaliyetleri nedeniyle de İran’a savaş açmaya hazır bekliyor. Bununla birlikte Washington yönetimi, Kuzey Kore’yi İran ve Irak’tan farklı bir kefeye koydu ve bu ülkeye yönelik bir savaşın söz konusu olmadığını açıkladı. Görünen o ki, Bush’a göre nükleer silahlar, İslam coğrafyasında olduğunda çok daha büyük bir tehdit oluşturuyor. Bu da Batı’nın İslam ve terörizmi sürekli yan yana koymasının bir sonucu olsa gerek. Öte yandan ABD müttefiki İsrail, sahip olduğu silahlar nedeniyle şimdiye kadar hiçbir şekilde hesap vermeye mecbur edilmedi ve edileceğe de benzemiyor.
Mevcut duruma bakıldığında kimlerin silahlanacağına ve kimlerin de silahsızlanacağına önde gelen belli güçler karar veriyor. Oysa silah(sız)lanma belli ülkelerin çıkarlarını değil tüm insanlığın geleceğini göz önünde bulunduran uluslararası anlaşmalar çerçevesinde gerçekleşmelidir. Çünkü özellikle kitle imha silahları kategorisinde yer alan biyolojik, kimyasal ve nükleer silahlar bir seferde yüz binlerce insanın ölümüne ve nesiller boyu devam eden biyolojik ve psikolojik tahribata neden olabilmektedir. Dolayısıyla bölgesel ve küresel barışın sağlanması sadece belli ülkelerin değil tüm ülkelerin silahsızlanmasıyla mümkün olacaktır. Eğer gerçekten tüm dünyada barışa hizmet edecek bir silahsızlanma isteniyorsa öncelikle Batı ülkelerinin başta Afrika ülkeleri olmak üzere çatışmaların yaşandığı pek çok ülkeye sorumsuzca gerçekleştirdiği silah ihracatını yeniden gözden geçirmesi gerekmektedir.

 

Sayı 45

DÜNYA GÜNDEMİ; AFRİKA: Soykırım iddiaları
Sudan’da çıkarlarını bir türlü sağlayamayan küresel güçler, çözümü devlet başkanını soykırım gibi çok ciddi bir suçla yargıl...

DÜNYA GÜNDEMİ; Çok katilli ve çok ölümlü beynelmilel bir oyun: Srebrenitsa
Srebrenitsa’da yaşanan soykırımı önemli kılan hususlar; zamanlama, teorik planlamanın kusursuz işleyişi, uygulamadaki sürat ve yapılanlara BM’nin bizzat eşlik etmesidir....


DOSYA; Irak'ın Sessiz Çığlığı: Sonuç ve öneriler
2003 yılından bu yana Irak’ın içinde bulunduğu koşullar, olumsuz ambargo mirası üzerine bindiğinden çok büyük bir yıkıma neden olmuştur. İşgal sonrası uygulanan yanl...

DOSYA; Irak'ın Sessiz Çığlığı: Irak'a farklı bakmak

Eski düzen-yeni düzen tartışmaları arasında siyasi polemiklere, stratejik analizlere ve uluslararası güçlerin global pazarlıklarına pek konu olmayan Irak’taki insani ...

ADANMIŞ HAYATLAR: İlim ve mücadele ile taçlanmış bir yaşam, işgalle sonlanan bir ses: Dr. Isam el-Ra
İslam dünyasının 20. yüzyılda yetiştirdiği entelektüellerden, Iraklı Alimler Birliği Başkanı Dr. Isam el-Ravi, 2006 yılında Bağdat Üniversitesi’ne gitmek üzere evinden a...

İSLAM COĞRAFYASI: Sömürgeden bağımsızlığa Cezayir

Cezayir halkı, tam 130 sene Fransa’ya her ne pahasına olursa olsun boyun eğmemekte direndi ve sonunda 1962 yılında bağımsızlığını elde etti. ...