|
Fransız Meclisi, Ermenilere soykırım yapıldığı yönündeki iddiayı milletvekillerinin sadece beşte birinin oyuyla kabul etti. Aslında bu, bir manada senelerdir Avrupa’yı karış karış dolaşarak herkese kendilerine soykırım yapıldığını ellerindeki asılsız belgelerle anlatan Ermenilerin başarısıydı.
20. yüzyıla girildiği bir dönemde Osmanlı Devleti’ne karşı bütün
cephelerde saldırıya geçen Avrupalı devletler Yemen’den Kafkasya’ya,
Balkanlar’dan Trablusgarp’a kadar cepheyi alabildiğine
genişletmişlerdi. İşte bu esnada Avrupalılar Anadolu’nun savunmasının
zayıflamasından istifade etme yoluna gittiler. Avrupa devletleri
asırlardır soy, din, dil ve kültür ayrımı yapılmadan huzur içinde
yaşayan gayrimüslim unsurları, başta Ermeniler olmak üzere, devlete
karşı tahrik ettiler. Savunmasız köy ve kasabalardaki Müslüman halka
karşı büyük bir kıyım başlatıldı ve yüz binlerce çocuk, kadın ve yaşlı
katledildi. Bu insanlık dışı uygulamaya rağmen Osmanlı, gayrimüslim
unsurlarına karşı, benzerlerine Batı toplumlarında rastladığımız bir
katliamın gerçekleşmesine müsaade etmedi.
Avrupa devletleri arasında Anadolu’nun kan gölüne dönmesine sebep
olanların başında Fransa gelmektedir. Kaldı ki aynı dönemde Afrika’daki
sömürgelerinden topladığı neredeyse tamamı Müslümanlardan oluşan bir
milyon askerin en az 200 binini Çanakkale’ye ve Güneydoğu Anadolu’ya
işgal için sevk eden de bu ülkeden başkası değildi. Bir taraftan
içerideki Ermenileri, diğer taraftan Osmanlı’ya gönülden bağlı Afrikalı
Müslümanları zorla silah altına alarak ölümüne savaştırdı.
Soykırım anlamına gelen jenosit (genocide) kavramı ilk defa İkinci
Dünya Savaşı’nın sonunda kullanıldı. Almanların Yahudilere karşı
işlediği fiiller 1944 yılında “soykırım” şeklinde mahkeme kayıtlarına
girdi. Fakat dünyada yüzlerce olay bu kavram içine girdiği halde
2000’li yıllara kadar sadece dört olay için kullanıldı. Bunlardan üçü
kavramın kullanıldığı tarihten sonraki olaylarla ilgilidir. Almanlar
başta olmak üzere Avrupalıların Yahudilere karşı uygulamaları, 1994
yılında Ruanda’da yaşanan ve birkaç ay içinde bir buçuk milyon insanın
katledildiği Ruanda Katliamı ile 1995 yılında Bosna’da Sırpların
Müslümanlara karşı yaptığı katliam uluslararası planda soykırımı olarak
kabul edilmektedir.
Bu üç insanlık dışı olayda da Avrupalıların yönlendirici ve göz yumucu
oldukları bilinmektedir. Uluslararası alanda bazı ülkelerin “soykırım”
olarak kabul ettikleri dördüncü olay ise bu kavramın kullanılmaya
başlandığı tarihten 30 sene önce Ermenilerin Osmanlı tarafından
soykırıma tabi tutulduğu iddiasıdır. Haliyle 1944, 1994 ve 1995 yılında
yaşanan üç olay dışında 1915 yılında yaşandığı iddia edilen olayı
soykırımı kavramına dahil etme çabaları Türkiye’ye karşı takınılan bir
art niyetin göstergesidir ve özellikle Avrupa’da önemli mevkilere gelen
bazı Ermenilerin girişimleriyle ve zorlamayla kabul edilmiş bir
durumdur.
Dikkat edilirse Avrupa ülkeleri bugüne kadar farklı coğrafyalarda
soykırım kavramının içine giren pek çok olaya sebep oldukları halde
bunları uluslararası alanda gündeme getirmekten kaçınmaktadırlar. Haçlı
Seferleriyle Anadolu ve Kudüs’ü kan gölüne çevirmeleri tam bir
soykırımdır. İspanya’da dokuz asır hüküm süren Endülüs Müslümanlarından
geriye bir tek Müslüman’ın kalmaması dünya tarihinde benzerine hiç
rastlanılmayacak bir olaydır. Amerika kıtasını keşfettiklerini iddia
ettikleri 15. yüzyılın sonundan itibaren birkaç asır içinde yüz
milyonlarca Amerika yerlisini katletmeleri, Afrika’dan taşıdıkları
kölelere karşı uygulamaları, yine Afrika’nın sömürgeleştirilmesi
sürecinde milyonlarca insanın öldürülmesi nedense soykırım olarak
tanımlanmamaktadır.
Avrupa devletleri farklı coğrafyalarda din, soy ve kültür olarak
kendilerinden ayrılan insanlara uyguladıklarını soykırım saymadıkları
gibi bizzat kendi insanları için reva gördüklerini de bu kapsama
sokmamaktadır. Tarihi soykırım kavramının içine girecek çok sayıda
olayla dolu ülkelerin başında Fransa gelmektedir. Fransız tarihçiler
yazdıkları kitaplarla yaşanan bu olayları soykırım olarak
nitelendirseler de, devlet böyle bir tanımlamaya asla yanaşmamaktadır.
12. yüzyılda Güney Fransa’da yaşayan ve Vatikan’dan farklı bir Katolik
inancına sahip oldukları için sapıklıkla itham edilen Katar (Cathares)
toplumuna karşı girişilen katliam, 1570’li yıllarda Protestanların
katledilmesi olayı, 1789 Fransız İhtilali’ni takip eden yıllarda
yaşanan insanlık dışı gelişmelerde toplumun her kesiminden en az bir
buçuk milyon insanın katledilmesi, yine bu dönemde yaşanan ve
“Fransız’ın Fransız’a soykırımı” olarak kitaplarda yerini alan Vendée
Katliamı, 1871’de Prusya’nın Paris’i kuşatması esnasında yaşanan ve ölü
sayısının on binlerle ifade edildiği Paris Komünü’nün yok edilmesi
olayı Fransa tarihinin soykırımları arasındadır. Bu olayların
hiçbirisinden dolayı özür dilemeyen Fransız Meclisi, son kararıyla
kendi yaptıklarını uzun süre daha görmezden gelecek ve kamuoyunu
oyalamaya devam edecektir.
Cezayir’de 1950’li yıllarda başlayıp 1960’lı yıllara kadar devam eden
iç savaşın baş müsebbibi Fransa yaklaşık iki milyona yakın insanı
sadece bağımsızlık istedikleri için öldürmüş, milyonlarcasının acı
çekmesine sebep olmuştur. Bunların hiçbirisini gündemine almayan bir
ülkenin “Ermeni soykırımı” adıyla ifade edilen bir iddiayı gündemine
alarak buna karşı çıkacaklara hapis ve para cezası vermeyi kabul
etmesinin makul bir tarafı bulunmamaktadır.
|